Monday, February 7, 2011

Ermenilerden Amerikalı profesöre hakaret

http://www.dha.com.tr/ermenilerden-amerikali-profesore-hakaret-flashaber_140270.html

http://armenians-1915.blogspot.com/2011/02/3216-video-did-armenianturkish-troubles.htmlhttp://armenians-1915.blogspot.com/2011/02/3215-video-was-there-armenia-in-ottoman.html?utm_source=BP_recent

Ermenilerden Amerikalı profesöre hakaret
05.02.2011 15:16

Ermeniler, Türk dostu Amerikalı profesörün söylediklerine sinirlenince...

Haber: Alpaslan Düven- LONDRA- DHA



İngiltere’nin başkenti Londra’da düzenlenen “Önyargı, Aldatma ve Ermeni Sorunu” konulu konferansa konuşmacı olarak katılan İrlanda asıllı Amerikalı Profesör Justin McCarty, burada yaptığı konuşmasında, “Ermeniler, kendileriyle aynı fikirde olmayan herkesin ‘Şeytan’ olduğunu düşünüyor. Bu çok aptalca” dedi.



İngiltere’nin saygın eğitim kurumlarından ‘London School of Economics’ (LSE) binasında dün akşam düzenlenen LSE Çağdaş Türk Araştırmaları Kürsüsü Başkanı İktisat tarihçisi Profesör Şevket Pamuk’un oturum başkanlığını yaptığı “Önyargı, Aldatma ve Ermeni Sorunu” konulu konferansa, Türkiye’nin Londra Büyükelçisi Ünal Çeviköz, Azerbaycan'ın Londra Büyükelçisi Fakhraddin Gurbanov, Londra Başkonsolosu Ahmet Demirok, KKTC Londra Temsilcisi Kemal Köprülü, Büyükelçilik Müsteşarı Kerem Kıratlı, ünlü İngiliz tarihçi Anrew Mango, İngiltere Türk Dernekleri Federasyonu Başkanı Şener Sağlam, Başkan Yardımcısı Servet Hassan ve Av Kadir Kurtuluş’un yanı sıra çok sayıda Türk ve Ermeni vatandaşı katıldı.



LSE Çağdaş Türk Araştırmaları Kürsüsü Başkanı İktisat tarihçisi Profesör Şevket Pamuk, açılış konuşmasının ardından sözü nüfus, harita, ve tarih araştırmaları dalında uzman bir bilim adamı olan, Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) Louisville Üniversitesi’nde görevli Profesör Justin Mc Carthy’e bıraktı.



Profesör McCharty, bilimsel verilere dayanan sinevizyon gösterisiyle desteklediği sunumunda, arşiv araştırmalarından elde ettiği bulguları ortaya koyarak, 1800'lerin sonunda Anadolu coğrafyasında yaşanan olaylara ilişkin Ermeni iddialarını çürüttü.



Aralarında çok sayıda Ermeni dinleyicinin de bulunduğu yaklaşık 350 kişiye seslenen McCharty, yaklaşık iki saat süren sunumunda, Ermeni iddialarının temel kurgusundaki mantık hatalarını teker teker ortaya koyarak, çarpıtılan tarihi gerçekleri ve tahrif edilmiş istatistikleri dinleyenlerle paylaştı.



İşte Amerikalı Profesör Justin McCarty’in Ermenileri kızdıran sözleri:



“ERMENİ İDDİLARI ‘ASPARAGAS’ HABERLERDEN OLUŞUYOR”

Profesör McCharty, Amerikaya ulaştırılan haberlerin genelde İngiltere üzerinden geldiğini ve bu makalelerin genelde Ermeni basını için düzenlenen toplantıların notları olduğunu söyledi.



Toplantı notlarının ‘Türklerin barbarlıkları’ ve ‘soykırım’ yaptıklarıyla ilgili olduğunu belirten McCharty, “Fakat kimse ne olduğunu ve nasıl olduğunu anlatmıyordu. Populistçe oldu diyorlardı. Amerikaya giden raporlar, misyonerlerin ve Ermenilerin yazdıkları haberlerin karışımı. Ancak haberleri geliş yönü kesinlikle önyargıya açıktı. Amerikan ve İngiliz medyası, Osmanlı’nın algılanmasında önyargıya neden olacak bir çok fotoğraf ve resimlerle Osmanlı’yı olmadığı gibi gösterdiler. Bu da halkta önyargıya neden oldu. Kasımpaşayı bir Paşa, Suriye’yi Kayseri zanneden, Osmanlı ordusunun ‘Budist’ olduğunu söyleyen haberci, Ermeni sorunuyla ilgili Amerika’yı bilgilendiren ve bu belgeleri gönderen kişiydi. Onun güvenilirliğine inanmak çok komik olurdu” dedi.



