Mr Vicente Todolí
Director, Tate Modern
53 Bankside, London SE1 9TG
15th March 2010
Subject: “Arshile Gorky: A Retrospective”
Dear Mr Vicente Todoli,
As the Federation of Turkish Associations UK (FTAUK)*, we would like to bring to your kind attention an issue which deeply offends the Turkish community in the UK.
To our great dismay, the exhibition “Arshile Gorky: A Retrospective” in your esteemed museum, its brochure distributed to visitors and the optional audio device contain inaccurate information and groundless accusations against the Turks which we found unfitting for an art exhibition.
The expression “Vosdanik Danoian was born around 1904 on the shores of Lake Van, in Armenian Turkey” in the brochure gives a false place name which not only contradicts historical facts, but also infringes upon the very principle of respect to territorial integrity and inviolability of borders. There was nothing called “Armenian Turkey” on the shores of Lake Van around 1904. Nor was there something called “Turkish Armenia” as stated in another part of the brochure.
Moreover, the claim that “the remaining family were driven out of their home by the pogroms of 1915, which are widely recognized as the century’s first genocide.” is not only an arbitrary accusation, but by disregarding the legal definition of ‘genocide’, a distortion and falsification of facts as well.
You should also be aware of the official stance of the British parliament and the most recently released statement that re-iterates the UK government’s position of there being no evidence to claim the events of 1915 as genocide. No other government was in a better position to find evidence if it existed of any such ‘genocide’ because the British were in control of Istanbul and all the Ottoman archives at the end of the First World War.
We unfortunately observed similar accusations against the Turks in the text titled “Apprenticeship” on the wall of the very first room of the exhibition.
In addition to all these, the introduction part of your audio device which states “Turkish attacks on the Armenians became increasingly harsh. In 1915 thousands of Armenians including Gorky’s family were forced from their homes” is totally misleading.
Last but not least, the catalogue of the exhibition also gives a false place name and contains two Armenian propaganda photos one of which has the explanation “The bodies of Armenian children massacred in Turkey during World War I, c.1915” which instigates abhorrence and unfairly blames Turkey which proclaimed independence in 1923.
It is also unfortunate that an exhibition intended to display selected pieces of art ended up with miscarriage of history at a time when Turkey and Armenia have declared their mutual intention of paving the way for normalization of their relations.
The Turkish community in the UK would like to believe that these arbitrary accusations as well as the falsified claims were overlooked by your distinguished museum. To think otherwise would be to accept that the world famous Tate Museum could not avoid falling victim to Armenian propaganda.
As tax payers, voters and citizens of this country of Turkish origin, we entirely respect art as art lovers. Yet, we also strongly believe that art should not be exploited by politically motivated groups and become a tool for hate propaganda.
We therefore request you to revise the above-mentioned materials and to replace them with reasonable, neutral expressions.
Your immediate reply would be much appreciated.
Yours sincerely,
Servet Hassan (Mrs)
General Coordinator
FTA UK
* FTA UK is working on issues concerning the Turkish community and as an umbrella organization consisting of 17 Turkish associations; it represents approximately 300.000 Turkish citizens in the UK.
Wednesday, March 17, 2010
İTDF Basın Bildirisi
SANATI POLİTİKAYA ALET ETTİLER
Tate Modern Galerisi’nde ‘soykırım’ propagandası
İngiltere’nin ünlü modern sanat galerisi Tate Modern, sözde Ermeni soykırım propagandasına yer vererek sanatı politikaya alet etti.
Ermeni kökenli ressam Arshile Gorky’nin tablolarını sergileyen Tate Modern Galerisi’nin tanıtım broşürlerinde asılsız ‘soykırım’ iddialarına yer vermesine İngiltere Türk Dernekleri Federasyonu sert tepki gösterdi.
Avrupa’nın en büyük modern sanat galerisi Tate Modern’de 10 Şubat tarihinde eserleri sergilenmeye başlayan Amerikalı ressam Arshile Gorky’yi tanıtıcı broşürlerde ‘Ermeni soykırımı’ iddialarına yer verilmesi İngiltere Türk toplumunu ve sanatseverleri üzdü.
Propaganda fotoğrafları içeren Gorky’nin eserlerini tanıtıcı katalog ve diğer materyellerde aynı iddialar tekrarlanıyor.
İddiaların hiç bir dayanağı yok
Sanat eserlerinin sergilendiği bir galerinin hiç bir dayanağı olmayan Ermeni iddialarının gündeme getirildiği bir platforma çevrildiğini belirten İngiltere Türk Dernekleri Federasyonu (İTDF), Tate Modern Galerisi’ne yazdığı mektupta, sergiyi tanıtıcı materyellerden sözde ‘soykırım’ iddialarının çıkarılmasını talep etti.
Sanatseverleri Tate Modern Galerisi’ni protesto etmeye davet eden İTDF Genel Koordinatörü Servet Hassan “Tate Modern Galerisi’nin Ermeni ‘soykırım’ lobicilerinin propaganda alanına dönüştürülmesini kınıyoruz. Sergiyi tanıtan broşürler ve diğer materyeller asılsız ve yanıltıcı ifadeler içeriyor.
Arshile Gorky’nin adından başlayarak doğum tarihi, yeri ve hayatı hakkındaki bilgilerin şüpheli olduğunu uzmanlar açıklıyor.
Arshile Gorky’nin ölümünden sonra yeğeni Karlen Muradyan’ın yazdığı ve sahte olduğu ispatlanmış mektuplara dayanarak bir ‘soykırımdan kurtulan ressam efsanesi’ yaratılmış. Bu sergiye atfen İngiliz basınında yer alan yazılar Türk toplumunu derinden yaralıyor.
Tate Galerisi’ni konu hakkında uyararak bu haksız ve dayanaksız iddiaların sergi tanıtım materyellerinden çıkarılmasını talep ettik.
İnsanları birbirine yaklaştıran ve anlamaya yönelten sanatın politikaya alet edilerek onları birbirine düşman etmek için kullanılması çok üzücüdür” dedi. Protesto hakkında daha fazla bilgi isteyenlerin http://www.turkishfederationuk.com/ adresini ziyaret etmeleri öneriliyor.
Gorky Ermeni olduğunu gizlemiş
Gerçeküstücü ve soyut dışavurumcu tabloları ile tanınan sanatçının 1902- 1905 yılları arasında Van civarında doğduğu iddia ediliyor. Asıl adı Vosdanik (Manoog) Adoyan olan sanatçının babası 1910 yılında karısını, üç kızını ve oğlunu ardında bırakarak daha iyi bir ekonomik hayat için Amerika’ya iltica etmiş. 1915 olayları sonrasında Rus orduları ile birlikte o dönem Rusların kontrolünde olan Erivan’a göç eden sanatçının annesinin 1919 yılında Ermenistan’daki zor koşullara dayanamayarak açlıktan hayatını kaybettiği söyleniyor.
Kızkardeşi ile birlikte 1920 yılında önce İstanbul, ardından Atina üzerinden Amerika’ya göç eden sanatçı kısa bir süre babası ile yaşadıktan sonra ailesini terkederek sanat hayatına atılmış.
Kendisini ünlü Rus yazar Maxime Gorky’nin yakın akrabası olarak tanıtan ressam, Arshile Gorky adını kullanmaya başlamış.
Çevresindekilere zaman zaman Rus bazen de Gürcü olduğunu söyleyen ressam 31 yaşında evlendiği eşinden Ermeni olduğunu ölene dek gizlemiş. Geçirdiği trafik kazası sonucu depresyona giren ressam, eşinin çocuklarını alarak kendisini terk etmesinden bir süre sonra 1948 yılında intihar ederek hayatına son vermiş.
Sanat hayatının ilk yıllarında Picasso, Cezanne ve Matisse gibi bir çok ünlü sanatçının etkisinde kalan ressamın eserleri ileriki yıllarda sanat çevreleri tarafından kabul görmüş.
Ünlü bir çok sanat galerisinde tabloları sergilenen Gorky’nin eserleri 3 Mayıs 2010 tarihine kadar Tate Modern Galerisi’nde sergilenecek. Tate Modern bu süre içinde sanatçıyı tanıtan bir dizi etkinlik yapmayı planlıyor.
Parlamentolarda alınan kararlar siyasidir
İTDF Yönetim Kurulu tarafından yapılan açıklamada ‘soykırım’ suçlamasının olayların tarihsel boyutu irdelenmeden ve hukuki bir dayanağı olmadan dile getirilmesinin maksatlı olduğu; 1948 yılında Birleşmiş Milletler tarafından ‘soykırım’ suçunun tanımlandığını ve 1915 Ermeni tehcirinin bu kapsama girmediği belirtildi.
Açıklamada, 1915 döneminin hem Ermeni hem de Türk toplumunun büyük acılar çektiği bir dönem olduğu ve bu acının bazı çevreler tarafından istismar edilerek Türk- Ermeni düşmanlığı yaratılmaya çalışıldığı vurgulandı.
Geçtiğimiz günlerde, ABD Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesi'nde alınan Ermeni soykırımını tanıma kararı konusunda açıklama yapan İTDF Başkanı Şener Sağlam “ABD, İsveç ve benzeri bazı ülkelerin parlamentolarında alınan kararlar tamamen siyasidir.
Bu girişimlerin Türkiye'yi soykırım iddiasıyla baskı altına alma, Türkiye siyasetini soykırım iddiasıyla yönlendirme amacı taşıdığını hepimiz biliyoruz.
Bu ülke parlamentolarını kendi geçmişleri ile yüzleşmeye davet ediyoruz” dedi. Başkan Sağlam “Kurt dumanlı havayı sever. Anavatanımızda yaratılan dumanlı havayı fırsat bilen bazı sözde ‘dost’ ülkelerin parlamentoları ‘soykırım’ iddialarını tartışmaya başladılar. 95 yıl önce yaşanan trajik olayların bugün parlamentolarda tartışılmasının nedeni hali hazırda bugün kendilerinin yaptığı kıyımları gözden kaçırmak ve dikkatleri başka yöne çekmek içindir.
Afganistan’da, Irak’ta, Yemen’de, Filistin’de, Bosna’da, Karabağ’da olanlar meydanda! Hepimiz biliyoruz ki Osmanlı İmparatorluğu parçalanırken 5 milyon Osmanlı hayatını kaybetmiştir. Osmanlı tebası olan Ermeni kayıpları da dahil olmak üzere 5 milyon kişinin yer yüzünden silinmesinin birinci dereceden sorumlusu aç gözlü Batılı emperyalist güçlerdir.
Batılılar önce katlettikleri Müslümanların hesabını versin!” dedi.
Osmanlı İmparatorluğu’nun Batılı güçler ve Rusya tarafından parçalanması sürecinde 4 milyonu sivil olmak üzere Osmanlı tebasına mensup 4 kişiden biri hayatını kaybetmişti. Osmanlı İmparatorluğu tarafından yüzyıllarca ‘Millet-i Sadıka/ Sadık Millet” olarak tanımlanan Ermenilerin bu süreçte önce Ruslar sonra Batılı güçlerin kışkırtması sonucu gerçekleştirdikleri ayaklanmalar ve katliamlarda 523 bin Müslüman/Türkü katlettikleri kaydediliyor.
Londra, 17 Mart 2010
Editöre Notlar
İTDF hakkında bilgi:
İngiltere Türk Dernekleri Federasyonu (İTDF) bünyesinde onaltı derneği barındıran bir çatı örgütüdür. İngiltere'de yaşayan Türkler arasındaki birlik, beraberlik ve dayanışmayı güçlendirmek, Türk toplumunun kendi kimliğini koruyarak İngiliz toplumuna uyumuna yönelik çabalara katkıda bulunmak, sahip olduğu hakları korumak ve güçlendirmek, ortak sorunlarının çözümü ve ortak çıkarlarının savunulması için çaba göstermek, Türk-İngiliz dostluğunun geliştirilmesine katkıda bulunmak, Türk kültürünü ve tarihini tanıtmak, Türkiye Cumhuriyeti'ni ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ni ilgilendiren konularda çalışmalarda bulunmak üzere kurulmuştur.
İTDF ile iletişim:
E-posta: turkishfederationuk@yahoo.co.uk
Posta: İTDF, 41 Camberwell Church Street, London SE5 8TR
Telefon : + 44 (0)77 8890 8803
Tate Modern Galerisi’nde ‘soykırım’ propagandası
İngiltere’nin ünlü modern sanat galerisi Tate Modern, sözde Ermeni soykırım propagandasına yer vererek sanatı politikaya alet etti.
Ermeni kökenli ressam Arshile Gorky’nin tablolarını sergileyen Tate Modern Galerisi’nin tanıtım broşürlerinde asılsız ‘soykırım’ iddialarına yer vermesine İngiltere Türk Dernekleri Federasyonu sert tepki gösterdi.
Avrupa’nın en büyük modern sanat galerisi Tate Modern’de 10 Şubat tarihinde eserleri sergilenmeye başlayan Amerikalı ressam Arshile Gorky’yi tanıtıcı broşürlerde ‘Ermeni soykırımı’ iddialarına yer verilmesi İngiltere Türk toplumunu ve sanatseverleri üzdü.
Propaganda fotoğrafları içeren Gorky’nin eserlerini tanıtıcı katalog ve diğer materyellerde aynı iddialar tekrarlanıyor.
İddiaların hiç bir dayanağı yok
Sanat eserlerinin sergilendiği bir galerinin hiç bir dayanağı olmayan Ermeni iddialarının gündeme getirildiği bir platforma çevrildiğini belirten İngiltere Türk Dernekleri Federasyonu (İTDF), Tate Modern Galerisi’ne yazdığı mektupta, sergiyi tanıtıcı materyellerden sözde ‘soykırım’ iddialarının çıkarılmasını talep etti.
Sanatseverleri Tate Modern Galerisi’ni protesto etmeye davet eden İTDF Genel Koordinatörü Servet Hassan “Tate Modern Galerisi’nin Ermeni ‘soykırım’ lobicilerinin propaganda alanına dönüştürülmesini kınıyoruz. Sergiyi tanıtan broşürler ve diğer materyeller asılsız ve yanıltıcı ifadeler içeriyor.
Arshile Gorky’nin adından başlayarak doğum tarihi, yeri ve hayatı hakkındaki bilgilerin şüpheli olduğunu uzmanlar açıklıyor.
Arshile Gorky’nin ölümünden sonra yeğeni Karlen Muradyan’ın yazdığı ve sahte olduğu ispatlanmış mektuplara dayanarak bir ‘soykırımdan kurtulan ressam efsanesi’ yaratılmış. Bu sergiye atfen İngiliz basınında yer alan yazılar Türk toplumunu derinden yaralıyor.
Tate Galerisi’ni konu hakkında uyararak bu haksız ve dayanaksız iddiaların sergi tanıtım materyellerinden çıkarılmasını talep ettik.
İnsanları birbirine yaklaştıran ve anlamaya yönelten sanatın politikaya alet edilerek onları birbirine düşman etmek için kullanılması çok üzücüdür” dedi. Protesto hakkında daha fazla bilgi isteyenlerin http://www.turkishfederationuk.com/ adresini ziyaret etmeleri öneriliyor.
Gorky Ermeni olduğunu gizlemiş
Gerçeküstücü ve soyut dışavurumcu tabloları ile tanınan sanatçının 1902- 1905 yılları arasında Van civarında doğduğu iddia ediliyor. Asıl adı Vosdanik (Manoog) Adoyan olan sanatçının babası 1910 yılında karısını, üç kızını ve oğlunu ardında bırakarak daha iyi bir ekonomik hayat için Amerika’ya iltica etmiş. 1915 olayları sonrasında Rus orduları ile birlikte o dönem Rusların kontrolünde olan Erivan’a göç eden sanatçının annesinin 1919 yılında Ermenistan’daki zor koşullara dayanamayarak açlıktan hayatını kaybettiği söyleniyor.
Kızkardeşi ile birlikte 1920 yılında önce İstanbul, ardından Atina üzerinden Amerika’ya göç eden sanatçı kısa bir süre babası ile yaşadıktan sonra ailesini terkederek sanat hayatına atılmış.
Kendisini ünlü Rus yazar Maxime Gorky’nin yakın akrabası olarak tanıtan ressam, Arshile Gorky adını kullanmaya başlamış.
Çevresindekilere zaman zaman Rus bazen de Gürcü olduğunu söyleyen ressam 31 yaşında evlendiği eşinden Ermeni olduğunu ölene dek gizlemiş. Geçirdiği trafik kazası sonucu depresyona giren ressam, eşinin çocuklarını alarak kendisini terk etmesinden bir süre sonra 1948 yılında intihar ederek hayatına son vermiş.
Sanat hayatının ilk yıllarında Picasso, Cezanne ve Matisse gibi bir çok ünlü sanatçının etkisinde kalan ressamın eserleri ileriki yıllarda sanat çevreleri tarafından kabul görmüş.
Ünlü bir çok sanat galerisinde tabloları sergilenen Gorky’nin eserleri 3 Mayıs 2010 tarihine kadar Tate Modern Galerisi’nde sergilenecek. Tate Modern bu süre içinde sanatçıyı tanıtan bir dizi etkinlik yapmayı planlıyor.
Parlamentolarda alınan kararlar siyasidir
İTDF Yönetim Kurulu tarafından yapılan açıklamada ‘soykırım’ suçlamasının olayların tarihsel boyutu irdelenmeden ve hukuki bir dayanağı olmadan dile getirilmesinin maksatlı olduğu; 1948 yılında Birleşmiş Milletler tarafından ‘soykırım’ suçunun tanımlandığını ve 1915 Ermeni tehcirinin bu kapsama girmediği belirtildi.
Açıklamada, 1915 döneminin hem Ermeni hem de Türk toplumunun büyük acılar çektiği bir dönem olduğu ve bu acının bazı çevreler tarafından istismar edilerek Türk- Ermeni düşmanlığı yaratılmaya çalışıldığı vurgulandı.
Geçtiğimiz günlerde, ABD Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesi'nde alınan Ermeni soykırımını tanıma kararı konusunda açıklama yapan İTDF Başkanı Şener Sağlam “ABD, İsveç ve benzeri bazı ülkelerin parlamentolarında alınan kararlar tamamen siyasidir.
Bu girişimlerin Türkiye'yi soykırım iddiasıyla baskı altına alma, Türkiye siyasetini soykırım iddiasıyla yönlendirme amacı taşıdığını hepimiz biliyoruz.
Bu ülke parlamentolarını kendi geçmişleri ile yüzleşmeye davet ediyoruz” dedi. Başkan Sağlam “Kurt dumanlı havayı sever. Anavatanımızda yaratılan dumanlı havayı fırsat bilen bazı sözde ‘dost’ ülkelerin parlamentoları ‘soykırım’ iddialarını tartışmaya başladılar. 95 yıl önce yaşanan trajik olayların bugün parlamentolarda tartışılmasının nedeni hali hazırda bugün kendilerinin yaptığı kıyımları gözden kaçırmak ve dikkatleri başka yöne çekmek içindir.
Afganistan’da, Irak’ta, Yemen’de, Filistin’de, Bosna’da, Karabağ’da olanlar meydanda! Hepimiz biliyoruz ki Osmanlı İmparatorluğu parçalanırken 5 milyon Osmanlı hayatını kaybetmiştir. Osmanlı tebası olan Ermeni kayıpları da dahil olmak üzere 5 milyon kişinin yer yüzünden silinmesinin birinci dereceden sorumlusu aç gözlü Batılı emperyalist güçlerdir.
Batılılar önce katlettikleri Müslümanların hesabını versin!” dedi.
Osmanlı İmparatorluğu’nun Batılı güçler ve Rusya tarafından parçalanması sürecinde 4 milyonu sivil olmak üzere Osmanlı tebasına mensup 4 kişiden biri hayatını kaybetmişti. Osmanlı İmparatorluğu tarafından yüzyıllarca ‘Millet-i Sadıka/ Sadık Millet” olarak tanımlanan Ermenilerin bu süreçte önce Ruslar sonra Batılı güçlerin kışkırtması sonucu gerçekleştirdikleri ayaklanmalar ve katliamlarda 523 bin Müslüman/Türkü katlettikleri kaydediliyor.
Londra, 17 Mart 2010
Editöre Notlar
İTDF hakkında bilgi:
İngiltere Türk Dernekleri Federasyonu (İTDF) bünyesinde onaltı derneği barındıran bir çatı örgütüdür. İngiltere'de yaşayan Türkler arasındaki birlik, beraberlik ve dayanışmayı güçlendirmek, Türk toplumunun kendi kimliğini koruyarak İngiliz toplumuna uyumuna yönelik çabalara katkıda bulunmak, sahip olduğu hakları korumak ve güçlendirmek, ortak sorunlarının çözümü ve ortak çıkarlarının savunulması için çaba göstermek, Türk-İngiliz dostluğunun geliştirilmesine katkıda bulunmak, Türk kültürünü ve tarihini tanıtmak, Türkiye Cumhuriyeti'ni ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ni ilgilendiren konularda çalışmalarda bulunmak üzere kurulmuştur.
İTDF ile iletişim:
E-posta: turkishfederationuk@yahoo.co.uk
Posta: İTDF, 41 Camberwell Church Street, London SE5 8TR
Telefon : + 44 (0)77 8890 8803
Saturday, March 6, 2010
İttihatçılar Taşnaklara Ne Önermişlerdi?
Tuncay Yılmazer - Gelibolu'yu Anlamak
www.acikistihbarat.com
05.03.2010
“….Talât Bey’in evine gidip konuştuk faydasız…Taşnaksutyun , İttihat’ın yararına ve onun yanında çalıştıktan sonra , şimdi onun darbeleri altında…” (25 Nisan 1915 Pazar, Osmanlı Meb’usan Meclisi Üyesi Krikor Zohrab Efendi’nin Günlüğünden)
Ermeni Sorunu hâlâ güncelliğini koruyor, zaman zaman gündemden düşer gibi olsa da ufak bir kıvılcım tartışmaları yeniden alevlendiriyor.
Genel olarak baktığımızda tartışmalar Ermenilere soykırım yapılıp yapılmadığı, Ermenilerin hainlik yaptıkları için tehcir edildiği vs. gibi konuların etrafında şekilleniyor, Osmanlı Ermenilerin kurduğu partilerin özellikle de Ermeni Taşnak Federasyonu ile İttihat-Terakki Cemiyeti’nin inişli çıkışlı ilişkileri Ermeni Sorununu inceleyen araştırmacılarca nedense pek gündeme getirilmiyor. Oysa ben sorunun İttihat Terakki Cemiyeti ( İTC ) ve diğer Ermeni Örgütler arasındaki ( özellikle de Taşnaksutyun Partisi ) arasındaki ilişkiler açısından da ele alınmasının gerekli olduğunu düşünüyorum.İkinci olarak da 1914 yılı içerisinde ortaya çıkan savaş tehlikesinin başta Taşnaklar olmak üzere bu örgütlerce nasıl algılandığının üzerinde durulmalı. “Türkler soykırım yaptı” ya da “Ermeniler hainlik etmişti.” gibi toptancı yaklaşımlar bilimsel değil, her şeyden önce adil değil.
Her ne kadar bazı Ermeni araştırmacılar aradaki iletişimin 1912 yılında bittiği söylese de elimizde savaş çıkana kadar devam ettiği yönünde yeterince kanıt var. Taşnaksutyun Partisi aslında gerek ilke gerek teşkilatlanması açısında İttihat-Terakki ile çok benzeşiyor.
Diğer Ermeni partileri ( Hınçak ve diğerleri ) II. Meşrutiyet ilan edilmesinden önce ve sonrasında da her zaman için İTC ‘ne mesafeli kalmışlardı. Oysa Taşnak Federasyonu zaman zaman inişli çıkışlı da olsa İTC ile her zaman iletişim kanallarını açık tutmuştur. Taşnaklar Ermeni komitelerinin en dürüst ve en doğrusu olarak kabul ediliyordu.[i]Cemal Paşa anılarında “Biz Ermenileri ve özellikle de onların ihtilalcilerini Rum ve Bulgarlardan daha çok severiz.” diye yazacaktı. "Çünkü onlar bu iki milletten daha mert ve daha kahramandırlar. İki yüzlülük bilmezler. Dostluklarında sadık , düşmanlıklarında metindirler. Biz Ermeniler ile Türkler arasındaki düşmanlığın başlıca sebebinin Rusya siyaseti olduğu inancındayız."[ii] diye yazmıştı.
İki örgüt arasındaki ilk yakınlaşma İTC’nin Selanik kanadından Cemal Paşa ve Paris kanadından Dr. Bahaattin Şakir bey’in çabalarıyla II. Jöntürk kongresi öncesi olmuştu. Kongre 29 Aralık 1907'de Paris’te toplanmış, Taşnaksutyun delegeleri de katılmışlardı. Kongrede padişahı devirmek için silahli mücadelede dahil her türlü yönteme başvurulması , genel ayaklanmaya uygun bir ortam hazırlanması kabul edilmişti. [iii]
Hareket ordusunu 22 Nisan 1909'da ellerinde çiçeklerle ziyarete gelen Ermeni kadınlara Enver Bey ve yanındakiler “Yaşasın Taşnaksutyun Cemiyeti!” diye alkışlarla karşılık verecekti. [iv] Her iki örgüt arasındaki ilişkiler diğer Ermeni örgütlerin tepkisini çekmekte gecikmemişti. Bazı İttihatçı mebusların Taşnaklara Ermeni Devrimci Federasyonu ile birleşme önerisinde bulundukları söylentisi bile çıkacaktı.[v] M. Raif Ogan “Sultan Abdülhamit-İftiralara Cevaplar” adlı eserinde İttihatçıları özellikle bu konuda ağır bir dille eleştirecektir: “İstibdada ve Sultan Abdülhamit’e nefret izharında acele edenler , kendi milli hakimiyetlerini baltaladıklarını o günlerde anlayamadılar ve İttihad komitasının gaflet ve cehaletine ayak uydurdular. Hepsinin yazılması da İttihad ve Terakki’nin propagandası tesiriyledir. O günlerde Ermeni komitacısı ile hürriyet fedaisi arasında ayrılık kalmamıştı! Bu basiretsizliğin acı misallerini bir çok kanlı komitacıların İttihad ve Terakki namzedi olarak meb’us seçilmeleri ile gördük. Karakin Pastırmacıyan adındaki komitacının müfrit taşkınlıklarına Rusya Çarlığı bile tahammül etmemiş, ve bu adam oradan Osmanlı ülkesine kaçıp kurtulmuştu. Rusya iadesini istiyorken İttihad Terakki o’nu Erzurum’dan meb’us çıkardı ve Rusya’nın taleplerine karşı harbi göze alacak derecede ahmakâne cür’et göstererek herifi himaye etti.[vi]
Ancak , Taşnaklar 31 Mart Vak’ası sonrası Adana’da Ermenilerle Türkler arasında çıkan olayları araştırmakla görevli iken şüpheli şekilde ölü bulunan Edirne Mebusu Agop Babikyan’ın ölmeden önce yazdığı ve ailesi tarafından saklandığı iddia edilen Adana olayları ile ilgili raporun açıklanması üzerine 18 Temmuz 1912'de ittifakın bittiğini ilan ettiler.[vii] Taşnaksutyun yayın organı Troşag 13 Nisan 1913'de ITC’yi , Taşnakların içtenliğini ve çabalarını sistemli bir şekilde boşa çıkartmakla suçlayacaktı. Tüm Ermeni partileri aralarındaki işbirliğini artırıp Vilayat-ı sitte bölgesindeki reformların yaşama geçirilmesini talep ettiler. Krikor Zohrab, Vartkes Efendi gibi Ermeni ileri gelenleri diğer ülke büyükelçileri ile temasa geçtiler. Hedef özerk bir Ermenistan’dı.[viii] Ancak görüşmeler devam etti. İttihatçı mebuslardan Ermeni kökenli Hallaçyan Efendi aracılığıyla Cemal Bey, 1913 Aralığında Taşnak temsilcileri ile bir araya gelmiş, büyük güçleri doğu meselelerine katmamalarını, sonuçların geri dönülemez olabileceğini söylemişti.[ix] Cemal Paşa’ya göre reformlar kabul edilse bile Doğu’daki Müslümanlar Ermenilere karşı ayaklanabilecek, Rusya bunu bahane edip Doğu vilayetlerini işgal edebilecekti.
İç ıslahat teşebbüslerinin harpten sonraya ertelenmesinin gerektiğini Taşnaksutyun liderlerine söylendi.[x] Kutlu’nun da haklı olarak belirttiği gibi zihniyet olarak Ermeni milliyetçileri de İttihatçılardan farklı değildi. İttihatçıları buna karşılık İstanbul’da terör olaylarını başlatmakla tehdit ettiler.[xi]
Yeniköy Antlaşması 8 Şubat 1914'te Sadrazam ve Dışişleri Bakanı Sait Halim Paşa ile Rusya’nın İstanbul Maslahatgüzarı arasında imzalanmıştı. Antlaşma maddeleri Osmanlı İmparatorluğunu Rusya karşısında bir hayli sıkıntılı duruma soktuğu açıktır. Doğuda 6 vilayet ikiye ayrılacak ve iki ayrı Avrupalı müfettiş tarafından yönetilecekti. Müfettişlere geniş yetki veren bu antlaşma, Babıali’yı Rusya’ya ya karşı sorumlu hale getiriyordu. [xii] Savaşa girme kararında bu antlaşmanın büyük önemi vardır. Cemal Paşa hatıralarında “Kapitülasyonları ve Cebel-i Lübnan imtiyazlarını kaldırmak ana düşüncelerimizden olduğu gibi , son zamanlarda Rusya’nın baskı ve zorlamasıyla kabul ettiğimiz Doğu Anadolu ıslahatına ait itilafnameyi de yırtmak istiyorduk.[xiii] diyecekti.
8.Taşnak Kongresi
Ufukta savaş bulutları belirmiş ve Osmanlı İmparatorluğu’nun da tarafını belirlemesi gerektiği ortaya çıkmıştır. Bab-ı Ali, Almanya ile ittifak sözleşmesi yapacaktır. İşte seferberlik kararının da alındığı Ağustos ayı başında Erzurum’da, Doğu Anadolu vilayetlerinin en güçlü Ermeni örgütü olan Taşnaksutyun cemiyetinin kongresi toplanır.
Kongreye dair İttihat Terakki Cemiyeti’nden de delegeler katılıp katılmadığına dair Türk kaynaklarındaki bilgiler çelişkilidir. ITC Hükümetinin Mavi Kitaba karşılık olarak çıkardığı “Beyaz Kitap- Ermeni Komitelerinin Emelleri ve İhtilal Hareketleri” olarak adlandırılan kitapta Taşnak 8.Kongresi kararlarından bahsedilmekte. Ancak kongreye İTC temsilcilerinin de katıldığı belirtilmiyor.[xiv]
Salahi Sonyel, kongrenin Temmuz ya da Ağustos ayılarında yapıldığını, İTC yetkililerinin katıldığına dair hiçbir Türk belgesi olmadığını, kongre sonuçları ile ilgili değişik yorumlar yapıldığını belirtiyor. Papasian , Jön Türklerin 1907 antlaşmasını yeniden hayata geçirilmesini istediğini belirtirken, Taşnaklar devlete bağlı kalacaklarını ancak Rus Ermenilerin yaptıklarından sorumlu olmayacaklarını belirtmişler. Sonyel’in aktardığı başka bir kaynak ise Ermenilere otonomi vaad edildiğini belirtiyor. [xv] Türk resmi tezlerinin başlıca eseri olan Kamuran Gürün Esat Uras’ın bu kongreye hükümet temsilcisi gönderildiği iddiasını reddettiğini belirtiyor. Ancak Clair Price’den aktararak bunun gerçekleşmiş olabileceğinin altını çiziyor:
“İstanbul Meclisi’ndeki Ermeni Grubu , Enver Hükümeti 1914'te harbe girerken Erzurum’da kongrelerini yapıyorlardı. Hükümet temsilcileri onları orada ziyaret etti ve ilk hedefi Rusya’yı geri atmak olan Panturan projesini sundu. Rus Maveray-ı Kafkas’ının taksimi teklif ediliyor, fethedilecek toprakların Ermeniler, Gürcüler ve Tatarlar arasında taksim edilip hepsine Osmanlı hakimiyeti altında otonomi vaat ediliyordu. Ermeni grubu eğer harp zaruri olursa Osmanlı vatandaşı olarak vazifelerini yapacaklarını, fakat hükümetin tarafsız kalmasını tavsiye edeceklerini söylediler.”[xvi]
Toynbee, Papazyan ve Kaçaczuni’den de benzer alıntılar yapan Gürün, Erzurum Kongresi’ne İttihat Terakki’den temsilci gitmiş olabileceğini, kongrede Türkiye’deki Ermenilerin muhtemel bir savaşta hükümete karşı cephe alınmamasının kararlaştırıldığını, ancak bu kararın tutulmadığını belirtirken, İttihatçılardan kimin katıldığını, tam olarak ne teklifte bulunulduğunu yazmıyor. ( Bunu belirlemenin de güç olduğunu belirtiyor.)[xvii]
Taşnak Kongresi Erzurum’da 2-14 Ağustos 1914 tarihleri Erzurum’da yapıldı.[xviii] Ermeni Soykırımı iddialarının popüler kaynaklarından Yves Ternon gibi Tarık Zafer Tunaya’da Talat Paşa’nın isteğiyle bu tarihlerde yapıldığını belirtiyor.[xix] Talat Paşa’nın isteğiyle toplantı yapılması hayli ilginç ve önemli bir bilgi. Muhtemelen Talat Paşa özellikle Doğu Anadolu’da ( reform planlanan bölgelerde) Osmanlı Ermenilerini temsil eden Taşnaksutyun cemiyeti’nden çıkabilecek muhtemel savaşta safını belirlemesini istemiş olabilir. Ternon “İttihad’ın dar görüşlü milliyetçiliğini eleştirmek ve bunun Türk olmayan diğer unsurlar karşısında sergilediği düşmanlıktan kaygı duymakla birlikte , Taşnaksutyun savaşı engellemek için bütün gücüyle hükümetle işbirliği yapmaya karar verdiğini" belirtiyor.[xx]
Türk kaynaklar arasında bu kongreye ittihatçıların ilgisine dair daha net bilgiler veren Tunaya, kongreye İttihat-Terakki Fırkası Katib-i Umumisi Dr.Bahaattin Şakir ile Azerbeycan Müfettişi Ömer Naci Bey’lerin İttihat-Terakki adına katıldığını belirtiyor.[xxi] Söz konusu girişimin hükümet kaynaklı olmaktan ziyade ITC Merkezi Umumi kaynaklı olduğu ortada. Her iki ismin de Talat’a yakın oldukları biliniyor. Bahaattin Şakir’in biyografisini yazan Hikmet Çiçek’te bu kongreye aynı isimlerin katıldığını belirtiyor, ancak ne söz verildiğinden bahsetmiyor.[xxii] İttihat Terakki Katib-i Umumisi Dr. Bahaattin Şakir Ermeni Tehciri konusunda suçlanan isimlerin başında geliyordu. Galip Vardar, İttihatçı Sapancalı Hakkı ve Hüsrev Sami’nin Bahaattin Şakir’le savaştan önceki bir diyaloglarından bahseder. Bahaattin Şakir ” Haydi Bakalım Erzurum’a gidiyoruz. Ermenileri tehcir edeceğiz” demiş. Her ikisi de şaşırmış. “- Peki Ermenileri tehcir edeceğiz, mal ve mülkleri ne olacak? Bu hususta bir program var mıdır?” deyince “-Yahu ne program olacak. Ermenileri tehcir edeceğiz dedik ya… Alt tarafı anlayın işte.” diye yanıtlamış. Her ikisi de Bahaattin Şakir’in Ermeni Tehcir etme konusundaki yaklaşımını doğru bulmamış, “bizim kanunsuz, nizamsız işlerde gözümüz yoktur” demişler.[xxiii]
Kongre görüşmelerine başlamadan önce seferberlik emri çıkarıldığı haber alındı. Dr. Bahaattin Şakir, Ömer Naci ve Hilmi Bey yönetiminde bir heyet 3 Ermeni şefiyle ( Vramian, Rostom ve Aquini ) görüşme talebinde bulundu.[xxiv] Tunaya, İttihatçı temsilcilerin Ermeni liderleriyle ayrı ayrı konuştuklarını , fakat Van’da Ömer Naci-Papazyan konuşmasında olduğu gibi görüşmelerde olumlu bir sonuca varamadıklarını belirtiyor. Tunaya’ya göre İttihatçıların önerileri Doğu Anadolu’da özerk bir Ermenistan’ın kurulmasıydı. [xxv] Ternon, İttihatçı delegelerin önerileri hakkında biraz daha ayrıntılı bilgi veriyor: Transkafkasya halkının ( Gürcü, Tatar, Azeri vs.) geniş isyan planı ayrıca Ermeniler Ruslara karşı Osmanlı İmparatorluğu’nu desteklerse Kafkasya’daki Erivan, Kars, Elizabethpol eyaletleriyle Van, Bitlis, Erzurum vilayetlerinin sancaklarını içine alan özerk bir yönetim hakkına sahip olacaklardı.
[xxvi]“Başarımız Ermenilerin pozisyonuna bağlı. Eğer bizimle yürürseniz Kafkasları beraberce paylaşırız. Tiflis, Kutayis, Batum ve Trabzon limanının bir kısmı Gürcistan’a verilir. Bakü, Elizabethpol ve Dağistan Müslüman bütünlüğüne dahil olur, Erivan, Kars, Elizabethpol’ün doğu kısmı, Van, Bitlis ve Erzurum vilayetleriyle birlikte Erzurum’u oluşturur[xxvii].
Taşnakların Kafkasya’da Rus İmparatorluğu’na karşı bir isyan başlatmasının söz konusu olmadığını belirtip bu teklife olumlu yanıt vermemesinin İttihatçıları kızdırdığı anlaşılıyor.
Talat Paşa , daha sonra Rusların kurduğu Ermeni birliklerinde komutanlık yapacak olan ( o dönemde Osmanlı Mebusan Meclisi’nde milletvekili ) Karekin Pastırmacıyan’a Taşnaksutyun’un tutumunu beğenmediklerini , İTC’nin yapacaklarında artık özgür olduğunu belirtmişti.[xxviii]
Peki kongrede Taşnaklar ne konuşmuşlardı? Ermeni kaynakları kongreden bazı üyelerin ısrarlı isteklerine rağmen Rus Komutası altında Ermeni taburları oluşturulması kararı çıkmadığını belirtiyor.[xxix] Kongre , yirmisekiz oturumdan sonra Ermenileri yaşadıkları ülkenin yurttaşlık görevlerini yerine getirmeye çağıracaktır[xxx] Ancak kongre kararına rağmen sonraki gelişmelerle Pastırmacıyan ve Antranik’in başı çektiği grup Ruslarla işbirliği kararı alacaktır.
Sonuç
Elimizdeki bilgileri toparladığımızda, İTC’nin Doğu Anadolu’daki en güçlü Ermeni örgütü olan Taşnaksutyun’a Birinci Dünya Savaşı’nın hemen arefesinde Ruslara karşı Osmanlı İmparatorluğu’nun yanında oldukları takdirde 3 vilayeti önerdikleri ( Erzurum, Bitlis ve Van) ortaya çıkıyor. Balkan Savaşı sonrası istikametini Türk milliyetçiliği olarak belirlemiş olan İttihat Terakki Cemiyeti’nin asırlardır Türklüğü ve Müslümanlığıyla gönüllerde yer etmiş bir şehri Ermenilere teklif etmesindeki garabete mi şaşırmalı?
Yoksa Ermeni birliklerinin en önde gelen komutanlarından birinin İttihatçıların bir zamanlar can dostu olan Pastırmacıyan olduğuna mı hayret edilmeli? Kuşkusuz bunlar ayrı tartışma konusu.