“İNGİLİZ VE AMERİKALILAR ‘TRAJİKOMİK’ YÖNTEMLERLE ÇALIŞMIŞLAR”

Pofesör McCharty, İngiltere üzerinden Amerika’ya bilgi sızdıran kişilerin,olayları yerinde görmemiş kişiler olduklarını, Türk –Kürt ve Osmanlı’dan kimselerle konuşmadan, yaşananları sadece uzaktan ve Ermeniler’den dinleyerek yazmış ve önyargılarla dolu haberleri Amerika ve İngiltere’ye servis ettiklerini vurguladı. McCharty, “Bunların objektij olduğuna inanmak çok zor. Avrupalı ve özellikle İngiliz araştırma komisyonları aynı trajikomik yöntemlerle çalışmış. Sonuç ‘önyargı’ ve ‘subjektiflik’ dolu, doğruluğu çok şüpheli haberler.Fotoğraflarda Ermeni bebeklerini öldüren sevinçli Türkler, Türkler çirkin ve hayvan gibi gösterilmiş. Bu resimlerin birinde Abdulhamit ‘maymuna’ benzetilmiş. Tamamen itici ve önyargı oluşturacak fotoğraflar. İşte bu dünyaya gösterilen Türk profili. Yani misyonelerin kitaplarındaki Amerika’da 15 bin adet satan kitabları, bu tarzda önyargı oluşturucu not ve resimlerle doluydu. Sonuç olarak Daily News,London Times ve Amerikaya ulaştırılan raporlar gerçeği yansıtmıyordu. Bütün bunları ‘hayal gücüyle’ oluşturulduğunu sanıyorum” diye ifade etti.



ÖFKELİ ERMENİLER, AMERİKALI PROFESÖR VE TÜRK DİNLEYİCİLERE HAKARET ETTİ

Profesör McCharty'nin verdiği tarihsel somut örnekler karşısında sinirlenerek herhangi bir eleştiri yöneltemeyen ve bu tip bir etkinliğe hazırlıksız geldikleri gözlemlenen Ermeni dinleyiciler ise, zaman zaman seslerini de yükselterek gerek Profesör McCharty'ye, gerekse Türk dinleyicilere hakarete varan tepki gösterdiler. Bu provokasyona kapılmayan İngiltere'deki Türk toplumu mensupları ise sağduyulu ve soğukkanlı bir yaklaşım sergilediler.



PROFESÖR MCCHARTY: “ERMENİ TEZİ İFLAS ETMİŞ”

Konuşmasının sonunda DHA muhabirine özel açıklamalarda bulunan Profesör McCharty, “Ermeneniler, kendileriyle aynı fikirde olmayan herkesin ‘Şeytan’ olduğuna inanıyor. Şeytan’a herzaman kötü şeyler söylemek mümkün... Bu akşam Ermeni tezinin ne kadar iflas etmiş olduğunu ve Ermenilerin iyi bir tartışma yapamadıklarını gördük. Tek yaptıkları “Sen Şeytan’nın tekisin!” diye bağırmak. Bu çok aptalca. Bu konuda daha çok çalışmalılar ve daha çok kitap yazmalılar. Aslında bir kaç Ermeni araştırmacı bu konuda çalışmalar yürütüyor. Ama onlar bu kişiler değil” dedi.



BÜYÜKELÇİ ÇEVİKÖZ: “ERMEN’ TEZİNİN UYDURMA VE YANLIŞ OLDUĞU BİLİMSEL OLARAK KANITLANDI”

Türkiye’nin Londra Büyükelçisi Ünal Çeviköz de Profesör Justin Mc Carty’e teşekkür ederek başladığı konuşmasını, “Bu akşam tarihle ilgili önemli bir konuda oldukça derin bir tecrübesi olan ve uzmanlığı tüm dünya tarafından bilinen Profesör Justin Mc Carty’ın sunuşu, fevkalade olumlu oldu. Profesör Mc Carty, şimdiye kadar üzerine inşa edilen tezlerin, dayanaklarının fevkalade yanlış ve tamamen uydurma olduğunu kanıtlayan bilimsel bir sunuş yaptı. Bu nedenle, Profesör Mc Carty’in sunuşu, burada yaşayan Türk toplumu tarafından büyük bir ilgiyle izlendi. Dinleyiciler arasında bulunan Ermeni katılımcıların, Profesör Mc Carty’e sorabilecek soruları dahi yoktu. Bu açıdan oldukça ilginç bir gece ve çok güzel bir sunuş oldu” sözleriyle noktaladı.



İTDF, “AMACIMIZ TÜRK-ERMENİ İLİŞKİLERİNE KATKIDA BULUNMAK”

İngiltere Türk Dernekleri Federasyonu (İTDF) Yönetim Kurulu tarafından yapılan açıklamada, konferansın amacı hakkında şöyle denildi:



“Federasyonumuz her yıl Türkiye'nin Los Angeles Başkonsolosu Mehmet Baydar ve Konsolos Bahadır Demir’in Amerikan uyruklu bir Ermeni tarafından şehit edildiği 27 Ocak 1973 tarihi civarında bir anma konferansı düzenliyor. Türk diplomatlara karşı ilk saldırı olarak nitelenen bu olay, ileride başta ASALA olmak üzere çeşitli Ermeni terörist örgütünün gerçekleştireceği bir cinayetler zincirinin ilk halkası olmuştur. 1973 ile 1985 tarihleri arasında Ermeni terör örgütleri tarafından hedef seçilerek 21 ülkede gerçekleşen 110 silahlı saldırıda 34 diplomatımız ile 8 yakını ve 4 yabancı hayatını kaybetmiş, 15 Türk ve 66 yabancı uyruklu kişi yaralanmıştır. Bu yıl beşincisini düzenleyeceğimiz konferansta geçmiş yıllarda olduğu gibi, Ermeni sorunu konusunda anılan terörist grupları destekleyen kesimlerin yıllardan bu yana yürüttüğü olumsuz propaganda dışında pek fazla bilgi sahibi olmayan Batı dünyasına tarihi gerçekleri sunmaya çalışacağız. Amacımız bir daha aynı acıları yaşamamak için geçmişten ders almak suretiyle Türk- Ermeni ilişkilerine olumlu katkıda bulunmaktır. 1915 dönemi hem Ermeni hem de Türk toplumunun büyük acılar çektiği bir dönemdir. ”



PROFESÖR JUSTİN MCCHARTY KİMDİR?

Nüfus, harita, ve tarih araştırmaları dalında uzman bir bilim adamı olan Profesör Justin Mc Carthy, Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) Louisville Üniversitesi’nde profesör olarak görev yapıyor.



Balkan Yarımadası ve Yakın Doğu halklarıyla ilgili pek çok incelemesi ve yayınları bulunan McCarthy, Osmanlı İmparatorluğu hakkında ayrıntılı demografik çalışmalarda bulundu ve 2005 yılında TBMM’de Ermeni sorunu üzerine tarihi bir konuşma yaptı. ‘Ölüm ve Sürgün: Osmanlı Müslümanlarının Etnik Temizliği’, ‘Osmanlı Halkları Nüfusu ve İmparatorluğun Sonu’, ‘Van'da Ermeni İsyanı’, ‘Müslümanlar ve Azınlıklar’ konulu kitaplarında Ermeni sorunu konusunu geniş çaplı olarak inceliyor.

Wednesday, January 5, 2011

Doğu Anadolu'da Paylaşım MücadelesiNuray Günay - Ciddiyiz.biz

www.acikistihbarat.com
03.01.2011
Zayıflayan Osmanlı Devleti’ne Avrupa’nın müdahalelerinin artmasıyla birlikte, Türklerin iyi muamelesine karşılık yabancılarla ittifak eden Ermeniler kendilerini ezilen, Türklerin haklarını gasp ettiği bir toplum olarak göstermeye başlamışlardır.