Benim asıl dikkat çekmek istediğim nokta her iki tarafında popüler kaynaklarının bu kongrenin üzerinde pek durma ihtiyacı hissetmemesi. Talat Paşa’nın isteğiyle yapıldığı belirtilen 8.Taşnak kongresi ile ilgili bilgiler hem Türk hem Ermeni araştırmacıların çalışmalarında nedense üzerinde fazla yorum yapılmadan üstünkörü şekilde veriliyor. Bu konuda her iki tarafın popüler çalışmalarını ele aldığımızda gerek Prof. Vahakn N. Dadrian’ın , Taner Akçam’ın gerekse Prof.Yusuf Halaçoğlu’nun çalışmalarında bilgi bulunmaması doğrusu şaşırtıcı. Kanımca sözkonusu toplantı “soykırım yapıldı” ya da “Ermeniler hainlik etti” görüşlerini destekleyenlerin argümanlarına uymuyor.
Ermenilere soykırım yapıldığını savunanlar , soykırıma uğradığını iddia ettikleri toplumun ileri gelenlerin İttihat Terakki ile zamanında yakın işbirliği içerisinde olduğunu açıklamaktan kaçınıyor. Rus Ordusunun 1914 sonlarından itibaren hızla Osmanlı topraklarında ilerlediği sırada Antranik ,Pastırmacıyan gibilerin yönetimindeki Ermeni çetelerinin Müslüman sivillere yaptığı katliamları, yine binlerce Müslüman sivilin göç etmek zorunda kaldığını görmezden geliyor. ( 1917 sonrasında aynı katliamlar bu sefer Rus Ordusu çekilirken tekrarlanmıştır.) “Ermeniler hainlik etti” argümanını savunanlar ise darbeyle iş başına gelmiş , İttihat Terakki Fırkası Merkez komitesinin zamanında işbirliği yaptığı Taşnaklarla savaş öncesinde de pazarlıklara girdiğini açıklamıyor, savaş sırasında binlerce Ermeni sivilin, kadın, çoluk-çocuğun o günün şartlarında zorla göç ettirilmesi kararını ise savunmakta zorluk çekiyor.
Cemal Paşa anılarında haklı olarak zorla yerinden edilen Müslümanlar için serzenişte bulunur: ” Rus istilâsı sırasında Ermeni zulüm ve ve cinayetlerinden kurtulmak için Diyarbakır üzerinden Halep ve Adana yoluyla Konya’ya, Erzurum ve Azerbeycan’dan Sivas’a iltica etmiş olan Türk ve Kürt muhacirlerin gösterdikleri manzara bundan daha az vahim değildi. Fakat o zavallılar Müslüman oldukları için hiçbir Alman ya da Amerikan misyoneri onlar için rapor yazmadı ve onların felâket ve sefaletini münasip bir dille açıklama ihtiyacını vicdanında hissetmedi.[xxxi] Standford Shaw, 1919 yılında mütareke döneminde yayınlanan Tasvir-i Efkâr gazetesine dayanarak resmi olarak 1.604.031 müslümanın Rus ve Ermeni saldırılarından dolayı göç ettiğini, bunların yaklaşık %43.7 ( 701.166 ) ‘nin açlık, hastalık ya da katliam nedeniyle öldüğünü belirtiyor.[xxxii] Savaştan sonra Erzurum valisi resmi olarak göç ettiği saptanan 448.607 müslümandan sadece 173.304'ünün şehre dönebildiğini bildirecektir. [xxxiii] Yakın zamanda Murat Bardakçı tarafından yayınlanan “Talât Paşa’nın Evrak-ı Metrukesi”nde zorunlu tehcire tabi olan Osmanlı Ermenisini 924.158 olarak veriliyor.[xxxiv] Prof. Yusuf Halaçoğlu ise tehcir edilen Ermeni sayısını 438.758, tehcir sırasında çeşitli nedenlerle ölen Ermeni sayısının 56610 olduğunu belirtirken.[xxxv] Ermenilere soykırım yapıldığını savunan Yves Ternon ise ölü sayısının 600000 olduğundan bahsediyor.
Ermeni Tehciri , yıllardır işbirliği yapmış, fedai örgütleri de dahil bir çok açıdan birbiriyle benzeşen İttihatçılarla Taşnakların sivil halk üzerinden kanlı bir hesaplaşmasıydı. Sonuç her iki taraftan da birer milyona yakın kişinin göç etmek zorunda kaldığı acılarla dolu bir “beraberlik”ti. Kaç kişinin öldüğünü tam olarak tesbit etmek ise mümkün değil. Aradan neredeyse bir asır geçse de, üzerinde tartişmaların hâlâ devam ettiği, binlerce Osmanlı vatandaşının göç etmek zorunda kaldığı, yollarda hastalıklardan, katliamlardan dolayı öldüğü olaylara götüren süreci ve zihniyeti çok iyi tahlil etmek, ırkçılığın, kontrolden çıkmış “dışlayıcı milliyetçiliğin” nelere yol açabildiğini görmek, ayrıntılarda gizlenen gerçekleri ortaya çıkarmak gerekiyor.
[i] Büyük Felaket , 1915 Katliamı ve Ermeni Sorunu, Re Yayıncılık, İstanbul, Nisan 2005 s. 76
[i] Cemal Paşa, Hatırat ( 1913-1922), Nehir Yayınları, Nisan 2006,İstanbul ,s. 340
[ii] Cemal Paşa s. 330 ( Paşanın burada özellikle Taşnakları kastettiği hatıralarının ilgili bölümleri okunduğunda ortaya çıkıyor. Örn. s. 347)
[iii] Sacit Kutlu, Milliyetçilik ve Emperyalizm Yüzyılında Osmanlı Devleti, Bilgi Üniversitesi Yayınları , 1. Baskı, Haziran 2007, İstanbul s.221
[iv] Kutlu s.258
[v] Kutlu s.275
[vi] M.Raif Ogan, Sultan Abdülhamid-İftiralara Cevaplar, Kaknüs Yayınları, İstanbul, 2008, s.25
[vii] Kutlu s.317
[viii] Kutlu 379
[ix] Kutlu 425
[x] Cemal Paşa , s. 381
[xi] Kutlu 426
[xii] Yusuf Halaçoğlu “Ermeni Tehciri” Babıali Kültür Yayıncılığı, 14.Baskı , 2008 İstanbul, s.46-47
[xiii] Cemal Paşa ,s. 380
[xiv] Ermeni Komitelerinin Emelleri ve İhtilâl Hareketleri- İttihat Terakki Raporu Beyaz Kitap, Kaynak Yayınları , 2006 s. 174-178
[xv] Salahi Sonyel , The Great War and The Tragedy Of Anatolia, Türk Tarih Kurumu Basımevi, 2001, 2.Baskı s. 83
[xvi] Kamuran Gürün, Ermeni Dosyası, Remzi Kitabevi, 8.Basım , s. 281
[xvii] Gürün s. 281-283
[xviii] A. Avagyan “İttihat Terakki Cemiyeti ile Ermeni Siyasi Partileri Arasındaki İlişkiler” Ermeniler ve İttihat Terakki, İşbirliğinden Çatışmaya içerisinde , Aras Yayıncılık, Kasım 2005 , İstanbul, s.131
[xix] Tarık Zafer Tunaya , Türkiye’de Siyasi Partiler C:3 İttihat ve Terakki, Bir Çağın, Bir Kuşağın, Bir Partinin Tarihi, İletişim Yayınları, İstanbul 2007, 3.Baskı s.648
[xx] Hovanissian’dan aktaran Ternon Ermeni Tabusu, Belge Yayınları, İstanbul, 1993 , s.246 20. numaralı dipnot
[xxi] Tunaya , s.648
[xxii] Hikmet Çiçek, Dr. Bahaatin Şakir, İttihat ve Terakki’den Teşkilât-ı Mahsusa’ya Bir Türk Jakobeni, Kaynak Yayınları, İstanbul, 2. Baskı , Nisan 2007 s. 122
[xxiii] Galip Vardar’dan Aktaran Çiçek s.134
[xxiv] Avagyan , s. 132
[xxv] Tunaya a.g.e s. 649
[xxvi] Yves Ternon, s. 230
[xxvii] Minassian, “Birinci Dünya Savaşı öncesinde İttihat ve Terakki Cemiyeti ile Ermeni Devrimci Federasyonu Arasındaki İlişkiler” Ermeniler ve İttihat Terakki, İşbirliğinden Çatışmaya içerisinde , Aras Yayıncılık, Kasım 2005 , İstanbul,s.203
[xxviii] Avagyan s. 132
[xxix] Minassian s.203
[xxx] Minassian s. 203
[xxxi] Cemal Paşa s. 485
[xxxii] Standford Shaw, The Ottoman Empire in World War I, Volume 2, Türk Tarih Kurumu, 2008 s. 993
[xxxiii] Shaw s. 993
[xxxiv] Murat Bardakçı “Talât Paşa’nın Evrâk-ı Metrûkesi” Everest Yayınları 2008, s. 77
[xxxv] Halaçoğlu s. 97-98 ( Halaçoğlu bu rakamdan sadece 9-10.000 tanesinin eşkıyalarca öldürüldüğünü, geri kalanların hastalık ve açlıktan ölmüş olabileceğini yazıyor) Bu arada Halaçoğlu’nın Osmanlı arşivlerine, Murat Bardakçı’nın ise Talât Paşa’nın kara kaplı defterini kaynak alarak verdiği tehcir edilen Ermeni sayısında büyük fark olması dikkat çekici.
http://www.acikistihbarat.com/Haberler.asp?haber=8685
Tuncay Yılmazer - Gelibolu'yu Anlamak
www.acikistihbarat.com
05.03.2010
“….Talât Bey’in evine gidip konuştuk faydasız…Taşnaksutyun , İttihat’ın yararına ve onun yanında çalıştıktan sonra , şimdi onun darbeleri altında…” (25 Nisan 1915 Pazar, Osmanlı Meb’usan Meclisi Üyesi Krikor Zohrab Efendi’nin Günlüğünden)
Ermeni Sorunu hâlâ güncelliğini koruyor, zaman zaman gündemden düşer gibi olsa da ufak bir kıvılcım tartışmaları yeniden alevlendiriyor.
Genel olarak baktığımızda tartışmalar Ermenilere soykırım yapılıp yapılmadığı, Ermenilerin hainlik yaptıkları için tehcir edildiği vs. gibi konuların etrafında şekilleniyor, Osmanlı Ermenilerin kurduğu partilerin özellikle de Ermeni Taşnak Federasyonu ile İttihat-Terakki Cemiyeti’nin inişli çıkışlı ilişkileri Ermeni Sorununu inceleyen araştırmacılarca nedense pek gündeme getirilmiyor. Oysa ben sorunun İttihat Terakki Cemiyeti ( İTC ) ve diğer Ermeni Örgütler arasındaki ( özellikle de Taşnaksutyun Partisi ) arasındaki ilişkiler açısından da ele alınmasının gerekli olduğunu düşünüyorum.İkinci olarak da 1914 yılı içerisinde ortaya çıkan savaş tehlikesinin başta Taşnaklar olmak üzere bu örgütlerce nasıl algılandığının üzerinde durulmalı. “Türkler soykırım yaptı” ya da “Ermeniler hainlik etmişti.” gibi toptancı yaklaşımlar bilimsel değil, her şeyden önce adil değil.
Her ne kadar bazı Ermeni araştırmacılar aradaki iletişimin 1912 yılında bittiği söylese de elimizde savaş çıkana kadar devam ettiği yönünde yeterince kanıt var. Taşnaksutyun Partisi aslında gerek ilke gerek teşkilatlanması açısında İttihat-Terakki ile çok benzeşiyor.
Diğer Ermeni partileri ( Hınçak ve diğerleri ) II. Meşrutiyet ilan edilmesinden önce ve sonrasında da her zaman için İTC ‘ne mesafeli kalmışlardı. Oysa Taşnak Federasyonu zaman zaman inişli çıkışlı da olsa İTC ile her zaman iletişim kanallarını açık tutmuştur. Taşnaklar Ermeni komitelerinin en dürüst ve en doğrusu olarak kabul ediliyordu.[i]Cemal Paşa anılarında “Biz Ermenileri ve özellikle de onların ihtilalcilerini Rum ve Bulgarlardan daha çok severiz.” diye yazacaktı. "Çünkü onlar bu iki milletten daha mert ve daha kahramandırlar. İki yüzlülük bilmezler. Dostluklarında sadık , düşmanlıklarında metindirler. Biz Ermeniler ile Türkler arasındaki düşmanlığın başlıca sebebinin Rusya siyaseti olduğu inancındayız."[ii] diye yazmıştı.
İki örgüt arasındaki ilk yakınlaşma İTC’nin Selanik kanadından Cemal Paşa ve Paris kanadından Dr. Bahaattin Şakir bey’in çabalarıyla II. Jöntürk kongresi öncesi olmuştu. Kongre 29 Aralık 1907'de Paris’te toplanmış, Taşnaksutyun delegeleri de katılmışlardı. Kongrede padişahı devirmek için silahli mücadelede dahil her türlü yönteme başvurulması , genel ayaklanmaya uygun bir ortam hazırlanması kabul edilmişti. [iii]
Hareket ordusunu 22 Nisan 1909'da ellerinde çiçeklerle ziyarete gelen Ermeni kadınlara Enver Bey ve yanındakiler “Yaşasın Taşnaksutyun Cemiyeti!” diye alkışlarla karşılık verecekti. [iv] Her iki örgüt arasındaki ilişkiler diğer Ermeni örgütlerin tepkisini çekmekte gecikmemişti. Bazı İttihatçı mebusların Taşnaklara Ermeni Devrimci Federasyonu ile birleşme önerisinde bulundukları söylentisi bile çıkacaktı.[v] M. Raif Ogan “Sultan Abdülhamit-İftiralara Cevaplar” adlı eserinde İttihatçıları özellikle bu konuda ağır bir dille eleştirecektir: “İstibdada ve Sultan Abdülhamit’e nefret izharında acele edenler , kendi milli hakimiyetlerini baltaladıklarını o günlerde anlayamadılar ve İttihad komitasının gaflet ve cehaletine ayak uydurdular. Hepsinin yazılması da İttihad ve Terakki’nin propagandası tesiriyledir. O günlerde Ermeni komitacısı ile hürriyet fedaisi arasında ayrılık kalmamıştı! Bu basiretsizliğin acı misallerini bir çok kanlı komitacıların İttihad ve Terakki namzedi olarak meb’us seçilmeleri ile gördük. Karakin Pastırmacıyan adındaki komitacının müfrit taşkınlıklarına Rusya Çarlığı bile tahammül etmemiş, ve bu adam oradan Osmanlı ülkesine kaçıp kurtulmuştu. Rusya iadesini istiyorken İttihad Terakki o’nu Erzurum’dan meb’us çıkardı ve Rusya’nın taleplerine karşı harbi göze alacak derecede ahmakâne cür’et göstererek herifi himaye etti.[vi]
Ancak , Taşnaklar 31 Mart Vak’ası sonrası Adana’da Ermenilerle Türkler arasında çıkan olayları araştırmakla görevli iken şüpheli şekilde ölü bulunan Edirne Mebusu Agop Babikyan’ın ölmeden önce yazdığı ve ailesi tarafından saklandığı iddia edilen Adana olayları ile ilgili raporun açıklanması üzerine 18 Temmuz 1912'de ittifakın bittiğini ilan ettiler.[vii] Taşnaksutyun yayın organı Troşag 13 Nisan 1913'de ITC’yi , Taşnakların içtenliğini ve çabalarını sistemli bir şekilde boşa çıkartmakla suçlayacaktı. Tüm Ermeni partileri aralarındaki işbirliğini artırıp Vilayat-ı sitte bölgesindeki reformların yaşama geçirilmesini talep ettiler. Krikor Zohrab, Vartkes Efendi gibi Ermeni ileri gelenleri diğer ülke büyükelçileri ile temasa geçtiler. Hedef özerk bir Ermenistan’dı.[viii] Ancak görüşmeler devam etti. İttihatçı mebuslardan Ermeni kökenli Hallaçyan Efendi aracılığıyla Cemal Bey, 1913 Aralığında Taşnak temsilcileri ile bir araya gelmiş, büyük güçleri doğu meselelerine katmamalarını, sonuçların geri dönülemez olabileceğini söylemişti.[ix] Cemal Paşa’ya göre reformlar kabul edilse bile Doğu’daki Müslümanlar Ermenilere karşı ayaklanabilecek, Rusya bunu bahane edip Doğu vilayetlerini işgal edebilecekti.
İç ıslahat teşebbüslerinin harpten sonraya ertelenmesinin gerektiğini Taşnaksutyun liderlerine söylendi.[x] Kutlu’nun da haklı olarak belirttiği gibi zihniyet olarak Ermeni milliyetçileri de İttihatçılardan farklı değildi. İttihatçıları buna karşılık İstanbul’da terör olaylarını başlatmakla tehdit ettiler.[xi]
Yeniköy Antlaşması 8 Şubat 1914'te Sadrazam ve Dışişleri Bakanı Sait Halim Paşa ile Rusya’nın İstanbul Maslahatgüzarı arasında imzalanmıştı. Antlaşma maddeleri Osmanlı İmparatorluğunu Rusya karşısında bir hayli sıkıntılı duruma soktuğu açıktır. Doğuda 6 vilayet ikiye ayrılacak ve iki ayrı Avrupalı müfettiş tarafından yönetilecekti. Müfettişlere geniş yetki veren bu antlaşma, Babıali’yı Rusya’ya ya karşı sorumlu hale getiriyordu. [xii] Savaşa girme kararında bu antlaşmanın büyük önemi vardır. Cemal Paşa hatıralarında “Kapitülasyonları ve Cebel-i Lübnan imtiyazlarını kaldırmak ana düşüncelerimizden olduğu gibi , son zamanlarda Rusya’nın baskı ve zorlamasıyla kabul ettiğimiz Doğu Anadolu ıslahatına ait itilafnameyi de yırtmak istiyorduk.[xiii] diyecekti.
8.Taşnak Kongresi
Ufukta savaş bulutları belirmiş ve Osmanlı İmparatorluğu’nun da tarafını belirlemesi gerektiği ortaya çıkmıştır. Bab-ı Ali, Almanya ile ittifak sözleşmesi yapacaktır. İşte seferberlik kararının da alındığı Ağustos ayı başında Erzurum’da, Doğu Anadolu vilayetlerinin en güçlü Ermeni örgütü olan Taşnaksutyun cemiyetinin kongresi toplanır.