Ermeniler, Islahat Fermanı ile Müslüman ve Müslüman olmayanlar eşit statüye getirilince ayrıcalıklarını kaybederler, 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı sonunda, Rusya’dan işgal ettiği Doğu Anadolu topraklarından çekilmemesini, Ermeniler lehine ıslahat yapmasını talep etmişlerdir.1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı'nın ardından imzalanan Ayastefanos Anlaşması'nın Osmanlı Devleti'nce kabullenilmek zorunda kalınan 16. maddesi şöyledir:
"Ermenistan'dan Rusya askerinin istilası altında bulunup Osmanlı Devleti'ne verilmesi gereken yerlerin boşaltılması oralarda iki devletin dostane ilişkilerinde zararlı karışıklıklara yol açabileceğinden, Osmanlı Devleti Ermenilerin barındığı eyaletlerde mahalli menfaatlerin gerektirdiği ıslahat ve düzenlemeyi vakit kaybetmeksizin yapmayı ve Ermenilerin Kürtlere ve Çerkezlere karşı güvenliklerini sağlamayı garanti eder”. Tarihte ilk kez uluslararası şekil almaya başlamış Ermeni sorunu ortaya çıkmıştır.
1878 yılında toplanan Berlin Kongresi sonucunda imzalanan Berlin Antlaşması'nın 61. maddesi de Ayastefanos Anlaşması'nın 16. maddesi yerine şu hükmü getirmiştir:
"Osmanlı Hükümeti, halkı Ermeni olan eyaletlerde mahalli ihtiyaçların gerektirdiği ıslahatı yapmayı ve Ermenilerin Çerkez ve Kürtlere karşı huzur ve güvenliklerini garanti etmeyi taahhüt eder ve bu konuda alınacak tedbirleri devletlere bildireceğinden, bu devletler söz konusu tedbirlerin uygulanmasını gözeteceklerdir".
Berlin Antlaşması'nın bu hükmü ile Türk-Ermeni ilişkilerine yabancı güçlerin müdahale edebilmesi hakkı tanınmış olmaktadır.
Rusya tarafından tarih sahnesine konulan Ermeni sorunu daha sonra İngilizler ve Fransızlar tarafından sahiplenilmiş, Osmanlı Devleti’ni yıkma ve paylaşma politikalarının dayanak noktalarından birini teşkil etmiştir.
İlk Ermeni isyanı 1890'da Erzurum'da gerçekleşmiştir. Bunu, yine aynı yıl meydana gelen Kumkapı gösterisi,1892-93'te Kayseri, Yozgat, Çorum ve Merzifon olayları,1894'te Sasun isyanı, Babıali gösterisi ve Zeytun isyanı,1896'da Van isyanı ve Osmanlı Bankası'nın işgali,1903'te ikinci Sasun isyanı,1905'te Sultan Abdülhamid'e suikast girişimi ve nihayet1909'da gerçekleşen Adana isyanı izlemiştir.1914'de Zeytun'da 100,1915 Van olaylarında 3.000 ve1914-1915 Muş olaylarında 20.000 Türk, Ermeni mezalimi sonucu hayatlarını kaybetmiştir.
Birinci Dünya Savaşı’nın başlangıcında, Türk birliklerine karşı saldırıya geçen Ermeni çeteleri, büyük katliamlara girişmiş, Türk köylerine baskınlar düzenlemek suretiyle sivil halka büyük zararlar vermişlerdir.Örneğin Van'ın Zeve Köyü'nün bütün halkı, kadın, çocuk ve yaşlı demeden, Ermeniler tarafından öldürülmüştür. Ruslar hesabına casusluk yapmışlar, askerden kaçmışlar ya da silahları ile birlikte Rus ordusu saflarına geçerek vatana ihanet etmişlerdir.
Osmanlı hükümeti, "Ermenilerin Müslümanları arkadan vurmaya ve katletmeye devam etmeleri halinde gerekli önlemleri alacağını" bildirmekle yetinmiştir.Ancak, olaylar durmak yerine giderek yoğunlaşınca, ordunun birçok cephede savaş halinde bulunması nedeniyle cephe gerisinin emniyete alınması ihtiyacı doğmuştur.
Bu maksatla, 24 Nisan 1915 tarihinde Ermeni Komiteleri kapatılarak, yöneticilerinden 2345 kişi devlet aleyhine faaliyette bulunmak suçundan tutuklanmıştır.
Diaspora Ermenilerinin her yıl sözde "Ermeni soykırımının yıldönümü" diye andıkları 24 Nisan, devlet aleyhine faaliyette bulunan ve masum insanları katleden 2345 komitecinin tutuklandığı tarihtir.
Ancak, tedhiş hareketleri bir türlü durmak bilmeyince hükümet, ülkenin çeşitli bölgelerinde yaşayan Ermenileri, savaş bölgelerinden uzak yeni yerleşim merkezlerine götürmek zorunda kalmıştır. Kafkas, İran ve Sina cephelerinin güvenlik hattını oluşturan bölgelerdeki Ermenilerin yerlerinin değiştirilmesi, onları imha etmek değil, devlet güvenliğini sağlamak, onları korumak amacını gütmüştür ve dünyanın en başarılı yer değiştirme uygulamasıdır.
Gerek Osmanlı ve Ermeni, gerekse yabancılara ait istatistikler, I. Dünya Savaşı döneminde Osmanlı topraklarında yaşayan Ermenilerin nüfusunun en fazla 1.250.000 civarında olduğunu göstermektedir.Osmanlı Devleti yer değiştirme uygulamasına tabi tuttuğu Ermenilerin nakli sırasında, ağır savaş şartlarına rağmen olağanüstü gayret göstermiş, bu gayret, yabancı diplomatlarca da tesbit edilmiştir. Hükümet, göçmenlerin iaşesi ve korunmasına yönelik büyük harcamalar yapmıştır.Uygulamaya ait belgelerde hangi il ve ilçelerde hastane kurulduğu, Ermeni çocuklarından yetim kalanlar için hangi binanın ayrıldığına kadar detaylı bilgiler verilmektedir. Yer değiştirmeye tabi göçmenlerin; sevk, yerleştirme ve geçimlerinin sağlanması için 1915 yılında 25 milyon, 1916 yılı sonuna kadar ise 230 milyon kuruş harcandığı belgelerden anlaşılmaktadır.Zorunlu göçe tabi tutulan Ermeni kafileler askerler tarafından korunmaktaydı. Buna rağmen zorunlu göçe tabi tutulan Ermeni nüfusun 438.758’inden 382.148’I zorunlu iskan bölgelerine ulaşabilmiştir. Bunun nedenini biz söylesek itiraz edecek kaynaklara cevabı Agos yazarı, Türkiye’nin önde gelen Ermenicilerinden Baskın Oran söylüyor : “Doğu Ermenileri dağlı, çiftçi, esnaf, zanaatkar idiler ve Kürt beylerine her yıl bir haraç ödemek şartıyla rahat rahat ticaretlerini ve tarımlarını yapıyorlardı. Mafya ilişkisi bu... 1847’de ayaklanan feodal Kürt beyleri ortadan kalkınca haraç verecek adam kalmadı. Kürdistan bölgesinde tam bir kaos yaşandı. Kürtler aç kalınca her yıl altın yumurtlayan tavuğu kestiler.” ”Tehcir sırasında kafilelere saldırarak askerleri ve Ermenileri katledenler mallarına göz diken kürt eşkıyalardı.”
Türkiye’nin Bu durum Osmanlı arşivlerinde de sabittir. Örneğin Diyarbakır civarında 2 bin Ermeninin Kürt eşkıyalar tarafından Mardin’e kaçırılarak öldürüldüğü resmi raporlara yansımıştır.Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu’nun Ermeni Tehciri isimli kitabında şunlar yazılıdır:
“Erzurum-Erzincan arasında da 500 kişilik başka bir kafilenin Kürtlerin saldırıları sonucu katledildiği haberleri alınmış, bunun üzerine Diyarbekir, Mamuretülaziz (Elazığ) ve Bitlis vilayetlerine 14 Haziran 1915 tarihiyle gönderilen şifre telgrafta, sevkiyat sırasında güzergâhta bulunan aşair ve köylülerin taarruzlarına karşı her türlü vasıtanın kullanılması, katle ve gasba cüret edeceklerin şiddetle tedibi emredilmiştir.
Ayrıca 27 Haziran 1915 tarihli bir belgede, Dersim bölgesinde, Dersim eşkıyasının Erzurum’dan sevk olunan Ermeni kafilelerinin yolunu keserek katlettikleri ve onları kurtarmanın kabil olmadığı, Erzurum vilayetinden bildirilmiştir. Hükümet, Dersimlilerin bu cinayetlerinin katiyen caiz olmadığını ve kafilelerin emniyet içinde sevkleri için derhal tedbir alınmasını emretmiştir.”
Türkiye’nin Kürtlerin Ermenilere saldırması yalnızca tehcir sırasında yaşanan bir olay değildir. Doğu Anadolu’da iki ırkçı etnik kimlik yani Ermeniler ve Kürtler 100 yıldır hâkimiyet mücadelesi yürütmektedirler. Doğu Anadolu’nun Türksüzleştirildiğine inanan bu iki etnik gruba ve bugün emperyalizmin maşası açılım meraklılarının Türkiye’yi sürüklemeye çalıştığı uçurumun farkında olan TÜRK Milleti son sözünü söylememiştir.
Badem bıyıkları, çember sakalları ile ümmetten, mozaik teraneleri ile etnik kimlikten söz eden işbirlikçiler, İyi biliniz Her Türk Türkçü, her Türkçü Atatürkçüdür, vatan namusumuz, “Ya İstiklal, Ya Ölüm” parolamızdır.
Açık İstihbarat @ 2011

Sunday, January 2, 2011

Turkish POW Treatment by the British

http://www.tallarmeniantale.com/POWs-blinded.htm
Turkish POW Treatment by the British
We often hear how badly British POWs were treated by the Turks. (Sometimes we even hear how well they were treated in Gallipoli.) But how were Turkish POWs treated by the Brits?The source of the following article is a 2004 book (pictured at right and available here) that is not known to me. But if the story is accurate, it's pretty amazing going, folks. Nothing the Turks could have done to the British POWs could possibly compare with this

For the original article, in Turkish, click here.

Ermeni diasporasinin karalama kampanyalari hizla suruyor.Saldirinin muhatabi Turkiye Cumhuriyeti Devleti’nden ise ciliz birkac karsi cikistan baska tepki yok.Oysa, elimizde oylesine onemli belgeler var ki...Ornegin bu yazida anlatacaklarimi. Cogumuzun bildigini de sanmiyorum.Karamanli yedek subay Ahmet Altinay’in gunlugunu su yuzune cikaran Ahmet Duru’nun, imge yayinlarindan cikan "Katran Kazaninda Sterilize" adli kitabindan...Birinci Dunya Savasi’nda Ingilizlere, 150 bin askerimiz esir dustu. Bu askerlerden bir kismi da Misir’in Iskenderiye sehri yakinlarinda bulunan Seydibesir Usare Kampi’na hapsedildi. Kampin tam adi, "Seydibesir Kuveysna Osmanli Useray-i Harbiye Kampi" idi. Bu kampta, 1918’de Filistin cephesinde esir dusen 16. Tumen’in 48. Alayi’na bagli Osmanli askerleri tutuluyordu. 12 Haziran 1920’ye kadar iki yil boyunca her turlu iskence, eziyet, agir hakaret ve asagilamaya maruz kaldilar.Bu insanlik disi muamelenin nedeni ise Ermeniler idi...Kamptaki, Turkce bilen Ermeni tercumanlarin yalan, yanlis cevirileri ve kiskirtmalari nedeniyle, kamplarin Ingiliz komutanlari, azili Turk dusmani kesilmislerdi.

***Savas bitmisti. Ancak, kamptaki agir kosullar nedeniyle olenler disindaki askerleri teslim etmek, Ingilizler’in isine gelmiyordu. Cunku, olasi yeni bir savasta, bu askerlerin yeniden karsilarina cikabilecekleri, Ermeniler tarafindan, Ingilizlerin beyinlerine islenmisti. Cozum toplu katliamdi...Askerlerimiz, mikrop kirma bahanesiyle, sungu zoruyla dezenfekte havuzlarina sokuldu. Ancak suya normalin cok uzerinde krizol maddesi katilmisti. Mehmetcik, daha ayagini soktugunda, asiri krizol maddesi nedeniyle haslaniyorlardi. Ancak Ingiliz askerleri dipcik darbeleri ile askerlerimizin havuzdan cikmalarina izin vermiyorlardi.Mehmetcikler, bele kadar gelen suya baslarini sokmak istemedi. Ancak bu kez Ingilizler havaya ates etmeye basladi. Askerlerimiz, olmemek icin comelerek baslarini suya soktular.Ancak basini sudan kaldiran artik goremiyordu. Cunku gozler yanmisti... Disari cikanlarin halini goren siradaki askerlerimizin direnisleri de fayda etmedi ve 15 bin askerimiz kor oldu.

***Bu vahset, 25 Mayis 1921 tarihinde TBMM’de gorusuldu. Milletvekilleri Faik ve Seref beyler bir onerge vererek, Misir’da esirlerin krizol banyosuna sokularak 15 bin vatan evladinin gozlerinin kor edildigini, bunun faili olan Ingiliz tabip, garnizon komutani ve askerlerinin cezalandirilmasi icin TBMM’nin tesebbuse gecmesini istediler.Tabii ki yeni kurulan devletin bin turlu sorunu vardi. Bu hesap sorma isi de unutuldu gitti.***Ama onlar unutmuyorlar... Kendi ihanetlerini bile soykirim ambalajina sarip, dunya kamuoyuna sunuyorlar. En uzucu olani da malum birilerinin, bu karalama kampanyalarina canak tutmasi...Sinan AYGUN - ATO Baskani[Close]

Another look at this chapter (in Turkish) may be found on this page.With great thanks to the translation of Ms. Damla Ozdemir. (A few translation notes follow.) Thanks also to reader M. Niyazi Odyalmaz, who brought this story to my attention.