Kongreye dair İttihat Terakki Cemiyeti’nden de delegeler katılıp katılmadığına dair Türk kaynaklarındaki bilgiler çelişkilidir. ITC Hükümetinin Mavi Kitaba karşılık olarak çıkardığı “Beyaz Kitap- Ermeni Komitelerinin Emelleri ve İhtilal Hareketleri” olarak adlandırılan kitapta Taşnak 8.Kongresi kararlarından bahsedilmekte. Ancak kongreye İTC temsilcilerinin de katıldığı belirtilmiyor.[xiv]
Salahi Sonyel, kongrenin Temmuz ya da Ağustos ayılarında yapıldığını, İTC yetkililerinin katıldığına dair hiçbir Türk belgesi olmadığını, kongre sonuçları ile ilgili değişik yorumlar yapıldığını belirtiyor. Papasian , Jön Türklerin 1907 antlaşmasını yeniden hayata geçirilmesini istediğini belirtirken, Taşnaklar devlete bağlı kalacaklarını ancak Rus Ermenilerin yaptıklarından sorumlu olmayacaklarını belirtmişler. Sonyel’in aktardığı başka bir kaynak ise Ermenilere otonomi vaad edildiğini belirtiyor. [xv] Türk resmi tezlerinin başlıca eseri olan Kamuran Gürün Esat Uras’ın bu kongreye hükümet temsilcisi gönderildiği iddiasını reddettiğini belirtiyor. Ancak Clair Price’den aktararak bunun gerçekleşmiş olabileceğinin altını çiziyor:
“İstanbul Meclisi’ndeki Ermeni Grubu , Enver Hükümeti 1914'te harbe girerken Erzurum’da kongrelerini yapıyorlardı. Hükümet temsilcileri onları orada ziyaret etti ve ilk hedefi Rusya’yı geri atmak olan Panturan projesini sundu. Rus Maveray-ı Kafkas’ının taksimi teklif ediliyor, fethedilecek toprakların Ermeniler, Gürcüler ve Tatarlar arasında taksim edilip hepsine Osmanlı hakimiyeti altında otonomi vaat ediliyordu. Ermeni grubu eğer harp zaruri olursa Osmanlı vatandaşı olarak vazifelerini yapacaklarını, fakat hükümetin tarafsız kalmasını tavsiye edeceklerini söylediler.”[xvi]
Toynbee, Papazyan ve Kaçaczuni’den de benzer alıntılar yapan Gürün, Erzurum Kongresi’ne İttihat Terakki’den temsilci gitmiş olabileceğini, kongrede Türkiye’deki Ermenilerin muhtemel bir savaşta hükümete karşı cephe alınmamasının kararlaştırıldığını, ancak bu kararın tutulmadığını belirtirken, İttihatçılardan kimin katıldığını, tam olarak ne teklifte bulunulduğunu yazmıyor. ( Bunu belirlemenin de güç olduğunu belirtiyor.)[xvii]
Taşnak Kongresi Erzurum’da 2-14 Ağustos 1914 tarihleri Erzurum’da yapıldı.[xviii] Ermeni Soykırımı iddialarının popüler kaynaklarından Yves Ternon gibi Tarık Zafer Tunaya’da Talat Paşa’nın isteğiyle bu tarihlerde yapıldığını belirtiyor.[xix] Talat Paşa’nın isteğiyle toplantı yapılması hayli ilginç ve önemli bir bilgi. Muhtemelen Talat Paşa özellikle Doğu Anadolu’da ( reform planlanan bölgelerde) Osmanlı Ermenilerini temsil eden Taşnaksutyun cemiyeti’nden çıkabilecek muhtemel savaşta safını belirlemesini istemiş olabilir. Ternon “İttihad’ın dar görüşlü milliyetçiliğini eleştirmek ve bunun Türk olmayan diğer unsurlar karşısında sergilediği düşmanlıktan kaygı duymakla birlikte , Taşnaksutyun savaşı engellemek için bütün gücüyle hükümetle işbirliği yapmaya karar verdiğini" belirtiyor.[xx]
Türk kaynaklar arasında bu kongreye ittihatçıların ilgisine dair daha net bilgiler veren Tunaya, kongreye İttihat-Terakki Fırkası Katib-i Umumisi Dr.Bahaattin Şakir ile Azerbeycan Müfettişi Ömer Naci Bey’lerin İttihat-Terakki adına katıldığını belirtiyor.[xxi] Söz konusu girişimin hükümet kaynaklı olmaktan ziyade ITC Merkezi Umumi kaynaklı olduğu ortada. Her iki ismin de Talat’a yakın oldukları biliniyor. Bahaattin Şakir’in biyografisini yazan Hikmet Çiçek’te bu kongreye aynı isimlerin katıldığını belirtiyor, ancak ne söz verildiğinden bahsetmiyor.[xxii] İttihat Terakki Katib-i Umumisi Dr. Bahaattin Şakir Ermeni Tehciri konusunda suçlanan isimlerin başında geliyordu. Galip Vardar, İttihatçı Sapancalı Hakkı ve Hüsrev Sami’nin Bahaattin Şakir’le savaştan önceki bir diyaloglarından bahseder. Bahaattin Şakir ” Haydi Bakalım Erzurum’a gidiyoruz. Ermenileri tehcir edeceğiz” demiş. Her ikisi de şaşırmış. “- Peki Ermenileri tehcir edeceğiz, mal ve mülkleri ne olacak? Bu hususta bir program var mıdır?” deyince “-Yahu ne program olacak. Ermenileri tehcir edeceğiz dedik ya… Alt tarafı anlayın işte.” diye yanıtlamış. Her ikisi de Bahaattin Şakir’in Ermeni Tehcir etme konusundaki yaklaşımını doğru bulmamış, “bizim kanunsuz, nizamsız işlerde gözümüz yoktur” demişler.[xxiii]
Kongre görüşmelerine başlamadan önce seferberlik emri çıkarıldığı haber alındı. Dr. Bahaattin Şakir, Ömer Naci ve Hilmi Bey yönetiminde bir heyet 3 Ermeni şefiyle ( Vramian, Rostom ve Aquini ) görüşme talebinde bulundu.[xxiv] Tunaya, İttihatçı temsilcilerin Ermeni liderleriyle ayrı ayrı konuştuklarını , fakat Van’da Ömer Naci-Papazyan konuşmasında olduğu gibi görüşmelerde olumlu bir sonuca varamadıklarını belirtiyor. Tunaya’ya göre İttihatçıların önerileri Doğu Anadolu’da özerk bir Ermenistan’ın kurulmasıydı. [xxv] Ternon, İttihatçı delegelerin önerileri hakkında biraz daha ayrıntılı bilgi veriyor: Transkafkasya halkının ( Gürcü, Tatar, Azeri vs.) geniş isyan planı ayrıca Ermeniler Ruslara karşı Osmanlı İmparatorluğu’nu desteklerse Kafkasya’daki Erivan, Kars, Elizabethpol eyaletleriyle Van, Bitlis, Erzurum vilayetlerinin sancaklarını içine alan özerk bir yönetim hakkına sahip olacaklardı.
[xxvi]“Başarımız Ermenilerin pozisyonuna bağlı. Eğer bizimle yürürseniz Kafkasları beraberce paylaşırız. Tiflis, Kutayis, Batum ve Trabzon limanının bir kısmı Gürcistan’a verilir. Bakü, Elizabethpol ve Dağistan Müslüman bütünlüğüne dahil olur, Erivan, Kars, Elizabethpol’ün doğu kısmı, Van, Bitlis ve Erzurum vilayetleriyle birlikte Erzurum’u oluşturur[xxvii].
Taşnakların Kafkasya’da Rus İmparatorluğu’na karşı bir isyan başlatmasının söz konusu olmadığını belirtip bu teklife olumlu yanıt vermemesinin İttihatçıları kızdırdığı anlaşılıyor.
Talat Paşa , daha sonra Rusların kurduğu Ermeni birliklerinde komutanlık yapacak olan ( o dönemde Osmanlı Mebusan Meclisi’nde milletvekili ) Karekin Pastırmacıyan’a Taşnaksutyun’un tutumunu beğenmediklerini , İTC’nin yapacaklarında artık özgür olduğunu belirtmişti.[xxviii]
Peki kongrede Taşnaklar ne konuşmuşlardı? Ermeni kaynakları kongreden bazı üyelerin ısrarlı isteklerine rağmen Rus Komutası altında Ermeni taburları oluşturulması kararı çıkmadığını belirtiyor.[xxix] Kongre , yirmisekiz oturumdan sonra Ermenileri yaşadıkları ülkenin yurttaşlık görevlerini yerine getirmeye çağıracaktır[xxx] Ancak kongre kararına rağmen sonraki gelişmelerle Pastırmacıyan ve Antranik’in başı çektiği grup Ruslarla işbirliği kararı alacaktır.
Sonuç
Elimizdeki bilgileri toparladığımızda, İTC’nin Doğu Anadolu’daki en güçlü Ermeni örgütü olan Taşnaksutyun’a Birinci Dünya Savaşı’nın hemen arefesinde Ruslara karşı Osmanlı İmparatorluğu’nun yanında oldukları takdirde 3 vilayeti önerdikleri ( Erzurum, Bitlis ve Van) ortaya çıkıyor. Balkan Savaşı sonrası istikametini Türk milliyetçiliği olarak belirlemiş olan İttihat Terakki Cemiyeti’nin asırlardır Türklüğü ve Müslümanlığıyla gönüllerde yer etmiş bir şehri Ermenilere teklif etmesindeki garabete mi şaşırmalı?
Yoksa Ermeni birliklerinin en önde gelen komutanlarından birinin İttihatçıların bir zamanlar can dostu olan Pastırmacıyan olduğuna mı hayret edilmeli? Kuşkusuz bunlar ayrı tartışma konusu.
Benim asıl dikkat çekmek istediğim nokta her iki tarafında popüler kaynaklarının bu kongrenin üzerinde pek durma ihtiyacı hissetmemesi. Talat Paşa’nın isteğiyle yapıldığı belirtilen 8.Taşnak kongresi ile ilgili bilgiler hem Türk hem Ermeni araştırmacıların çalışmalarında nedense üzerinde fazla yorum yapılmadan üstünkörü şekilde veriliyor. Bu konuda her iki tarafın popüler çalışmalarını ele aldığımızda gerek Prof. Vahakn N. Dadrian’ın , Taner Akçam’ın gerekse Prof.Yusuf Halaçoğlu’nun çalışmalarında bilgi bulunmaması doğrusu şaşırtıcı. Kanımca sözkonusu toplantı “soykırım yapıldı” ya da “Ermeniler hainlik etti” görüşlerini destekleyenlerin argümanlarına uymuyor.
Ermenilere soykırım yapıldığını savunanlar , soykırıma uğradığını iddia ettikleri toplumun ileri gelenlerin İttihat Terakki ile zamanında yakın işbirliği içerisinde olduğunu açıklamaktan kaçınıyor. Rus Ordusunun 1914 sonlarından itibaren hızla Osmanlı topraklarında ilerlediği sırada Antranik ,Pastırmacıyan gibilerin yönetimindeki Ermeni çetelerinin Müslüman sivillere yaptığı katliamları, yine binlerce Müslüman sivilin göç etmek zorunda kaldığını görmezden geliyor. ( 1917 sonrasında aynı katliamlar bu sefer Rus Ordusu çekilirken tekrarlanmıştır.) “Ermeniler hainlik etti” argümanını savunanlar ise darbeyle iş başına gelmiş , İttihat Terakki Fırkası Merkez komitesinin zamanında işbirliği yaptığı Taşnaklarla savaş öncesinde de pazarlıklara girdiğini açıklamıyor, savaş sırasında binlerce Ermeni sivilin, kadın, çoluk-çocuğun o günün şartlarında zorla göç ettirilmesi kararını ise savunmakta zorluk çekiyor.
Cemal Paşa anılarında haklı olarak zorla yerinden edilen Müslümanlar için serzenişte bulunur: ” Rus istilâsı sırasında Ermeni zulüm ve ve cinayetlerinden kurtulmak için Diyarbakır üzerinden Halep ve Adana yoluyla Konya’ya, Erzurum ve Azerbeycan’dan Sivas’a iltica etmiş olan Türk ve Kürt muhacirlerin gösterdikleri manzara bundan daha az vahim değildi. Fakat o zavallılar Müslüman oldukları için hiçbir Alman ya da Amerikan misyoneri onlar için rapor yazmadı ve onların felâket ve sefaletini münasip bir dille açıklama ihtiyacını vicdanında hissetmedi.[xxxi] Standford Shaw, 1919 yılında mütareke döneminde yayınlanan Tasvir-i Efkâr gazetesine dayanarak resmi olarak 1.604.031 müslümanın Rus ve Ermeni saldırılarından dolayı göç ettiğini, bunların yaklaşık %43.7 ( 701.166 ) ‘nin açlık, hastalık ya da katliam nedeniyle öldüğünü belirtiyor.[xxxii] Savaştan sonra Erzurum valisi resmi olarak göç ettiği saptanan 448.607 müslümandan sadece 173.304'ünün şehre dönebildiğini bildirecektir. [xxxiii] Yakın zamanda Murat Bardakçı tarafından yayınlanan “Talât Paşa’nın Evrak-ı Metrukesi”nde zorunlu tehcire tabi olan Osmanlı Ermenisini 924.158 olarak veriliyor.[xxxiv] Prof. Yusuf Halaçoğlu ise tehcir edilen Ermeni sayısını 438.758, tehcir sırasında çeşitli nedenlerle ölen Ermeni sayısının 56610 olduğunu belirtirken.[xxxv] Ermenilere soykırım yapıldığını savunan Yves Ternon ise ölü sayısının 600000 olduğundan bahsediyor.
Ermeni Tehciri , yıllardır işbirliği yapmış, fedai örgütleri de dahil bir çok açıdan birbiriyle benzeşen İttihatçılarla Taşnakların sivil halk üzerinden kanlı bir hesaplaşmasıydı. Sonuç her iki taraftan da birer milyona yakın kişinin göç etmek zorunda kaldığı acılarla dolu bir “beraberlik”ti. Kaç kişinin öldüğünü tam olarak tesbit etmek ise mümkün değil. Aradan neredeyse bir asır geçse de, üzerinde tartişmaların hâlâ devam ettiği, binlerce Osmanlı vatandaşının göç etmek zorunda kaldığı, yollarda hastalıklardan, katliamlardan dolayı öldüğü olaylara götüren süreci ve zihniyeti çok iyi tahlil etmek, ırkçılığın, kontrolden çıkmış “dışlayıcı milliyetçiliğin” nelere yol açabildiğini görmek, ayrıntılarda gizlenen gerçekleri ortaya çıkarmak gerekiyor.
[i] Büyük Felaket , 1915 Katliamı ve Ermeni Sorunu, Re Yayıncılık, İstanbul, Nisan 2005 s. 76
[i] Cemal Paşa, Hatırat ( 1913-1922), Nehir Yayınları, Nisan 2006,İstanbul ,s. 340
[ii] Cemal Paşa s. 330 ( Paşanın burada özellikle Taşnakları kastettiği hatıralarının ilgili bölümleri okunduğunda ortaya çıkıyor. Örn. s. 347)
[iii] Sacit Kutlu, Milliyetçilik ve Emperyalizm Yüzyılında Osmanlı Devleti, Bilgi Üniversitesi Yayınları , 1. Baskı, Haziran 2007, İstanbul s.221
[iv] Kutlu s.258
[v] Kutlu s.275
[vi] M.Raif Ogan, Sultan Abdülhamid-İftiralara Cevaplar, Kaknüs Yayınları, İstanbul, 2008, s.25
[vii] Kutlu s.317
[viii] Kutlu 379
[ix] Kutlu 425
[x] Cemal Paşa , s. 381
[xi] Kutlu 426
[xii] Yusuf Halaçoğlu “Ermeni Tehciri” Babıali Kültür Yayıncılığı, 14.Baskı , 2008 İstanbul, s.46-47
[xiii] Cemal Paşa ,s. 380
[xiv] Ermeni Komitelerinin Emelleri ve İhtilâl Hareketleri- İttihat Terakki Raporu Beyaz Kitap, Kaynak Yayınları , 2006 s. 174-178
[xv] Salahi Sonyel , The Great War and The Tragedy Of Anatolia, Türk Tarih Kurumu Basımevi, 2001, 2.Baskı s. 83
[xvi] Kamuran Gürün, Ermeni Dosyası, Remzi Kitabevi, 8.Basım , s. 281
[xvii] Gürün s. 281-283
[xviii] A. Avagyan “İttihat Terakki Cemiyeti ile Ermeni Siyasi Partileri Arasındaki İlişkiler” Ermeniler ve İttihat Terakki, İşbirliğinden Çatışmaya içerisinde , Aras Yayıncılık, Kasım 2005 , İstanbul, s.131
[xix] Tarık Zafer Tunaya , Türkiye’de Siyasi Partiler C:3 İttihat ve Terakki, Bir Çağın, Bir Kuşağın, Bir Partinin Tarihi, İletişim Yayınları, İstanbul 2007, 3.Baskı s.648
[xx] Hovanissian’dan aktaran Ternon Ermeni Tabusu, Belge Yayınları, İstanbul, 1993 , s.246 20. numaralı dipnot
[xxi] Tunaya , s.648
[xxii] Hikmet Çiçek, Dr. Bahaatin Şakir, İttihat ve Terakki’den Teşkilât-ı Mahsusa’ya Bir Türk Jakobeni, Kaynak Yayınları, İstanbul, 2. Baskı , Nisan 2007 s. 122
[xxiii] Galip Vardar’dan Aktaran Çiçek s.134
[xxiv] Avagyan , s. 132
[xxv] Tunaya a.g.e s. 649
[xxvi] Yves Ternon, s. 230
[xxvii] Minassian, “Birinci Dünya Savaşı öncesinde İttihat ve Terakki Cemiyeti ile Ermeni Devrimci Federasyonu Arasındaki İlişkiler” Ermeniler ve İttihat Terakki, İşbirliğinden Çatışmaya içerisinde , Aras Yayıncılık, Kasım 2005 , İstanbul,s.203
[xxviii] Avagyan s. 132
[xxix] Minassian s.203
[xxx] Minassian s. 203
[xxxi] Cemal Paşa s. 485
[xxxii] Standford Shaw, The Ottoman Empire in World War I, Volume 2, Türk Tarih Kurumu, 2008 s. 993
[xxxiii] Shaw s. 993
[xxxiv] Murat Bardakçı “Talât Paşa’nın Evrâk-ı Metrûkesi” Everest Yayınları 2008, s. 77
[xxxv] Halaçoğlu s. 97-98 ( Halaçoğlu bu rakamdan sadece 9-10.000 tanesinin eşkıyalarca öldürüldüğünü, geri kalanların hastalık ve açlıktan ölmüş olabileceğini yazıyor) Bu arada Halaçoğlu’nın Osmanlı arşivlerine, Murat Bardakçı’nın ise Talât Paşa’nın kara kaplı defterini kaynak alarak verdiği tehcir edilen Ermeni sayısında büyük fark olması dikkat çekici.
http://www.acikistihbarat.com/Haberler.asp?haber=8685
Monday, January 25, 2010
Ermeni yalanı altında yatan siyasi projeler-1-
Ermeni yalanı hukuki değil siyasi amaçlıERMENİ iftiralarının kaynağını ve hukuki durumu araştırarak “Ermeni talepleri” adlı kitabı yazan Avukat Gülseren Aytaş, ’organize propaganda’nın perde arkasına dikkat çekti.
Ermeni propagandaları hukuki değil, siyasidirAv. Gülseren Aytaş, “Dünyada hiçbir milletin üzerine bu kadar yaygın, organize bir propagandayla gidilmemiştir. Bu olaylar dünyanın en ibret verici haksızlık belgeleri olarak tarihteki yerini alacak” dedi
GİRİŞ: Bir grup sözde aydının 1915 olayları ile ilgili hazırladığı ‘özür bildirisi’, bazı ülkelerin parlamentolarında bekleyen iftira tasarıları ve Ankara ile Erivan arasında başlayan ‘zoraki’ yakınlaşma, yüz yıllık Ermeni yalanlarını yeniden gündeme getirdi. Bir dizi iftiranın havada uçuştuğu ortamda “Ermeni Talepleri” kitabının yazarı Avukat Gülseren Aytaş’la konuştuk...
* Sözde aydınlar, Türk milletini, Ermenilerden ’özür dilemeye’ çağıracak. Bu çirkin kampanya, ülkemizde yeni tartışmalar başlattı. Bu sinsi propaganda konusunda neler düşünüyorsunuz? Türk insanına uzun zamandır başkalarıyla empati kurması tavsiye ediliyor.
Oysa Türk milletine empati kurma konusunda ders vermeye gerek yok. Hitler zulmünden kaçan Almanların, Saddam zulmünden kaçan peşmergelerin, Ermenistan’da iş bulamayarak kaçan 100 bin Ermeninin sığındığı ülke Türkiye’dir. Aksine Türkiye ile empati kurmayı başarabilirlerse yurtta barış, dünyada barış ilkesinin önemini kavrayabilirler.
İkincisi Ermeni propagandaları özellikle 1960’lı yıllarda Amerika’da ve Avrupa’da başlatıldı ve günümüze kadar sistematik bir şekilde sürdürüldü. Dünyada hiçbir milletin üzerine bu kadar yaygın ve organize bir propaganda ile gidilmemiştir. Bu propagandalar dünyanın en ibret verici haksızlık belgeleri olarak tarihteki yerini alacak. Ancak bu propagandalara katılan devletlerin Türk milletine bir özür borcu var.
* Bu tür kampanyalara karşı neler yapılmalı? Ermeni propagandaları hukuki değil siyasi. Siyasi bir talep ancak siyasetle bertaraf edilebilir. Meselâ bir ülke Türkiye aleyhine parlamento kararı alıyorsa Türkiye’nin de o ülke aleyhine meclis kararı alabilir. Onun için Türkiye haklarını bıkmadan usanmadan anlatmalı ve korumalı.
* Siz, hukukçu kimliğinizin yanında, Ermeni konusunda araştırmalarla da tanınıyorsunuz.
’Ermeni Talepleri’ kitabının başlangıç noktası ne oldu?2006’da Türkiye’nin sözde soykırım iddialarına karşı bir Ermeni hamlesi yapacağı, uluslararası yargıya başvuracağı haberleri çıktı. Buna göre, Türkiye ve Ermenistan 3’er hakim seçecek. İki ülke milliyetinden olmayan bir bağımsız hâkim de başkan atanacak. Bu heyet 1915 olaylarının BM Sözleşmesi’ne göre soykırım olup olmadığına karar verecek. Kısacası Türkiye soykırımcı ülkeler gibi yargılanacak! Hakemlerin oyları eşit çıkarsa, komisyon başkanının tek oyu kararı belirleyecek. Ben bu haberleri okuyunca çok üzüldüm ve endişelendim. Böylece konuyu hukuki yönden incelemeye başladım.
* Bu hassas konunun hukuki yönü sizce nedir?Yalnız Ermeni meselesi değil pek çok mesele Atatürk zamanında milletlerarası antlaşmalarla hukuken çözümlendi ve tasfiye edildi. Dolayısıyla bu konunun sanki hiç çözümlenmemiş gibi ele alınması çok yanlış. Oysa yargılama ve sorumlu tutma talepleri Sevr’de vardı. Ancak bu talepler düşman işgali altında dahi kabul edilmedi ve ardından 1921 Kars Antlaşması ile Ermeni sorunu çözüldü. Buna rağmen Ermeni iddialarına karşı uluslararası yargıya başvuru için 2000’li yıllardan itibaren hazırlık yapılıyormuş, belki de daha önceden. Doğrusu çok üzüldüm ve hayret ettim.
Haklarımızı gündeme getirmeliyizTürkiye’nin Ermeni propagandalarından çekinecek hiçbir durumu olmadığını ifade eden Avukat Gülseren Aytaş, şunları söyledi:
“Birincisi, Türk tarihinde soykırım veya atom bombası veya kimyasal silâh kullanımı gibi bir insanlık ayıbı yok. İkincisi Ermeni sorunu Atatürk zamanında yapılan uluslararası antlaşmalarla hukuken çözümlenmiş. Dolayısıyla bu konu artık tartışma konusu dahi yapılamaz. Zaten müzakere konusu edebilselerdi bunu 90 senedir yapmazlar mıydı? Türkiye’nin bunları gündeme getirmesi gerekir. Küresel devletler Türkiye’nin haklarını yok sayma politikası izliyor.
Görmezden gelmekle bu haklar ortadan kalkmaz. Ancak haklarımızı bizim gündeme getirmemiz gerekir. Bağımsız bir devlet olmanın önemi burada. Bir de Türkiye’nin milletlerarası hukuktan kaynaklanan mütekabiliyet, misilleme gibi hakları var. Diyelim ki yabancı bir ülke parlamentosu Türkiye aleyhinde bir karar aldı, Türkiye de bu kararın kaldırılması için nota verebilir.”
Parayla kırım yaptı diye idam edilen Nusret Bey’in cebinden bir lira çıktı1915 tehciri esnasında Ermeni iftirasına kurban giden Urfa Mutasarrıfı Nusret Bey’in arkasında bıraktığı yetimlere kalan parası, yamalı pantolonundan çıkan 1 liraydı!
* Biraz geçmişe dönersek; Ermeni çetelerin isyanlarının siyasi bir mücadele olarak gösterilmesi konusunda neler söylersiniz?Ermeni çetecilerin faaliyetleri isyan faaliyetleri olarak değil de siyasi mücadele olarak nitelendiriliyor, yani isyan ve vatana ihanet kavramı değiştiriliyor.
İşgal ordularıyla işbirliği yaparak masum halka silahlı saldırılar düzenlemek vatana ihanet ve isyan faaliyetleridir. Ülkenin birliğini ve bütünlüğünü bozmaya yönelik faaliyetleri siyasi mücadele olarak değerlendiremezsiniz. Hiçbir devlet de böyle değerlendirmez, yaptırım uygular.
* Araştırırken sizi en çok etkileyen durum ne oldu?Uluslararası yargıya hazırlıklar konusunda benim en çok garipsediğim nokta Ermenistan’ın bu teklife yanaşmayacağı, kaçacağı şeklindeki sözler. Buna gerçekten inanıyorlar mı, merak ediyorum. Zaten amaç, Türkiye’yi bir şekilde yargılayıp sorumlu tutmak değil mi? Aksi halde 40 yıldır sürdürülen bunca masraflı propagandalar neden yapılsın? Üstelik pek çok ülkede Türkiye’nin geçmişiyle “yüzleşmesi” gerektiği yönünde yayınlar yapılıyor.
* Geçmişimizle barışalım, yüzleşelim gibi sözler haklı mı?Türkler geçmişiyle küs değil, tarihimizi de inkar etmiyoruz. Osmanlı Devleti’nin bütün borçlarını halefi sıfatıyla son kuruşuna kadar ödedik. Ancak Osmanlı Devleti’nin milletlerarası bir mahkeme tarafından yargılanmasını söz konusu bile ettirmedik.
Üstelik Mondros Mütarekesi ortamında nakil ve sevkler nedeniyle çok haksız tutuklamalar ve yargılamalar yapılmış. Sanıkların kararı temyiz hakkı dahi kaldırılmış. Bir Nusret Bey hikayesi var meselâ.
Urfa Mutasarrıfı Nusret Bey, para için kırım yaptığı iddiasıyla idam ediliyor, ancak yamalı pantolonunun cebinden bir lira çıkıyor.
Daha sonra bu mahkeme kararlarını temyiz hakkı veriyorlar ve bu karar da bozuluyor. Çünkü dava dosyasının içinde düzmece evraklar tespit ediliyor. Ancak çok geç kalınmış oluyor, çünkü idam gerçekleşmiş. Öte yandan Torlakyan isimli bir Ermeni, İstanbul’da Azerbaycan’ın eski bir Bakanı’na suikast düzenleyerek öldürüyor.
Bu kişi Divan-ı Harp tarafından yargılanıyor ve ceza almadan salıveriliyor. İstanbul’daki bu mahkemenin üç hakimi ve savcısı da İngiliz!
İnanılması güç olaylar. İşte bu alacakaranlık ortamda bile Sevr hükümleri tartışma konusu bile edilmemiş.
Atatürk Nutuk’ta Sevr için, ’Bu taslak TBMM tarafından tartışılmaya değer bile bulunmamıştır’ diyor.
Türkiye çok vahim bir hatanın eşiğinde‘Ermeni Talepleri’ isimli kitabın yazarı Avukat Gülseren Aytaş, diaspora ve işbirlikçilerinin sinsi planlarına karşı dikkatli olunmasını istedi. Aytaş, “Türkiye, Ermenistan’a toprak ve tazminat talebi yolunu açacak çok vahim bir tarihî hatanın eşiğindedir” uyarısı yaptı.
http://www.yenicaggazetesi.com.tr/haberdetay.php?hit=11735
Aslolan küresel talepler
Ermeni yalanı altında yatan siyasi projeler
Ne hukuki ne de fiili böyle bir derdimiz var
Ermeni tezlerini savunanların ’soykırımı’ kelimesini tekrarlaya tekrarlaya zihinlere yerleştirdiğini belirten Gülseren Aytaş, “Bu ifadeyi hiç kullanmamamız gerekir” dedi.
Avukat kimliğine rağmen Ermeni yalanlarını ortaya koymak için yaptığı çalışmalarla dikkatleri üzerine toplayan Gülseren Aytaş’la yaptığımız röportajın dün yayınlanan bölümünde, Türkiye’deki işbirlikçi çevrelerin faaliyetlerini masaya yatırdık.
Bugün ise iftiraların ardındaki projeleri konuştuk l Osmanlı Devleti’nin sürgün kararı doğru bir karar mıydı?Ermeni çetelerinin varlığı 1915 yılından çok önce başlıyor, azınlıkların müttefik devletlerce himayeleri ise 1700’lü yıllara kadar gidiyor. Osmanlı Devleti’ne isyan etmenin serbest, Osmanlı Devleti’nin isyanı bastırmasının yasak olduğu bir dönem yaşanıyor. Bir yerde isyan çıkınca müttefik devletler hemen müdahale ediyorlar, nota veriyorlar, ıslahat kararı ve af kanunu çıkarttırıyorlar. İsyancılar salıveriliyor. Yani Osmanlı Devleti çıkarlarına aykırı taleplere hayır diyemiyor ve halk korunmasız kalıyor. Nihayet 1915 yılında Ermeni çeteleri Ruslarla işbirliği yaparak askere ve halka karşı silahlı saldırılar düzenleyince nakil ve sevk kararı alınıyor. Yani Osmanlı Devleti’nin bir vilayetinden diğer vilayetine yer değiştirme yapılıyor. Bu nakil ve sevk sözü sonraları tehcire, sürgüne dönüşüyor.
Dolayısıyla Osmanlı Devleti’nin nakil ve sevk kararı var, sürgün değil. Sürgün nasıl oluyor; İstanbul’u işgal eden güçler, 16 Mart 1920’den itibaren Mebusan Meclisi’ni basıyorlar ve milliyetçi gördükleri vekilleri tutuklayarak Malta Adası’na sürgüne gönderiyorlar. İşte sürgün böyle oluyor. Soruya gelince, Osmanlı Devleti’nin 1915 nakil ve sevk işlemlerinde hiçbir hukuka aykırılık yok.
Ermeni sorunu nasıl çözülmeli?
Türkiye Ermeni sorununu Kars Antlaşması ile 1921’de çözümlemiş. Sadece bu sorunu değil, Tanzimat zihniyetiyle oluşan yüzyıllık sorunları tasfiye etmiş. Bizim ne hukuken ne de fiilen bir Ermeni sorunumuz var. Birbirimizden kız alıp vermişiz, birlikte avukatlık yapıyoruz.
Televizyona bir Ermeni asıllı avukat üstadımız çıkmıştı, herkesi ağlatmıştı. “Ben Ermeni asıllıyım ama bu ülkenin vatandaşı olarak aynı zamanda Türk’üm. Ne mutlu Türk’üm diyene, diyorum. Soykırım yoktur, iç ve dış güvenlik için yasa çıkarılmıştır. Türkiye Ermenileri basamak olarak kullanılamaz” şeklinde konuşmuştu. Dolayısıyla Türkiye’nin fiilen ve hukuken bir Ermeni sorunu yok, Türkiye’ye yönelik yaygın ve sistematik bir propaganda var. Bir de Ermeni soykırımı tamlamasını kullanmak çok yanlış. Gerçek olmayan bir sözü tekrarlaya tekrarlaya zihnimize yerleştiriyoruz, yerleştiriyorlar, bu ifadeyi hiç kullanmamak lâzım.
+++
Yüzleşmekten bahsedenler önce Irak’a bakmalı Gülseren Aytaş, “Mazlum milletlere yapılan soykırım yaptırımsız kalıyor” diyor.
Türkiye, sizce tarihiyle yüzleşmekten korkuyor mu?Bizim tarihimizle yüzleşmemizi gerektiren herhangi bir durum yok. Bu konuda tarihi gerçekleri ortaya koyan pek çok bilimsel eser var. Gerçeklerle yüzleşmekten bahsedenler, 1948 Soykırım Sözleşmesinden sonra Türklere yapılan soykırımlarla yüzleşmeli, Irak’ta öldürülen bir milyonu aşkın Müslüman gerçeğiyle yüzleşmeli. Türklere ve mazlum milletlere yapılan soykırımlar yaptırımsız kalıyor. İstanbul Barosu, gerçekten tarihe not düştü ve Irak’taki soykırımın cezalandırılması için 2003 yılında Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne (UCM) başvurdu. Ancak UCM Başsavcısı 2006 yılında Irak için dava açılması talebini reddetti! Yani Irak’ta soykırım veya insanlığa karşı suç yokmuş.
Irak İngiltere’yi işgal etmiş olsaydı ne olurdu diye düşünmek lâzım. Müslümanların hak ve özgürlükleri yok mu? Onun için bütün dünya milletleri özgürlük, adalet ve barış için mücadele etmeli. Türkiye Malezya olur mu diye tartışma çıkıyor, Türkiye İran olur mu diye tartışma çıkıyor da neden Türkiye Irak olur mu diye tartışma çıkmıyor, merak ediyorum. Kitabınızda hangi konular var?
Birinci kısımda, Ermeni sorununun nasıl ortaya çıktığı, nasıl çözümlendiği ve Türkiye’nin hakları konusu var. İkinci kısımda bu bilgilerin değerlendirilmesi yer alıyor.
Ermeni propagandalarının nitelikleri, kaynakları, komisyon kurulması ve yargıya başvuru önerileri gibi konular var. Giriş kısmında ise ek hukuki bilgi olarak milletlerarası sözleşmelerin kısa açıklamaları var. Özellikle Uluslararası Ceza Mahkemesi Statüsü konusuna çok dikkat etmek lazım, çünkü bu mahkeme tıpkı AİHM gibi geriye dönük yargılama yapabilir. Bu durum egemenlik haklarımıza tamamen aykırı. Kitabın sonunda ise 1915 Nakil ve Sevk kararı ile Lozan Antlaşmasıyla ilgili bazı maddeleri açıklayan bir ek daha var.
Amerikan işgali altında bulunan Irak’ta kan hiç durmadı. Amerikan askerleri, aralarında çocuk ve kadınların da bulunduğu 1.5 milyon sivil Iraklıyı hunharca katletti. Dünya, anaları ağlatan bu mezalime seyirci kaldı.
+++Kars Antlaşması sorunu zaten çözdü
Ermenistan’la olan sorunlar nasıl çözülebilir? Uzlaşma, hukuki bir terim; devletler arasındaki uyuşmazlıkların çözümlenmesi için BM Sözleşmesinin 33. maddesi ve devamında öngörülmüş. Dolayısıyla uzlaşma terimini kullanmamak gerekir. Çünkü Türkiye’nin Ermenistan ile çözümlemesi gereken bir hukuki uyuşmazlık yok. Ermenistan 1921 Kars Antlaşması ile bağlı. Ancak Ermenistan’ın iyi komşuluk yükümlülüklerini yerine getirmesi gerekiyor.
Türkiye’den özür dilemesi, Anayasası ve Bağımsızlık Bildirisinden Türkiye’nin toprak bütünlüğüne yönelik taleplerini kaldırması, soykırım anıtlarını kaldırması, işgal altında tuttuğu Azerbaycan topraklarını boşaltması ve Türkiye’nin güvenini kazanması gerekiyor. Ermenistan’la iyi ilişkiler kurulması da gündeme getiriliyor.
Elbette iyi ilişkiler olmalı, ancak bahsedilen iyi ilişkiler Atatürk zamanında zaten kurulmuştu. Atatürk, “Ermeni sorunu Kars Antlaşması ile en doğru şekilde çözüldü, yüzyıllardan beri dostluk içinde yaşayan iki çalışkan halkın iyi ilişkileri yeniden kuruldu” demişti.
Arşivler açılsa, tarih komisyonu kurulsanasıl olur?Arşivler zaten açık. Ortak Tarih Komisyonu önerisi ise yargıya başvuru önerisi gibi yanlış. Ortak Tarih Komisyonu haksız bir karara varırsa ne olacak? Üstelik Sevr’de, Milletler Cemiyeti’nin komisyonlar kurması ve soruşturmalar yapması da öngörülmüştü. Bu teklif de asla tartışma konusu ettirilmedi. Milli Mücadele ile haklılığımızı ispat etmişiz ve bu sorunu çözmüşüz. Sahip olduğumuz haklarımızı şimdi neden tartışmaya açalım? Tartışmadan doğrulara varılamaz deniyor.Bize sunulan doğruları sorgulamadan gerçeklere ulaşamayız. Atatürk onun için fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller yetiştirilmesini istemişti. İlim tercümeyle değil tetkikle olur demişti.
Gerçeklere ulaşabilmek için elbette iyiniyetli tartışmalar olmalı. Meselâ Türklere ve mazlum milletlere yapılan soykırımların neden yaptırımsız kaldığı, adaletin ne olduğu tartışılmalı. Ermeni propagandalarının arkasındaki talepler tartışılmalı. Ermeni sorununun aslında hukuken çözümlendiği halde neden “sorun” haline getirilmek istendiği tartışılmalı. Ancak o zaman Türkiye’nin haklarının neden tartışma konusu yapılamayacağı anlaşılır.
+++
Ermeni talepleri küresel talepler arasında ayrıntı Kitabınızda değişik bilgiler var mı?
Evet. Meselâ Lozan Konferansındaki bazı görüşmeler var. Ermeni çetecilerine af istiyorlar. Türkiye’yi terk edenlerin geri dönmesini istiyorlar.
Türk Heyeti geri dönüşleri kabul etmediği gibi af projesini sadece düşman kuvvetler için öneriyor, yurt içindeki vatana ihanet suçlarını affetmek istemiyor. Bu hakkını Kars Antlaşması’nda saklı tutmuş. Hatta İsmet Paşa Lozan’da “devletine karşı silâh kullananların affedildikleri başka memleketlerde görülmüş şey değildir” diyor. Ancak Lozan’da o kadar ısrarlar oluyor ki en sonunda genel af, düşman ordularıyla işbirliği yapanları yani Ermeni çetecilerini de kapsıyor. Yani affeden biziz, affedilen vatana ihanet suçu işleyen Ermeni çeteciler. Kitabınızın ismi neden‘Ermeni Talepleri’ ?
-Ermeni iddialarının altına bakınca Ermeni taleplerini görüyoruz.
Ermeni talepleri de aslında sadece Ermenistan’ın talepleri değil, küresel bir talep.
Mesela 1987 yılında alınmış bir AB Parlamentosu kararı var kitapta.
Bakıyoruz ve şunu açıkça görüyoruz:
AB’nin bir kısım talepleri = Ermeni talepleri
+ Ege talepleri
+ Güneydoğu Anadolu talepleri
+ Kıbrıs talepleri
+ dini özgürlükler adı altında sair imtiyaz talepleri.
Aslında Ermeni talepleri, küresel talepler içinde bir ayrıntı.
Sonuç olarak hepimizin konu hakkında bilgilenmesi lâzım.
http://www.yenicaggazetesi.com.tr/haberdetay.php?hit=11766
Ermeni yalanı hukuki değil siyasi amaçlıERMENİ iftiralarının kaynağını ve hukuki durumu araştırarak “Ermeni talepleri” adlı kitabı yazan Avukat Gülseren Aytaş, ’organize propaganda’nın perde arkasına dikkat çekti.
Ermeni propagandaları hukuki değil, siyasidirAv. Gülseren Aytaş, “Dünyada hiçbir milletin üzerine bu kadar yaygın, organize bir propagandayla gidilmemiştir. Bu olaylar dünyanın en ibret verici haksızlık belgeleri olarak tarihteki yerini alacak” dedi
GİRİŞ: Bir grup sözde aydının 1915 olayları ile ilgili hazırladığı ‘özür bildirisi’, bazı ülkelerin parlamentolarında bekleyen iftira tasarıları ve Ankara ile Erivan arasında başlayan ‘zoraki’ yakınlaşma, yüz yıllık Ermeni yalanlarını yeniden gündeme getirdi. Bir dizi iftiranın havada uçuştuğu ortamda “Ermeni Talepleri” kitabının yazarı Avukat Gülseren Aytaş’la konuştuk...