Mısır'dan dönen Türk esirlerinin bir çoğunun kör olması, buradaki baskıların sadece psikolojik değil işkence ve zulüm boyutuna vardığının da delili olarak ileri sürülebilir. Özellikle bazı Ermeni doktorların tedavi maksatlı olarak kendilerine gelen Türk esirlerin gözlerinin kör edilmesi operasyonunda rol aldıkları da açıktır. Bu olay ilk kez 28 Mayıs 1921 Cumartesi günü yapılan TBMM'nin 37'inci oturumunda Edirne Milletvekilleri Faik ve Şeref Beyler tarafından gündeme getirilmişti. Bu iki milletvekilinin önergesinde, "Mısır'da bi'l-intizam, İngilizlerin ilaçla temizleme bahanesiyle yeterli miktardan fazla krizol banyosuna sokarak gözlerini kör ettikleri 15.000 vatan evladının üzerinde tatbik edilen bu cinayeti, önceden tasarlayarak uygulayan İngiliz doktorlarla garnizon komutanı ve subayların suçlu ilan edilmelerini" teklif ediyorlardı. İşte bu kitapta, vicdan ve vazife duygularına sahip bedbaht bir şahsın, tesellisi mümkün olmayan dert ve elemlerine şahit olacaksınız.

Saturday, November 20, 2010

Alman fizikci Albert Einstein’in Ataturk'e Mektubu

Cumhuriyet rejiminin henuz on yasinda oldugu gunlerdeki Turkiye ile 83 yasindaki Cumhuriyet Turkiyesi'nin farki :
Alman fizikci Albert Einstein’in Mektubunda belirlenmistir

Dunyanin gelmis gecmis en buyuk dáhilerinden olan Alman fizikci Albert Einstein, 17 Eylul 1933'te Ankara'ya, basbakanliga gonderdigi ve "Sadik hizmetkáriniz olmaktan seref duyuyorum" sozlerinin yeraldigi mektubunda, Hitler'in iktidara gelmesinden sonra Almanya'da calismalarina imkán kalmayan degisik meslek gruplarindan 40 bilim adami icin,Turkiye'den is talebinde bulunuyor.

Einstein'in ricasi Ataturk tarafindan kabul edilmis ve bu bilim adamlarinin tamami Turkiye'ye gelerek Universite Reformu'nda gorev almislardi.

Almanya'da 1932 sonbaharinda yapilan genel secimleri, Adolf Hitler'in Nasyonal Sosyalist Partisi, yani Naziler kazandi ve Hitler, 1933'un 30 Ocak gunu basbakanliga getirildi.

Naziler'in hedeflerinden biri, Yahudiler'in, oncelikle de Almanya'daki Yahudiler'in koklerinin kazinmasiydi. O tarihten birkac sene once baslamis olan Yahudi karsiti hareketler Naziler'in iktidari elde etmelerinden sonra daha da artti ve cok sayida Yahudi, Almanya'yi terketti. Ayrilma hazirligi yapan Yahudiler arasinda dunyanin onde gelen bilim adamlari da vardi ve Albert Einstein da onlardan biriydi.

Berlin Universitesi' nde hocalik yapan ama kisa bir muddet sonra artik ders veremeyecegini farkeden Einstein, 1933 ilkbaharinda Almanya'dan ayrildi, Fransa'ya gecti ve Paris'teki "College de France"da hocalik etmeye basladi.

Bu sirada, Nazi tehdidi altinda bulunan Museviler'in himayesi maksadiyla "Yahudi Nufusu Koruma Gruplari Birligi" ismini tasiyan ve kisa adi "OSE" olan bir kurum olusturulmustu. Birligin merkezi Paris'te idi ve seref baskanligina da Albert Einstein getirilmisti.

Albert Einstein, 1933'un 17 Eylul'unde Ankara'ya iste bu sifatla, yani "OSE'nin seref baskani" olarak bir mektup gonderdi.

Einstein, "Turkiye Cumhuriyeti Bakanlar Kurulu Baskanligi"na, yani Basbakanliga hitaben son derece nazik bir dille yazdigi mektubunda Almanya'daki bazi kanunlar dolayisiyla cok sayida Alman bilim adaminin mesleklerini icra edemez hále geldiklerini soyluyordu.

Bilim adamlarinin calisabilecekleri bir ulke aradiklarini da anlatan Einstein, 40 kisilik bir uzman listesi hazirladiklarini yaziyor, bu kisilerin hicbir karsilik beklemediklerini anlatiyor ve Turk Hukumeti'nin sozkonusu bilim adamlarini kabul etmesi halinde sadece insani bir faaliyette bulunmus olmakla kalmayacagini, Turkiye'nin bu kabulden buyuk kazanc saglayacagini da ifade ediyordu.Einstein, simdi Basbakanliga bagli olan "Cumhuriyet Arsivi"nde muhafaza edilen 17 Eylul 1933 tarihli mektubunu yazdigi sirada, basbakanlik makaminda İsmet Bey (İnonu) vardi. Belgenin uzerinde yeralan ve İsmet İnonu'nun elyazisiyla olan nottan anlasildigina gore, İnonu, 9 Ekim gunu mektubu "Maarif Vekáleti'ne", yani Milli Egitim Bakanligi'na havale etti. Milli Egitim Bakani, o tarihte Resid Galip Bey idi.Albert Einstein'in mektubunun alt kisminda ve yan tarafinda elyazisiyla uc madde halinde yazilmis bazi notlar bulunuyor.