* Sözde aydınlar, Türk milletini, Ermenilerden ’özür dilemeye’ çağıracak. Bu çirkin kampanya, ülkemizde yeni tartışmalar başlattı. Bu sinsi propaganda konusunda neler düşünüyorsunuz? Türk insanına uzun zamandır başkalarıyla empati kurması tavsiye ediliyor.
Oysa Türk milletine empati kurma konusunda ders vermeye gerek yok. Hitler zulmünden kaçan Almanların, Saddam zulmünden kaçan peşmergelerin, Ermenistan’da iş bulamayarak kaçan 100 bin Ermeninin sığındığı ülke Türkiye’dir. Aksine Türkiye ile empati kurmayı başarabilirlerse yurtta barış, dünyada barış ilkesinin önemini kavrayabilirler.
İkincisi Ermeni propagandaları özellikle 1960’lı yıllarda Amerika’da ve Avrupa’da başlatıldı ve günümüze kadar sistematik bir şekilde sürdürüldü. Dünyada hiçbir milletin üzerine bu kadar yaygın ve organize bir propaganda ile gidilmemiştir. Bu propagandalar dünyanın en ibret verici haksızlık belgeleri olarak tarihteki yerini alacak. Ancak bu propagandalara katılan devletlerin Türk milletine bir özür borcu var.
* Bu tür kampanyalara karşı neler yapılmalı? Ermeni propagandaları hukuki değil siyasi. Siyasi bir talep ancak siyasetle bertaraf edilebilir. Meselâ bir ülke Türkiye aleyhine parlamento kararı alıyorsa Türkiye’nin de o ülke aleyhine meclis kararı alabilir. Onun için Türkiye haklarını bıkmadan usanmadan anlatmalı ve korumalı.
* Siz, hukukçu kimliğinizin yanında, Ermeni konusunda araştırmalarla da tanınıyorsunuz.
’Ermeni Talepleri’ kitabının başlangıç noktası ne oldu?2006’da Türkiye’nin sözde soykırım iddialarına karşı bir Ermeni hamlesi yapacağı, uluslararası yargıya başvuracağı haberleri çıktı. Buna göre, Türkiye ve Ermenistan 3’er hakim seçecek. İki ülke milliyetinden olmayan bir bağımsız hâkim de başkan atanacak. Bu heyet 1915 olaylarının BM Sözleşmesi’ne göre soykırım olup olmadığına karar verecek. Kısacası Türkiye soykırımcı ülkeler gibi yargılanacak! Hakemlerin oyları eşit çıkarsa, komisyon başkanının tek oyu kararı belirleyecek. Ben bu haberleri okuyunca çok üzüldüm ve endişelendim. Böylece konuyu hukuki yönden incelemeye başladım.
* Bu hassas konunun hukuki yönü sizce nedir?Yalnız Ermeni meselesi değil pek çok mesele Atatürk zamanında milletlerarası antlaşmalarla hukuken çözümlendi ve tasfiye edildi. Dolayısıyla bu konunun sanki hiç çözümlenmemiş gibi ele alınması çok yanlış. Oysa yargılama ve sorumlu tutma talepleri Sevr’de vardı. Ancak bu talepler düşman işgali altında dahi kabul edilmedi ve ardından 1921 Kars Antlaşması ile Ermeni sorunu çözüldü. Buna rağmen Ermeni iddialarına karşı uluslararası yargıya başvuru için 2000’li yıllardan itibaren hazırlık yapılıyormuş, belki de daha önceden. Doğrusu çok üzüldüm ve hayret ettim.
Haklarımızı gündeme getirmeliyizTürkiye’nin Ermeni propagandalarından çekinecek hiçbir durumu olmadığını ifade eden Avukat Gülseren Aytaş, şunları söyledi:
“Birincisi, Türk tarihinde soykırım veya atom bombası veya kimyasal silâh kullanımı gibi bir insanlık ayıbı yok. İkincisi Ermeni sorunu Atatürk zamanında yapılan uluslararası antlaşmalarla hukuken çözümlenmiş. Dolayısıyla bu konu artık tartışma konusu dahi yapılamaz. Zaten müzakere konusu edebilselerdi bunu 90 senedir yapmazlar mıydı? Türkiye’nin bunları gündeme getirmesi gerekir. Küresel devletler Türkiye’nin haklarını yok sayma politikası izliyor.
Görmezden gelmekle bu haklar ortadan kalkmaz. Ancak haklarımızı bizim gündeme getirmemiz gerekir. Bağımsız bir devlet olmanın önemi burada. Bir de Türkiye’nin milletlerarası hukuktan kaynaklanan mütekabiliyet, misilleme gibi hakları var. Diyelim ki yabancı bir ülke parlamentosu Türkiye aleyhinde bir karar aldı, Türkiye de bu kararın kaldırılması için nota verebilir.”
Parayla kırım yaptı diye idam edilen Nusret Bey’in cebinden bir lira çıktı1915 tehciri esnasında Ermeni iftirasına kurban giden Urfa Mutasarrıfı Nusret Bey’in arkasında bıraktığı yetimlere kalan parası, yamalı pantolonundan çıkan 1 liraydı!
* Biraz geçmişe dönersek; Ermeni çetelerin isyanlarının siyasi bir mücadele olarak gösterilmesi konusunda neler söylersiniz?Ermeni çetecilerin faaliyetleri isyan faaliyetleri olarak değil de siyasi mücadele olarak nitelendiriliyor, yani isyan ve vatana ihanet kavramı değiştiriliyor.
İşgal ordularıyla işbirliği yaparak masum halka silahlı saldırılar düzenlemek vatana ihanet ve isyan faaliyetleridir. Ülkenin birliğini ve bütünlüğünü bozmaya yönelik faaliyetleri siyasi mücadele olarak değerlendiremezsiniz. Hiçbir devlet de böyle değerlendirmez, yaptırım uygular.
* Araştırırken sizi en çok etkileyen durum ne oldu?Uluslararası yargıya hazırlıklar konusunda benim en çok garipsediğim nokta Ermenistan’ın bu teklife yanaşmayacağı, kaçacağı şeklindeki sözler. Buna gerçekten inanıyorlar mı, merak ediyorum. Zaten amaç, Türkiye’yi bir şekilde yargılayıp sorumlu tutmak değil mi? Aksi halde 40 yıldır sürdürülen bunca masraflı propagandalar neden yapılsın? Üstelik pek çok ülkede Türkiye’nin geçmişiyle “yüzleşmesi” gerektiği yönünde yayınlar yapılıyor.
* Geçmişimizle barışalım, yüzleşelim gibi sözler haklı mı?Türkler geçmişiyle küs değil, tarihimizi de inkar etmiyoruz. Osmanlı Devleti’nin bütün borçlarını halefi sıfatıyla son kuruşuna kadar ödedik. Ancak Osmanlı Devleti’nin milletlerarası bir mahkeme tarafından yargılanmasını söz konusu bile ettirmedik.
Üstelik Mondros Mütarekesi ortamında nakil ve sevkler nedeniyle çok haksız tutuklamalar ve yargılamalar yapılmış. Sanıkların kararı temyiz hakkı dahi kaldırılmış. Bir Nusret Bey hikayesi var meselâ.
Urfa Mutasarrıfı Nusret Bey, para için kırım yaptığı iddiasıyla idam ediliyor, ancak yamalı pantolonunun cebinden bir lira çıkıyor.
Daha sonra bu mahkeme kararlarını temyiz hakkı veriyorlar ve bu karar da bozuluyor. Çünkü dava dosyasının içinde düzmece evraklar tespit ediliyor. Ancak çok geç kalınmış oluyor, çünkü idam gerçekleşmiş. Öte yandan Torlakyan isimli bir Ermeni, İstanbul’da Azerbaycan’ın eski bir Bakanı’na suikast düzenleyerek öldürüyor.
Bu kişi Divan-ı Harp tarafından yargılanıyor ve ceza almadan salıveriliyor. İstanbul’daki bu mahkemenin üç hakimi ve savcısı da İngiliz!
İnanılması güç olaylar. İşte bu alacakaranlık ortamda bile Sevr hükümleri tartışma konusu bile edilmemiş.
Atatürk Nutuk’ta Sevr için, ’Bu taslak TBMM tarafından tartışılmaya değer bile bulunmamıştır’ diyor.
Türkiye çok vahim bir hatanın eşiğinde‘Ermeni Talepleri’ isimli kitabın yazarı Avukat Gülseren Aytaş, diaspora ve işbirlikçilerinin sinsi planlarına karşı dikkatli olunmasını istedi. Aytaş, “Türkiye, Ermenistan’a toprak ve tazminat talebi yolunu açacak çok vahim bir tarihî hatanın eşiğindedir” uyarısı yaptı.
http://www.yenicaggazetesi.com.tr/haberdetay.php?hit=11735
Aslolan küresel talepler
Ermeni yalanı altında yatan siyasi projeler
Ne hukuki ne de fiili böyle bir derdimiz var
Ermeni tezlerini savunanların ’soykırımı’ kelimesini tekrarlaya tekrarlaya zihinlere yerleştirdiğini belirten Gülseren Aytaş, “Bu ifadeyi hiç kullanmamamız gerekir” dedi.
Avukat kimliğine rağmen Ermeni yalanlarını ortaya koymak için yaptığı çalışmalarla dikkatleri üzerine toplayan Gülseren Aytaş’la yaptığımız röportajın dün yayınlanan bölümünde, Türkiye’deki işbirlikçi çevrelerin faaliyetlerini masaya yatırdık.
Bugün ise iftiraların ardındaki projeleri konuştuk l Osmanlı Devleti’nin sürgün kararı doğru bir karar mıydı?Ermeni çetelerinin varlığı 1915 yılından çok önce başlıyor, azınlıkların müttefik devletlerce himayeleri ise 1700’lü yıllara kadar gidiyor. Osmanlı Devleti’ne isyan etmenin serbest, Osmanlı Devleti’nin isyanı bastırmasının yasak olduğu bir dönem yaşanıyor. Bir yerde isyan çıkınca müttefik devletler hemen müdahale ediyorlar, nota veriyorlar, ıslahat kararı ve af kanunu çıkarttırıyorlar. İsyancılar salıveriliyor. Yani Osmanlı Devleti çıkarlarına aykırı taleplere hayır diyemiyor ve halk korunmasız kalıyor. Nihayet 1915 yılında Ermeni çeteleri Ruslarla işbirliği yaparak askere ve halka karşı silahlı saldırılar düzenleyince nakil ve sevk kararı alınıyor. Yani Osmanlı Devleti’nin bir vilayetinden diğer vilayetine yer değiştirme yapılıyor. Bu nakil ve sevk sözü sonraları tehcire, sürgüne dönüşüyor.
Dolayısıyla Osmanlı Devleti’nin nakil ve sevk kararı var, sürgün değil. Sürgün nasıl oluyor; İstanbul’u işgal eden güçler, 16 Mart 1920’den itibaren Mebusan Meclisi’ni basıyorlar ve milliyetçi gördükleri vekilleri tutuklayarak Malta Adası’na sürgüne gönderiyorlar. İşte sürgün böyle oluyor. Soruya gelince, Osmanlı Devleti’nin 1915 nakil ve sevk işlemlerinde hiçbir hukuka aykırılık yok.
Ermeni sorunu nasıl çözülmeli?
Türkiye Ermeni sorununu Kars Antlaşması ile 1921’de çözümlemiş. Sadece bu sorunu değil, Tanzimat zihniyetiyle oluşan yüzyıllık sorunları tasfiye etmiş. Bizim ne hukuken ne de fiilen bir Ermeni sorunumuz var. Birbirimizden kız alıp vermişiz, birlikte avukatlık yapıyoruz.
Televizyona bir Ermeni asıllı avukat üstadımız çıkmıştı, herkesi ağlatmıştı. “Ben Ermeni asıllıyım ama bu ülkenin vatandaşı olarak aynı zamanda Türk’üm. Ne mutlu Türk’üm diyene, diyorum. Soykırım yoktur, iç ve dış güvenlik için yasa çıkarılmıştır. Türkiye Ermenileri basamak olarak kullanılamaz” şeklinde konuşmuştu. Dolayısıyla Türkiye’nin fiilen ve hukuken bir Ermeni sorunu yok, Türkiye’ye yönelik yaygın ve sistematik bir propaganda var. Bir de Ermeni soykırımı tamlamasını kullanmak çok yanlış. Gerçek olmayan bir sözü tekrarlaya tekrarlaya zihnimize yerleştiriyoruz, yerleştiriyorlar, bu ifadeyi hiç kullanmamak lâzım.
+++
Yüzleşmekten bahsedenler önce Irak’a bakmalı Gülseren Aytaş, “Mazlum milletlere yapılan soykırım yaptırımsız kalıyor” diyor.
Türkiye, sizce tarihiyle yüzleşmekten korkuyor mu?Bizim tarihimizle yüzleşmemizi gerektiren herhangi bir durum yok. Bu konuda tarihi gerçekleri ortaya koyan pek çok bilimsel eser var. Gerçeklerle yüzleşmekten bahsedenler, 1948 Soykırım Sözleşmesinden sonra Türklere yapılan soykırımlarla yüzleşmeli, Irak’ta öldürülen bir milyonu aşkın Müslüman gerçeğiyle yüzleşmeli. Türklere ve mazlum milletlere yapılan soykırımlar yaptırımsız kalıyor. İstanbul Barosu, gerçekten tarihe not düştü ve Irak’taki soykırımın cezalandırılması için 2003 yılında Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne (UCM) başvurdu. Ancak UCM Başsavcısı 2006 yılında Irak için dava açılması talebini reddetti! Yani Irak’ta soykırım veya insanlığa karşı suç yokmuş.
Irak İngiltere’yi işgal etmiş olsaydı ne olurdu diye düşünmek lâzım. Müslümanların hak ve özgürlükleri yok mu? Onun için bütün dünya milletleri özgürlük, adalet ve barış için mücadele etmeli. Türkiye Malezya olur mu diye tartışma çıkıyor, Türkiye İran olur mu diye tartışma çıkıyor da neden Türkiye Irak olur mu diye tartışma çıkmıyor, merak ediyorum. Kitabınızda hangi konular var?
Birinci kısımda, Ermeni sorununun nasıl ortaya çıktığı, nasıl çözümlendiği ve Türkiye’nin hakları konusu var. İkinci kısımda bu bilgilerin değerlendirilmesi yer alıyor.
Ermeni propagandalarının nitelikleri, kaynakları, komisyon kurulması ve yargıya başvuru önerileri gibi konular var. Giriş kısmında ise ek hukuki bilgi olarak milletlerarası sözleşmelerin kısa açıklamaları var. Özellikle Uluslararası Ceza Mahkemesi Statüsü konusuna çok dikkat etmek lazım, çünkü bu mahkeme tıpkı AİHM gibi geriye dönük yargılama yapabilir. Bu durum egemenlik haklarımıza tamamen aykırı. Kitabın sonunda ise 1915 Nakil ve Sevk kararı ile Lozan Antlaşmasıyla ilgili bazı maddeleri açıklayan bir ek daha var.
Amerikan işgali altında bulunan Irak’ta kan hiç durmadı. Amerikan askerleri, aralarında çocuk ve kadınların da bulunduğu 1.5 milyon sivil Iraklıyı hunharca katletti. Dünya, anaları ağlatan bu mezalime seyirci kaldı.
+++Kars Antlaşması sorunu zaten çözdü
Ermenistan’la olan sorunlar nasıl çözülebilir? Uzlaşma, hukuki bir terim; devletler arasındaki uyuşmazlıkların çözümlenmesi için BM Sözleşmesinin 33. maddesi ve devamında öngörülmüş. Dolayısıyla uzlaşma terimini kullanmamak gerekir. Çünkü Türkiye’nin Ermenistan ile çözümlemesi gereken bir hukuki uyuşmazlık yok. Ermenistan 1921 Kars Antlaşması ile bağlı. Ancak Ermenistan’ın iyi komşuluk yükümlülüklerini yerine getirmesi gerekiyor.
Türkiye’den özür dilemesi, Anayasası ve Bağımsızlık Bildirisinden Türkiye’nin toprak bütünlüğüne yönelik taleplerini kaldırması, soykırım anıtlarını kaldırması, işgal altında tuttuğu Azerbaycan topraklarını boşaltması ve Türkiye’nin güvenini kazanması gerekiyor. Ermenistan’la iyi ilişkiler kurulması da gündeme getiriliyor.
Elbette iyi ilişkiler olmalı, ancak bahsedilen iyi ilişkiler Atatürk zamanında zaten kurulmuştu. Atatürk, “Ermeni sorunu Kars Antlaşması ile en doğru şekilde çözüldü, yüzyıllardan beri dostluk içinde yaşayan iki çalışkan halkın iyi ilişkileri yeniden kuruldu” demişti.
Arşivler açılsa, tarih komisyonu kurulsanasıl olur?Arşivler zaten açık. Ortak Tarih Komisyonu önerisi ise yargıya başvuru önerisi gibi yanlış. Ortak Tarih Komisyonu haksız bir karara varırsa ne olacak? Üstelik Sevr’de, Milletler Cemiyeti’nin komisyonlar kurması ve soruşturmalar yapması da öngörülmüştü. Bu teklif de asla tartışma konusu ettirilmedi. Milli Mücadele ile haklılığımızı ispat etmişiz ve bu sorunu çözmüşüz. Sahip olduğumuz haklarımızı şimdi neden tartışmaya açalım? Tartışmadan doğrulara varılamaz deniyor.Bize sunulan doğruları sorgulamadan gerçeklere ulaşamayız. Atatürk onun için fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller yetiştirilmesini istemişti. İlim tercümeyle değil tetkikle olur demişti.
Gerçeklere ulaşabilmek için elbette iyiniyetli tartışmalar olmalı. Meselâ Türklere ve mazlum milletlere yapılan soykırımların neden yaptırımsız kaldığı, adaletin ne olduğu tartışılmalı. Ermeni propagandalarının arkasındaki talepler tartışılmalı. Ermeni sorununun aslında hukuken çözümlendiği halde neden “sorun” haline getirilmek istendiği tartışılmalı. Ancak o zaman Türkiye’nin haklarının neden tartışma konusu yapılamayacağı anlaşılır.
+++
Ermeni talepleri küresel talepler arasında ayrıntı Kitabınızda değişik bilgiler var mı?
Evet. Meselâ Lozan Konferansındaki bazı görüşmeler var. Ermeni çetecilerine af istiyorlar. Türkiye’yi terk edenlerin geri dönmesini istiyorlar.
Türk Heyeti geri dönüşleri kabul etmediği gibi af projesini sadece düşman kuvvetler için öneriyor, yurt içindeki vatana ihanet suçlarını affetmek istemiyor. Bu hakkını Kars Antlaşması’nda saklı tutmuş. Hatta İsmet Paşa Lozan’da “devletine karşı silâh kullananların affedildikleri başka memleketlerde görülmüş şey değildir” diyor. Ancak Lozan’da o kadar ısrarlar oluyor ki en sonunda genel af, düşman ordularıyla işbirliği yapanları yani Ermeni çetecilerini de kapsıyor. Yani affeden biziz, affedilen vatana ihanet suçu işleyen Ermeni çeteciler. Kitabınızın ismi neden‘Ermeni Talepleri’ ?
-Ermeni iddialarının altına bakınca Ermeni taleplerini görüyoruz.
Ermeni talepleri de aslında sadece Ermenistan’ın talepleri değil, küresel bir talep.
Mesela 1987 yılında alınmış bir AB Parlamentosu kararı var kitapta.
Bakıyoruz ve şunu açıkça görüyoruz:
AB’nin bir kısım talepleri = Ermeni talepleri
+ Ege talepleri
+ Güneydoğu Anadolu talepleri
+ Kıbrıs talepleri
+ dini özgürlükler adı altında sair imtiyaz talepleri.