Resit Galip Bey'e ait bu notlarda gecen "Teklif, mevzuat-i kanuniyemizle ...degildir" , "Bunlari bugunku seráite (sartlara) gore kabule imkán yoktur" seklindeki ifadelerden, teklifin bakanlik tarafindan ilk asamada kabul edilmedigi anlasiliyor.

Ancak, Turkiye'nin bu tarihten hemen sonra 40'tan fazla Alman bilim adamini davet edip universitelerde gorevlendirmesi ve Universite Reformu'nun da bu sirada yapilmasi, Milli Egitim'in karsi ciktigi teklifin kabulunde cok daha yuksek bir makamin, yani bizzat Reisicumhur Mustafa Kemal'in devreye girmesinin etkili oldugunu dusunduruyor.

Bu konudaki bir diger kanit da, Princeton Universitesi' nde 1949 yilinda Einstein ile gorusen İstanbul Teknik Universitesi' nin emekli hocalarindan Prof. Dr. Munir Ulgur'un gectigimiz hafta Cumhuriyet Gazetesi'nin Bilim Teknoloji Dergisi'ne yaptigi aciklama.

Prof.Munir Ulgur, aciklamasinda Einstein'in gorusme sirasinda Ataturk'u kastederek :

"Dunyanin en buyuk liderine sahipsiniz. 1933'teki universite reformunuz sirasinda beni de ulkenize davet etmisti"
dedigini naklediyor.

Bu ifadeler, Alman bilim adamlarinin Turkiye'ye dogrudan dogruya Ataturk'un talimatiyla gelmis olduklarini gostermektedir.

Albert Einstein'in 73 seneden buyana arsivimizde durmasina ragmen kimselerin farketmedigi bu mektubunu bulma serefi, dostum Mesut İlgim'a ait.

Uzun seneler devam eden profesyonel yoneticilik faaliyetinden sonra emeklilik gunlerini arastirmacilikla geciren Mesut Bey, simdi Hitler'den kacarak İstanbul'a gelen profesorlerden olan maliyeci Fritz Neumark'in Turkiye gunlerini anlattigi "Bogazici'ne Siginanlar" isimli eserini Almanca'dan Turkce'ye cevirmekle mesgul.

Mesut İlgim, Einstein'in mektubunu daha once de yayinlanan ama az sayida basilan bu hatiralardan hareketle, genis bir arastirma yapmaya basladigi sirada bulmus. iste, Cumhuriyet rejiminin henuz on yasinda oldugu gunlerdeki Turkiye ile 83 yasindaki Cumhuriyet Turkiyesi'nin arasindaki fark... ilki, Einstein'in dostlari icin is talebinde bulundugu, buyuk gelecek vaadeden genc bir devlet; Digeri ise gundemini sadece kadinlara mahsus parklarin, cuppeli namazlarin yahut kadin eli sikmanin gunah olup olmadiginin tartisilir hále getirildigi bir ulke...

Einstein, Ataturk'un davetini bir Turk bilim adamina aciklamistiALBERT Einstein ile gorusen az sayidaki Turk bilim adamlarindan biri, İstanbul Teknik Universitesi' nin elektrik-elektronik bolumunun emekli hocalarindan olan Prof. Dr. Munir Ulgur idi. Profesor Ulgur, Einstein ile 1949 yilinda, Birlesik Amerika'daki Princeton Universitesi' nde biraraya gelmisti.

Prof. Munir Ulgur, Cumhuriyet Gazetesi'nin Bilim Teknoloji Dergisi'ne gectigimiz gunlerde verdigi mulákatta, Einstein'in 1933 yilindaki Universite Reformu sirasinda Ataturk tarafindan Turkiye'ye davet edildigini soyledigini anlatmisti. Einstein, bundan 57 sene onceki gorusme sirasinda Ulgur'e "Biliyor musunuz, dunyanin en buyuk liderine sahipsiniz" demis ve daveti kabul etmemesinin sebebini de "İmkánlar cok fazla oldugu icin burayi tercih ettim" sozleriyle aciklamisti.

Mektup söyle :'
Ben, sadik hizmetkáriniz Prof. Albert Einstein'"Ekselánslari,'OSE' Dunya Birligi'nin seref baskani olarak, Almanya'dan 40 profesorle doktorun bilimsel ve tibbi calismalarina Turkiye'de devam etmelerine musaade vermeniz icin basvuruda bulunmayiekselanslarindan rica ediyorum.
Sozu edilen kisiler, Almanya'da halen yururlukte olan yasalar nedeniyle mesleklerini icra edememektedirler.
Cogu genis tecrube, bilgi ve ilmi liyakat sahibi bulunan bu kisiler, yeni bir ulkede yasadiklari takdirde son derece faydali olacaklarini ispat edebilirler.Ekselanslarindan ulkenizde yerlesmeleri ve calismalarina devam etmeleri icin izin vermeniz konusunda basvuruda bulundugumuz tecrube sahibi uzman ve seckin akademisyen olan bu 40 kisi, birligimize yapilan cok sayida basvuru arasindan secilmislerdir.
Bu ilim adamlari, bir yil muddetle, hukumetinizin talimatlari dogrultusunda kurumlarinizin herhangi birinde bir yil boyunca hicbir karsilik beklemeden calismayi arzu etmektedirler.Bu basvuruya destek vermek maksadiyla, hukumetinizin talebi kabul etmesi halinde sadece yuksek seviyede bir insani faaliyette bulunmus olmakla kalmayacagi, bunun ulkenize de ayrica kazanc getirecegi umidimi ifade etme curetini buluyorum.
Ekselanslarinin sadik hizmetkari olmaktan seref duyan,

Prof. Albert Einstein"

********
MuratBardakci / Hurriyet ..

Sunday, October 17, 2010

Kitap: Sorularla Ermeni Meselesi

Ahmed Akgündüz
Osmanlı Araştırma Vakfı
Fiyatı : 27,00 TL
ilknokta : 21,60 TL
% 20 indirim

Mayıs 2008, ISBN: 9757268383
Temin süresi: 1-3 iş günü

Ermeni Meselesi, neredeyse bir buçuk asır önce kucağımızda bulduğumuz, bugüne kadar da taşımak zorunda olduğumuz bir meseledir. Muhataplarının dışında pişirilen ve geliştirilen bu mesele, bin yıldır birbirine el kaldırmamış iki milleti bıçak sırtı gibi ikiye ayırmış, sönmeyen bir kin ve düşmanlık ateşini yakmıştır.

Bu eserin telif edilmesi, çok önemli sebeplere dayanmaktadır.

En önemlisi ve birincisi.
Ermeni meselesinin bir Müslüman Devlet olan Osmanlı devletindeki hukuk sistemi yani İslam Hukuku açısından değerlendirilmesidir.

İkincisi, olayların ve problemlerin soru ve cevap şeklinde takdim edilmesidir.

Üçüncüsü, sadece Batı kaynakları değil, sadece bizim arşiv kaynakları da değil, her ikisinin de nazara alınarak ve İslâmî ilimlere dair kaynaklar da ihmal edilmeyerek tahlili bir metot izlenmesidir.

Teshillerimize göre, Ermeni meselesi, İslam âleminde ve Gayr-i Müslim dünyada yeterince bilinmemekte veya yanlış bilinmektedir; Avrupa ve Amerika'daki Türk nesilleri tarafından maalesef bilinmemektedir, Türkiye'de ise özellikle İslâmî yönü itibariyle ele alınmamıştır ve nihayet bilim adamlarının birçoğu dahi hukuki ve islami tahlilleri açısından bilmemektedirler.

Bu eserin telifi bütün bu bilinmezliklere ışık tutmak amacını taşımaktadır.

Bu eser, Ermeniler ve Ermeni Meselesi hakkında soru-cevap tarzında hazırlanmıştır.

Ermenilerin tarihleri, kökenleri, Bizans, İlk dönem Müslümanlar ve Selçuklularla ilişkiler ve daha sonra da geniş bir şekilde Osmanlı döneminde Ermenilerin siyasi, kültürel, ekonomik hayatları anlatılmaktadır.

Eserde tehcir meselesi üzerinde genişçe durulmuş, tehcirin İslam Hukukunda yeri ve Hz. Peygamberin Yahudileri tehcirine yer verilmiştir. Eser 17 bölümde 181 sorunun cevabını vermektedir." Sayfa: 471

http://www.ilknokta.com/urun/49780/Sorularla-Ermeni-Meselesi.html

Wednesday, October 6, 2010

Tarihçi Lewy’den 2015 uyarısı
ELÇİN POYRAZLAR

WASHINGTON - Ermenilerin soykırım tezlerine karşı çıkan ABD’li siyaset bilimciGuenter Lewy 1915 olaylarının yüzüncü yılı olan 2015 yılı konusunda Türkiye’yi uyardı. 1915 olaylarını “soykırım” olarak nitelemediği için Southern Poverty Law Center isimli sivil haklar örgütü tarafından“Türk ajanı” olmak ve Türkiye’den para almakla suçlanan Lewy, kuruluşa açtığı davanın lehine sonuçlanmasının ardından Washington’da bir basın toplantısı düzenledi. Lewy, Ermeni tezlerine karşı mücadelede ilerleme sağlanmasına karşın yapılması gereken daha çok iş olduğunu ifade etti.

Ermenilerin tezlerine karşı mücadelenin henüz kaybedilmediğini belirten Lewy,“Ancak yaklaşmakta olan 2015 yılına uzanan süreçte zorluklar bulunuyor ve o yılda olabileceklere ilişkin kaygılarım var”diye konuştu. ABD’de Ermeniler ve yakın çevrelerinin kendisine “soykırım inkârcısı” gibi isimler taktığını bunları umursamadığını ancak “Türk ajanı”suçlamalarının ardından dava açmaya karar verdiğini söyleyen Lewy, bu tür suçlamaların ABD’de “gözünü korkutma havasının” bir parçası olduğunu ifade etti. Lewy, “Yabancı bir ülkenin ajanı suçlamasıyla karşılaşmadan, belli sağduyu içinde fikirleri ifade edebilmek mümkün olmalı” dedi.
Birçok tarihçinin de “soykırım”nitelemesini sorguladığına dikkati çeken Lewy, Türkiye ve Ortadoğu üzerine çalışan tarihçilerin 1915 olaylarına yönelik görüşlerini dile getirebilecekleri bir anket yapılması durumunda tarihçilerin büyük çoğunluğunun “soykırım” tanımını sorgulayacağına inandığını ifade etti.