Aslında Ermeni talepleri, küresel talepler içinde bir ayrıntı.
Sonuç olarak hepimizin konu hakkında bilgilenmesi lâzım.
http://www.yenicaggazetesi.com.tr/haberdetay.php?hit=11766
Sunday, November 15, 2009
Amerikalı Gazeteciye Cevapları
Muhabirin Yazılı Gönderdiği Soruları
26 Şubat 1921
Türkiye Büyük Millet Meclisi Reisi Mustafa Kemal Paşa Hazretlerine,
...
6. Muharebe devam ettiği müddetçe hükümetinizin Anadolu’daki Rumlara ve Ermenilere karşı meslek-i hareketiniz nedir?
7. Harb-ı umumi esnasında yapıldığı mütemadiyen ağızlarda dolaşan Ermeni ... tehciri hakkında hükümetinizin resmi nokta-ı nazarı nedir?
8. Ermeniler ve Rumlar tarafından Türklere karşı vukuu rivayet edilen katliam hakkında ne gibi malumat verebilirsiniz?
...
13. Sovyet Ermenistanı ile münasebatınız nedir?
14. Cemiyet-i akvam hakkında fikriniz nedir?
Clarence K. Streit
Public Ledger - Philadelphia
Mustafa Kemal’in Cevapları
...
6. Müslim ve gayri müslim Türk vatandaşları arasında hiçbir ayırım yapmıyoruz. Böylece Rumların ve Ermenilerin düşmanla birlikte vatana hıyanette bulunmadıkları müddetçe endişe edecekleri bir husus yoktur.
7. Düşmanca ithamda bulunanların sürdürdükleri büyük mübalağalar dışında Ermenilerin tehciri meselesi aslında şuna inhisar etmektedir:
Rus ordusu 1915’de bize karşı büyük taarruzunu başlattığı bir sırada o zaman Çarlığın hizmetinde bulunan Taşnak Ermeni komitesi, askeri birliklerimizin gerisinde bulunan Ermeni ahalisini isyan ettirmişti. Düşmanın sayı ve malzeme üstünlüğü karşısında çekilmeye mecbur kaldığımız için kendimizi daima iki ateş arasında kalmış gibi görüyorduk. İkmal ve yaralı konvoylarımız acımasız şekilde katlediliyor, gerimizdeki köprüler ve yollar tahrip ediliyor ve Türk köylerinde terör hüküm sürdürülüyordu.
Bu cinayetleri işleyen ve saflarına eli silah tutabilen bütün Ermenileri katan çeteler, silah cephane ve iaşe ikmallerini, bazı büyük devletlerin daha sulh zamanından beri kendilerine kapitülasyonların bahşettiği dokunulmazlıklardan bilistifade ve bu maksada matuf olarak büyük stoklar husule getirmeye muvaffak oldukları Ermeni köylerinden yapıyorlardı.
İngiltere’nin sulh zamanında ve harp sahasından uzak olarak İrlanda’ya reva gördüğü muameleye hemen hemen kayıtsız bir şekilde bakan dünya efkarı, Ermeni ahalinin tehciri hususunda almaya mecbur kaldığımız karar için bize karşı haklı bir ithamda bulunamaz.
Bize karşı yapılmış olan iftiraların aksine, tehcir edilmiş olanlar hayattadır ve bunlardan ekserisi şayet İtilaf Devletleri bizi tekrar harb etmeye zorlamasa idi evlerine dönmüş olurlardı.
8. Gerek Umumi Harp sırasında gerek mütarekeden sonra Ermeniler ve Rumlar tarafından müslüman ahaliye yapılan mezalim üzerinde durmak uzun bir hikaye olur.
Brest-Littowsk Muahedesinin akdini müteakip Rusların Şark vilayetlerimizi tahliyeye başladıkları sırada Ermeni çetelerinin yapmış oldukları katliam ve tahribat kafi derecede herkesin malumudur.
Sivas’ta benle görüşmüş olan, bilahare bu bölgeleri ziyaret eden ve buralarda Ermeni çetelerinin davranışları hususunda mufassal müşahadelerde bulunarak daha sonra kendisine bu konuda anlatmış olduğum şeylerin doğru olduğunu bana yazmış bulunan Amerikan Generali Harbord Amerikan Umumi ekfarının kendisinden faydalı bilgi temin edebileceği bir şahidimizdir. Taşnaklar daha sonra da Kars ve Olti bölgelerinde Alexandropol (Gümrü) Antlaşmasının akdine kadar cinayetlerine devam etmişlerdir.
Yunanlılara gelince İzmir’in işgali sırasında öyle cinayetler işlemişler ki, Yunanistan’ın müttefiki İtilaf Devletleri tarafından teşkil edilmiş bulunan “İtilaf Devletleri Tahkikat Komisyonu” üyeleri bile, 1919 Sonbaharında bu vilayeti baştan başa katettikten sonra hazırladıkları raporda, Yunan makamları aleyhinde son derece ağır tenkitlerde bulunmuşlardır.
Yunanlıların işgal ettiği bölgede her yaş ve cinsiyetten onbinlerce Türk katledilmiş, bütün büyükbaş hayvanlar Yunanistan’a götürülmüş ve bölgeden yüzlerce bedbaht göçmen bölgemize itilerek bir çaresizliğe duçar edilmiştir.
...
13. Ermenistan birkaç günden beri tekrar Taşnakların eline düşmüştür. Alexandrapol (Gümrü) Muahedenamesini samimiyetle tatbik mevkiine koyacak her Ermeni Hükümeti dostluğumuza güvenebilir.
Milyonlarca Türk’ü binlerce Ermeni’nin hakimiyetine terketmeye kalkışan Wilson projesi sadece gülünçtür.
14. Halen Cemiyet-i Akvam sanırım İngiltere’nin elinde kullandığı diğer bir vasıtadır.
Atatürk’ün Milli Dış Politikası, T.C. Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara 1994, c.1, s. 259-2
Muhabirin Yazılı Gönderdiği Soruları
26 Şubat 1921
Türkiye Büyük Millet Meclisi Reisi Mustafa Kemal Paşa Hazretlerine,
...
6. Muharebe devam ettiği müddetçe hükümetinizin Anadolu’daki Rumlara ve Ermenilere karşı meslek-i hareketiniz nedir?
7. Harb-ı umumi esnasında yapıldığı mütemadiyen ağızlarda dolaşan Ermeni ... tehciri hakkında hükümetinizin resmi nokta-ı nazarı nedir?
8. Ermeniler ve Rumlar tarafından Türklere karşı vukuu rivayet edilen katliam hakkında ne gibi malumat verebilirsiniz?
...
13. Sovyet Ermenistanı ile münasebatınız nedir?
14. Cemiyet-i akvam hakkında fikriniz nedir?
Clarence K. Streit
Public Ledger - Philadelphia
Mustafa Kemal’in Cevapları
...
6. Müslim ve gayri müslim Türk vatandaşları arasında hiçbir ayırım yapmıyoruz. Böylece Rumların ve Ermenilerin düşmanla birlikte vatana hıyanette bulunmadıkları müddetçe endişe edecekleri bir husus yoktur.
7. Düşmanca ithamda bulunanların sürdürdükleri büyük mübalağalar dışında Ermenilerin tehciri meselesi aslında şuna inhisar etmektedir:
Rus ordusu 1915’de bize karşı büyük taarruzunu başlattığı bir sırada o zaman Çarlığın hizmetinde bulunan Taşnak Ermeni komitesi, askeri birliklerimizin gerisinde bulunan Ermeni ahalisini isyan ettirmişti. Düşmanın sayı ve malzeme üstünlüğü karşısında çekilmeye mecbur kaldığımız için kendimizi daima iki ateş arasında kalmış gibi görüyorduk. İkmal ve yaralı konvoylarımız acımasız şekilde katlediliyor, gerimizdeki köprüler ve yollar tahrip ediliyor ve Türk köylerinde terör hüküm sürdürülüyordu.
Bu cinayetleri işleyen ve saflarına eli silah tutabilen bütün Ermenileri katan çeteler, silah cephane ve iaşe ikmallerini, bazı büyük devletlerin daha sulh zamanından beri kendilerine kapitülasyonların bahşettiği dokunulmazlıklardan bilistifade ve bu maksada matuf olarak büyük stoklar husule getirmeye muvaffak oldukları Ermeni köylerinden yapıyorlardı.
İngiltere’nin sulh zamanında ve harp sahasından uzak olarak İrlanda’ya reva gördüğü muameleye hemen hemen kayıtsız bir şekilde bakan dünya efkarı, Ermeni ahalinin tehciri hususunda almaya mecbur kaldığımız karar için bize karşı haklı bir ithamda bulunamaz.
Bize karşı yapılmış olan iftiraların aksine, tehcir edilmiş olanlar hayattadır ve bunlardan ekserisi şayet İtilaf Devletleri bizi tekrar harb etmeye zorlamasa idi evlerine dönmüş olurlardı.
8. Gerek Umumi Harp sırasında gerek mütarekeden sonra Ermeniler ve Rumlar tarafından müslüman ahaliye yapılan mezalim üzerinde durmak uzun bir hikaye olur.
Brest-Littowsk Muahedesinin akdini müteakip Rusların Şark vilayetlerimizi tahliyeye başladıkları sırada Ermeni çetelerinin yapmış oldukları katliam ve tahribat kafi derecede herkesin malumudur.
Sivas’ta benle görüşmüş olan, bilahare bu bölgeleri ziyaret eden ve buralarda Ermeni çetelerinin davranışları hususunda mufassal müşahadelerde bulunarak daha sonra kendisine bu konuda anlatmış olduğum şeylerin doğru olduğunu bana yazmış bulunan Amerikan Generali Harbord Amerikan Umumi ekfarının kendisinden faydalı bilgi temin edebileceği bir şahidimizdir. Taşnaklar daha sonra da Kars ve Olti bölgelerinde Alexandropol (Gümrü) Antlaşmasının akdine kadar cinayetlerine devam etmişlerdir.
Yunanlılara gelince İzmir’in işgali sırasında öyle cinayetler işlemişler ki, Yunanistan’ın müttefiki İtilaf Devletleri tarafından teşkil edilmiş bulunan “İtilaf Devletleri Tahkikat Komisyonu” üyeleri bile, 1919 Sonbaharında bu vilayeti baştan başa katettikten sonra hazırladıkları raporda, Yunan makamları aleyhinde son derece ağır tenkitlerde bulunmuşlardır.
Yunanlıların işgal ettiği bölgede her yaş ve cinsiyetten onbinlerce Türk katledilmiş, bütün büyükbaş hayvanlar Yunanistan’a götürülmüş ve bölgeden yüzlerce bedbaht göçmen bölgemize itilerek bir çaresizliğe duçar edilmiştir.
...
13. Ermenistan birkaç günden beri tekrar Taşnakların eline düşmüştür. Alexandrapol (Gümrü) Muahedenamesini samimiyetle tatbik mevkiine koyacak her Ermeni Hükümeti dostluğumuza güvenebilir.
Milyonlarca Türk’ü binlerce Ermeni’nin hakimiyetine terketmeye kalkışan Wilson projesi sadece gülünçtür.
14. Halen Cemiyet-i Akvam sanırım İngiltere’nin elinde kullandığı diğer bir vasıtadır.
Atatürk’ün Milli Dış Politikası, T.C. Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara 1994, c.1, s. 259-2
Wednesday, October 14, 2009
Hepimiz Ermeniyiz Diye Başladı, Leş Kargaları ile Bitti
Bülent Esinoğlu - İlk Kurşun Gazetesi
Önce protokolün imzalandığı masanın etrafındakilerin ne olduğundan başlayalım.
Osmanlı’yı paylaşanların hepsi imza masasının arkasındaydı. İngiltere’nin yerine Amerikan temsilcisi Clinton, Rusya temsilcisi Lavrof, Avrupa temsilcisi Solana Davutoğlu’nun üzerine doğru abanmışlardı. Davutoğlu azıcık yan çizse leş kargaları ensesine oturacak gibi duruyorlardı.
Protokol imzalandı. Türkiye kaybetti.
Amerika, Rusya ve Avrupa kazandı.
Rusya Azerbaycan’ı kazandı. Amerika Kafkaslara ikinci adımı attı. Avrupa ikinci bir petrol enerji hattı potansiyeli kazandı.
Batının planı, Hırant Dink’in CIA tarafından katledilmesi ile başladı. Arkasından, Türk halkının yoğun bir şekilde aşağılanması süreci yaşatıldı.
Hepimiz Ermeniyiz yürüyüşleri ile aşağılanma süreci sürdürüldü.(Aşağılanan halklar tepkisizleşirler)
Bu protokolden sonra, Tayyip ve Gül ne derse desin, hangi açıklamayı getirirse getirsin, Amerikan yalakası basın hangi yalanı bulursa bulsun, Ermenistan’ı tercih ettikleri açıktır.
Ermeni’yi Türk’e, Hıristiyan’ı Müslüman’a tercih ettiler.
Yapılan iş özümüze ve çıkarlarımıza aykırıdır.
Propaganda aygıtı, bir yere kadar insanımızı yanıltabilir. Bir yerden sonra bu iş geri tepecektir.
Bundan sonra Azerbaycan’ı kazanmamız çok zor.
Emperyalizm sadece Türkü Kürde düşman etmekle kalmıyor. Artık Türk’ü Türk’e düşman etmeyi de başarıyor.
Arapların kendi aralarındaki düşmanlığın nedeni, ne dindir, ne de başka bir şey. Emperyalizmdir. Bu gidişle, Arapların durumuna düşeceğimiz görünmektedir.
Azerbaycan ile bizim aramıza emperyalizm girmiştir.
Tercihimizi Ermenistan’dan yana koyarsak, Azerbaycan çevresindeki tüm Türk Cumhuriyetlerini kaybederiz. Yükselen Asya’yı kaybederiz.
Amerikan destekli bu siyasi iktidar, iktidarını sürdürmek için Amerika’nın tüm isteklerine evet diyecektir. AKP iktidarı açısından bakarsak, başka çareleri yoktur. Amerika’nın istediği, ancak kendi boylarından büyük işleri yapmak zorundadırlar. Amerika desteğini çekerse iktidarlarını kaybederler.
İşledikleri suçların korkusu, onlara daha büyük suçları işlemek zorunda bırakacaktır.
Erken seçim yaparak zevahiri kurtarmaya çalışıyorlar. Fark etmez. Amerikan destekli yeni seçim olsa ve bunlar iktidar olsa, gene ülke aleyhine işlere devam etmek zorundadırlar. Gidişatları geri dönemeyecek bir hal almıştır.
Korkunun ecele faydası var mı?
http://www.acikistihbarat.com/Haberler.asp?haber=8266
Bülent Esinoğlu - İlk Kurşun Gazetesi
Önce protokolün imzalandığı masanın etrafındakilerin ne olduğundan başlayalım.
Osmanlı’yı paylaşanların hepsi imza masasının arkasındaydı. İngiltere’nin yerine Amerikan temsilcisi Clinton, Rusya temsilcisi Lavrof, Avrupa temsilcisi Solana Davutoğlu’nun üzerine doğru abanmışlardı. Davutoğlu azıcık yan çizse leş kargaları ensesine oturacak gibi duruyorlardı.
Protokol imzalandı. Türkiye kaybetti.
Amerika, Rusya ve Avrupa kazandı.
Rusya Azerbaycan’ı kazandı. Amerika Kafkaslara ikinci adımı attı. Avrupa ikinci bir petrol enerji hattı potansiyeli kazandı.
Batının planı, Hırant Dink’in CIA tarafından katledilmesi ile başladı. Arkasından, Türk halkının yoğun bir şekilde aşağılanması süreci yaşatıldı.
Hepimiz Ermeniyiz yürüyüşleri ile aşağılanma süreci sürdürüldü.(Aşağılanan halklar tepkisizleşirler)
Bu protokolden sonra, Tayyip ve Gül ne derse desin, hangi açıklamayı getirirse getirsin, Amerikan yalakası basın hangi yalanı bulursa bulsun, Ermenistan’ı tercih ettikleri açıktır.
Ermeni’yi Türk’e, Hıristiyan’ı Müslüman’a tercih ettiler.
Yapılan iş özümüze ve çıkarlarımıza aykırıdır.
Propaganda aygıtı, bir yere kadar insanımızı yanıltabilir. Bir yerden sonra bu iş geri tepecektir.
Bundan sonra Azerbaycan’ı kazanmamız çok zor.
Emperyalizm sadece Türkü Kürde düşman etmekle kalmıyor. Artık Türk’ü Türk’e düşman etmeyi de başarıyor.
Arapların kendi aralarındaki düşmanlığın nedeni, ne dindir, ne de başka bir şey. Emperyalizmdir. Bu gidişle, Arapların durumuna düşeceğimiz görünmektedir.
Azerbaycan ile bizim aramıza emperyalizm girmiştir.
Tercihimizi Ermenistan’dan yana koyarsak, Azerbaycan çevresindeki tüm Türk Cumhuriyetlerini kaybederiz. Yükselen Asya’yı kaybederiz.
Amerikan destekli bu siyasi iktidar, iktidarını sürdürmek için Amerika’nın tüm isteklerine evet diyecektir. AKP iktidarı açısından bakarsak, başka çareleri yoktur. Amerika’nın istediği, ancak kendi boylarından büyük işleri yapmak zorundadırlar. Amerika desteğini çekerse iktidarlarını kaybederler.
İşledikleri suçların korkusu, onlara daha büyük suçları işlemek zorunda bırakacaktır.
Erken seçim yaparak zevahiri kurtarmaya çalışıyorlar. Fark etmez. Amerikan destekli yeni seçim olsa ve bunlar iktidar olsa, gene ülke aleyhine işlere devam etmek zorundadırlar. Gidişatları geri dönemeyecek bir hal almıştır.
Korkunun ecele faydası var mı?
http://www.acikistihbarat.com/Haberler.asp?haber=8266
Dünyaya kabul ettirilmeye çalışılan "Sözde Ermeni Soykırımı" ile ilgili hâkim güçlerin düzmece tanıklara dayalı iddialarına en iyi cevapların ve gerçeklerin ABD, İngiltere,Fransa,Türkiye, Ermenistan ve Rusya devlet arşivlerinde olduğu bilinmekte, her nedense dünya buna kulaklarını tıkamaktadır. Hatta çok demokrat ve düşünce özgürlüğü savunucusu bazı ülkeler "Soykırım Olmadı" demeyi suç saymaktadır.Son dönemde Rusya arşivlerinde yapılan çalışmalarda 1.Dünya savaşı sırasında Türkiye'nin doğusunda yaşanan acı olayların gerçek belgeleri gün ışığına çıkmakta, ama Türkiye'yi suçlamayı sabit fikir haline getirmiş olanların buna nasıl kulaklarını tıkadığını, İstanbul Üniversitesi Araştırma Görevlisi Mehmet Perinçek'in aşağıda sunduğum yazısından anlayacağınızı ümit ediyorum."7 senedir Rusya'da Çarlık Rusyası'nın ve Sovyet döneminin devlet arşivlerinde Ermeni Meselesi üzerine çalışmalar yapmaktayım. Bu arşivlerde yaptığım çalışmalarda Türkiye'nin tezlerini destekleyen birçok belgeye ulaştım. Bu belgelerin tümü Çarlık Rusyası'nın ve Sovyet devletinin en üst düzeydeki yetkilileri tarafından imzalanmış raporlar, yazışmalardır. Bunların yanı sıra Rus devlet arşivlerinde, bizzat bugün Ermeni devlet arşivlerinde de saklanan birçok Ermeni yetkilisinin belgelerini de buldum. Bu belgelerin hepsi, tartışmaya yer bırakmaksızın Ermeni soykırımının uluslararası bir yalan olduğunu gözler önüne sermektedir.Bu belgelerden hareketle birçok ulusal ve uluslararası sempozyumlarda tebliğler sundum, konferanslar verdim, makaleler yazdım ve bazı kitapları yayına hazırladım. 2005 yılının Aralık ayında ise Almanya'nın büyük kentlerinde 9 tane konferans verdim. Bu toplantıların bir kısmı Türkiye Cumhuriyeti konsolosluklarının salonlarında gerçekleştirildi ve Almanya'daki yurttaşlarımız arasında büyük ilgi uyandırdı.Bu konferansların yarattığı etki üzerine Almanya'da yayın yapan Türk Show kanalı tarafından Fikir Show programında Taner Akçam ve Cem Özdemir'le birlikte Ermeni Meselesi'ni tartışmak üzere görev yapmakta olduğum Moskova'dan Almanya'ya davet edildim. Yol masraflarım davet eden kuruluş tarafından karşılandı, 15 gün öncesinden biletlerim alındı.25 Ocak'ta ertesi gün gerçekleşecek canlı yayına katılmak üzere Köln-Bonn havaalanına indiğimde programa katılmayacağım bildirildi. Gerekçe ise Taner Akçam'ın benimle birlikte bir programa katılmayacağını söylemesiydi. Sözde Ermeni soykırımının hararetli savunucularından Taner Akçam, programda yer almak için Mehmet Perinçek'in programa katılmamasını şart koşuyordu. Ortak tartışma platformu yaratmak amacıyla sempozyumlara davet edildiklerinde görüldüğü gibi bu seferde sözde soykırım savunucuları tartışmadan kaçmışlardır. Aslında bu durum garipsenmemelidir. Rus ve Ermeni arşiv belgeleri bütün soykırım savunucularının tezlerini yerle bir etmektedir. Hem de bizzat Ermeni devlet yetkililerinin ve Taşnak çetelerini Türkiye'ye karşı kullanan Çarlık Rusyası'nın yetkililerinin ağzından. İşte bu belgeler, Taner Akçam ve onun gibilerin tartışmaya yanaşmamasını anlaşılır kılmaktadır.Bilim adamı sıfatını taşıyan Taner Akçamlara, Halil Berktaylara buradan açık çağrı yapıyorum. Bilim, tartışmayı gerektirir. İstedikleri yerde ve zamanda kendilerini tartışmaya çağırıyorum. Kamuoyunun bilgisine sunarım. 26 Ocak 2006"Mehmet Perinçekİstanbul Üniversitesi Araştırma GörevlisiKaynak.
03 Şubat 2007
Ermeni başbakanın itirafı
Ermenistan'ın ilk Başbakanı Kaçaznuni, "Avrupa devletleri bizi defnettiler. Türklerin pişmanlık duymalarını gerektirecek bir husus yok" demişERMENİSTAN'ın ilk Başbakanı Ovanes Kaçaznuni'nin 1923'te Bükreş'te yapılan Taşnak Partisi konferansına sunduğu raporunda, "Türklerin pişmanlık duymalarını gerektirecek bir husus bulunmamaktadır" ifadeleri yer aldı. Raporun Moskova Lenin Kütüphanesi'ndeki Rusça basımını, Türkolog Arif Acaloğlu Türkçeye çevirdi. Rapordaki tespitler, Ermenilere soykırım uygulandığı tezlerinin temelsiz olduğunu ortaya koydu. Kaçaznuni'nin raporu özetle şöyle:Gönüllü birlikler* 1914 sonbaharında Ermeni gönüllü birlikleri Türklere karşı faaliyete geçti. 1915 yaz ve sonbahar döneminde Türkiye, Ermenileri zorunlu bir tehcire tabi tutuldu. Bütün bunlar Ermeni meselesine ölümcül bir darbe vurdu. Türkler ne yaptıklarını biliyorlardı ve bugün pişmanlık duymalarını gerektirecek bir husus bulunmamaktadır.* Parlamentolarda ve sivil toplantılarda devlet adamları katil Türkleri tehdit etsin. Dünya basını korkunç tasvirler ve tanıkların anlatımlarını yayımlasın. Bütün bunların ne anlamı var?* Sevr Antlaşması'nı imzaladık, bu anlaşma Türkiye'yi mahvedecekti. Ordularını Türkiye'ye göndermeleri ve vilayetlerde hâkimiyetimizi tesis etmeleri için Avrupa ve ABD'ye resmi çağrılar yaptık.* Artık Türkiye Ermenistanı diye bir şey yok. Bu konu Lozan'da defnedilmiştir. Büyük Avrupa devletleri bizi defnettiler.2 Aralık 2005AYDIN HASAN Ankara / Milliyet kaynakça
01 Şubat 2007
NUTUK'TA SOYKIRIM
NUTUK’TA ERMENİ KONUSUGenel Durum ve Görünüş...Ermeni Patriği Zaven Efendi de, Mavri Mira Hey’eti ile birlikte çalışıyor. Ermeni hazırlığı da tıpkı Rum hazırlığı gibi ilerliyor. (s. 2)...Milli kuruluşlar siyasi amaç ve hedefleri...Vilayet-ı Şarkiye Müdafaa-i Hukuk-ı Milliye Cemiyeti’nin kuruluş amacı da (tüzüklerinin 2. maddesi), Doğu illerinde oturan bütün halkın dini ve siyasi haklarının serbestçe kullanılmasını sağlayacak meşru yollara başvurmak, bu illerdeki müslüman halkın tarihi ve milli haklarını gerektiğinde medeniyet dünyası karşısında savunmak, Doğu illerinde yapılan zulüm ve cinayetlerin sebepleri ile bunları işleyenler ve sebep olanlar hakkında tarafsız soruşturma yapılarak suçluların sür’atle cezalandırılmalarını istemek. Yerli halk ile azınlıklar arasındaki anlaşmazlığın giderilmesine ve eskiden olduğu gibi iyi ilişkilerin sağlamlaştırılmasına gayret etmek, savaş durumunun Doğu illerinde yarattığı yıkım ve yoksulluğa, hükümet nezdinde teşebbüslerde bulunarak elden geldiğince çare aramaktan ibaretti. (s. 3)İstanbul’daki yönetim merkezinden verilmiş olan bu direktife uygun olarak Erzurum şubesi, Doğu illerinde Türk’ün haklarını korumakla birlikte, Ermeni göçü sırasında görülen kötü davranışlarla halkın hiçbir ilgisi bulunmadığını, Ermeni mallarının Rus istilasına kadar korunduğunu, buna karşılık müslümanlara pek gaddarca davranıldığını; hatta verilen emre aykırı olarak, göçten alıkonan bazı Ermenilerin koruyucularına karşı yaptıkları kötülükleri, güvenilir belgelerle medeniyet dünyasına duyurmaya ve Doğu illerine dikilmiş olan hırs yüklü bakışları hükümsüz bırakacak çalışmalar yapmaya karar veriyor (s. 3)...... Vilayat-ı Şarkiye Müdafaa-i Hukuk-ı Milliye Cemiyeti’nin kuruluşuna yol açan asıl sebep ve düşünce, Doğu illerinin Ermenistan’a verilmesi ihtimali oluyor. Bu ihtimalin gerçekleşmesinin de Doğu illeri nüfusunda Ermenilerin çoğunlukta gösterilmesine ve tarihi haklar bakımından onlara öncelik tanınmasına çalışanların, ilmi ve tarihi belgelerle dünya kamuoyunu aldatmayı başarmalarına ve bir de müslüman halkın Ermenileri topluca öldüren barbarlar olduğu iftirasının bir gerçekmiş gibi kabulüne bağlı olduğu düşüncesi ağır basıyor. İşte bundan dolayıdır ki, dernek, aynı gerekçeye dayanarak ve aynı yollardan yürüyerek tarihi ve milli hakları savunmaya çalışıyor. (s. 4)...KışkırtmalarEfendiler, Amasya’da görüşmelere başladığımız 20 Ekim günü, alınan bilgilerin özeti şuydu: İstanbul’da, Hürriyet ve İtilaf Partisi, Askeri Nigahban Cemiyeti ve Muhipler Cemiyeti bir blok kurdular. Bu blokla, Ali Kemal ve Sait Molla gibi kimseler, azınlıkları sürekli olarak Kuva-yı Milliye aleyhine kışkırtmaya başladılar. Rum ve Ermeni patrikleri, Kuva-yı Milliye aleyhine İtilaf Devletleri temsilcilerine başvurdular. Ermeni Patriği Zaven Efendi, Neologos gazetesinde yayınladığı bir mektupla, son Milli Mücadele hareketinden dolayı Ermenilerin göç etmekte olduklarını ilan etti. (s. 178)...Çürüksulu Mahmut Paşa’nın Demeci...Ayan üyelerinden Çürüksulu Mahmut Paşa, “Bosphore” gazetesi yazarlarından birine, siyasi durumumuzla ilgili bir demeç vermişti. Mahmut Paşa’nın o tarihlerde, Barış Hazırlıkları Komisyonu üyesi olduğunu da hatırlarsınız. Paşa’nın 31 Ekim 1919 tarihli Tasvir-i Efkar gazetesinde yayınlanan demecini, 17 gün sonra Sivas’ta okudum. “Ermenilerin aşırı isteklerine hak vermemekle birlikte, sınırlarda bazı düzeltmelerin yapılmasına razı oluruz” ifadesi dikkatimi çekti. Doğu Anadolu’da Ermenistan lehine toprak tavizlerinde bulunulacağına söz verme anlamı taşıyan bu cümlenin, Barış Komisyonu üyesi olan bir devlet adamı tarafından söylenmiş olması, gerçekten üzerinde düşünülmeye ve hayretle karşılanmaya değerdi. Bu sebeple 17 Kasım 1919 tarihinde, Çürüksulu Mahmut Paşa Hazretleri’ne yazmayı yararlı saydığım bir telgrafta, demecindeki işaret ettiğim cümleden dolayı, “Doğu Anadolu halkının pek haklı olarak, son derece üzgün ve kırgın olduğunu belirttikten sonra, Erzurum ve Sivas Kongreleri’nin kararları gereğince, milletin Ermenistan’a bir karış toprak terketmeyeceğini ve hatta, eğer hükümet, böyle acı bir mecburiyete boyun eğerse, milletin kendi haklarını bizzat savunmaya kararlı olduğunu ve bunun bütün dünyaya ilan edilmiş bulunduğunu” yazdım ve bu milli azim ve kararın herkesten önce, Barış Hazırlıkları Komisyonu’nun sayın üyelerince bilinmesi ve ona göre hareket edilmesi gereğini arz ettim. (s. 211)...Aldatıcı Söz Vermeler, Ağır İftiralarEfendiler, İstanbul’dan gönderilen 19 Şubat 1920 tarihli yazıda, “İngiliz Dışişleri Bakanlığı’ndan İstanbul’daki siyasi temsilciliğine gelen ve siyasi temsilcilik tarafından da resmen hükümete yapılan sözlü tebligatta, padişahlık başkentinin Osmanlı Devleti’nde bırakıldığı bildirilmiş; fakat bununla birlikte, Ermeni katliamının durdurulması ve Yunanlılarla bütün İtilaf Devletleri’nin kuvvetlerine karşı olan tutumumuzun değiştirilmesi istenmiş; aksi takdirde, barış şartlarının değiştirilmesinin muhtemel bulunduğu da ayrıca ifade edilmiştir” denilmekte ve bazı hususlar, özellikle “şikayete yol açacak en küçük olaylara bile meydan bırakılmaması” tavsiye edilmekteydi.Efendiler, bu sözlü vaadin arkasındaki anlam ve maksat ne olabilirdi? Yunanlıların, Fransızların ve daha başkalarının işgali altında bulunan vatan topraklarından başka, İstanbul’un da alınması kararlaştırılmıştı. Ancak, ileri sürülen şarta uyulursa, İstanbul’u almaktan vazgeçeriz mi, denilmek isteniyordu? Yoksa, Yunanlıların, Fransızların, İtalyanların işgalleri zaten geçicidir, İtilaf Devletleri, yalnız İstanbul’u alacaktı, fakat teklif ettikleri şarta uyarsak, onu da bırakacaklardır; anlamı mı çıkarılıyordu?Veyahut da Efendiler, İtilaf Devletleri Kuva-yı Milliye’nin işgal bölgelerinde, işgal kuvvetlerine karşı kurduğu cepheleri bozdurmaya ve açtığı savaşları, giriştiği hareketleri durdurmaya, İstanbul Hükümeti’nin gücünün yetmeyeceğini çok iyi anladıklarından, Yunanlılar da dahil olmak üzere, İtilaf Devletlerine karşı yapılan saldırının önlenememiş ve aslı olmayan Ermeni katliamına son verilmemiş olduğu bahanesiyle İstanbul’u da mı işgal etmek niyetindeydilerDaha sonraki olaylar, bu son tahminin doğru olduğunu göstermiştir, sanırım. Ne var ki, İstanbul Hükümeti’nin İngiliz temsilciliğinin teklifinden böyle bir anlam çıkarmaya yanaşmamış, aksine ümide kapılmış olduğu görülüyordu.Efendiler, yapılmış olan teklifin ne derece yersiz olduğu hususunda bir fikir verebilmek için, biz de o günlerle ilgili bazı durumları hatırlayalım. Şüphe edilmemek gerekirdi ki, Ermeni katliamı konusundaki sözler, gerçeğe uygun değildi. Aksine, güney bölgelerinde, yabancı kuvvetler tarafından silahlandırılan Ermeniler, gördükleri koruyuculuktan cür’et alarak bulundukları yerlerdeki Müslümanlara saldırmakta idiler. İntikam düşüncesiyle her tarafta insafsız bir şekilde öldürme ve yok etme siyaseti gütmekte idiler. Maraş’taki feci olay bu yüzden çıkmıştı. Yabancı kuvvetleri ile birleşen Ermeniler, top ve makineli tüfeklerle Maraş gibi eski bir Müslüman şehrini yerle bir etmişlerdi. Binlerce çaresiz ve suçsuz ana ve çocukları işkenceyle öldürmüşlerdi. Tarihte bir benzeri görülmemiş olan bu vahşeti yapan Ermenilerdi. Müslümanlar yalnız namuslarını ve canlarını korumak için karşı koymuş ve kendilerini savunmuşlardı. Yirmi gün süren Maraş katliamında, Müslümanlarla birlikte şehirde kalan Amerikalıların, bu olay hakkında İstanbul’daki temsilcilerine çektikleri telgraf, bu faciayı yaratanları, yalanlanamayacak bir şekilde ortaya koymakta idi.Adana ili içindeki Müslümanlar, tepeden tırnağa kadar silahlandırılmış olan Ermenilerin süngülerinin baskısı altında her dakika öldürülmek tehlikesi ile karşı karşıya bulunuyorlardı. Canlarının ve bağımsızlarının korunmasından başka bir şey istemeyen Müslümanlara karşı uygulanan bu zulüm ve yok etmek politikası, medeni insanlığın dikkatini çekecek ve onları insafa getirecek nitelikte iken, aksinin yapıldığını iddia ederek ondan vazgeçilmesini isteme gibi bir teklif nasıl ciddi olarak kabul edilebilirdi? (s. 260,261)...Doğu Cephemizde Ermenilerle Savaş Başlıyor...Arzu buyurursanız o günlerin doğu sınırlarımızdaki ciddi işlerine geçelim:Yüksek hey’etinizce de bilinmektedir ki, Mondros Ateşkes Anlaşması’ndan beri Ermeniler, gerek Ermenistan içinde, gerek sınıra yakın yerlerde, Türkleri toplu olarak öldürmekten bir an geri durmuyorlardı. 1920 yılının Sonbaharında Ermenilerce yapılan zulümler dayanılmaz bir kerteye geldi ve Ermenistan seferine karar verildik. 9 Haziran 1920 tarihinde, Doğu bölgesinde geçici seferberlik ilan ettik. 15’nci Kolordu Komutanın Kazım Karabekir Paşa’yı Doğu Cephesi Komutanı yaptık. 1920 Haziranında, Ermeniler, Oltu’da kurulan, mahalli Türk yönetimine karşı hareketle, o bölgeyi ele geçirdiler. Dışişleri Bakanılığı’mız tarafından Ermenilere 7 Temmuz 1920’de bir ültimatom verildi. Ermeniler aynı şekilde hareketlerine devam ettiler. Sonunda, seferberlikten üç buçuk dört ay kadar sonra, Ermenilerin Kötek, Bardiz bölgelerinde toplanan kuvvetlerimize taarruzu ile savaşa başlandı.Ermeniler, 24 Eylül 1920 sabahı Bardiz cephesinden baskın şeklinde yaptıkları genel bir taarruz ile başarıya ulaştılar. ... Ermeniler geri püskürtülüp girdikleri bölgelerden atıldılar. Ordumuz 28 Eylül sabahı ileri harekete geçti. ...Ordu, 29 Eylülde Sarıkamış’a girdi, 30 Eylülde Göle işgal edildi. Fakat bazı sebepler ve düşüncelerle 28 Ekim 1920 tarihine kadar, bir ay, Sarıkamış-Laloğlu hattında kaldı....Efendiler, savaş alanında verilecek emri bekleyen Doğu Ordumuz, 2 Ekim 1920 günü Kars üzerine harekete başladı. Düşman, direnmeksizin Kars’ı terketti. Kars 30 Ekimde tarafımızdan işgal edildi. 7 Kasım tarihinde birliklerimiz, Arpaçay’ına kadar olan bölgeyi ve Gümrü’yü ele geçirdi.Ermeniler, 6 Kasımda ateşkes ve barış için müracaat etmişlerdir. Biz de ateşkes anlaşmasının maddelerini, Dışişleri Bakanlığı vasıtasıyla, 8 Kasımda Ermeni ordusuna bildirdik. 26 Kasımda başlayan barış görüşmeleri 2 Ocak’ta son buldu ve 2/3 Ocak gecesi Gümrü Antlaşması imzalandı. (s. 331-333)Milli Hükümet’in Yaptığı İlk Antlaşma: Gümrü AntlaşmasıEfendiler, Gümrü Antlaşması, Milli Hükümet’in yaptığı ilk antlaşmadır. Bu antlaşma ile, düşmanlarımızın hayallerinde ta Harşit vadisine kadar uzanan Türk ülkelerini kendisine bağışlamış oldukları Ermenistan, Osmanlı Devleti’nin 1877 seferiyle kaybetmiş olduğu yerleri, bize, Milli Hükümet’e terkederek aradan çıkarılmıştır. Doğudaki durumlarda önemli değişikler olması yüzünden, bu antlaşma yerine, daha sonra yapılan 16 Mart 1921 tarihli Moskova ve 13 Ekim 1921 tarihli Kars Antlaşmaları geçerli olmuştur (s. 333)....Türkiye’ye Yapılan Barış Teklifleri Arasında Karşılaştırma...Kafkas sınırı:Sevres’de: Türk - Ermeni sınırının tayini Amerika Cumhurbaşkanı Wilson’a bırakılmıştır. Wilson, sınır olarak Karadeniz kıyısında Giresun’un doğusundan başlayan, Erzincan’ın batı ve güneyinden, Elmalı, Bitlis ve Van Gölü’nün güneyinden geçen ve birçok noktada Birinci Dünya Savaşı’ndaki Türk - Rus Cephesini izleyen bir hattı göstermiştir.Mart 1921 teklifinde: Milletler Cemiyeti bir Ermeni yurdu kurulması için doğu illerinden Ermenistan’a bırakılacak toprakların tespiti için bir komisyon kuracak, Türkiye bu komisyonun kararını kabul edecek.Lozan’da: Bu konu ortadan kaldırılmıştır. (s. 508, 509)- Atatürk, Kemal; Nutuk, Yay. Haz. Prof. Dr. Zeynep Korkmaz, Ata. Arş. Mrk., 2000
03 Şubat 2007
Ermeni başbakanın itirafı
Ermenistan'ın ilk Başbakanı Kaçaznuni, "Avrupa devletleri bizi defnettiler. Türklerin pişmanlık duymalarını gerektirecek bir husus yok" demişERMENİSTAN'ın ilk Başbakanı Ovanes Kaçaznuni'nin 1923'te Bükreş'te yapılan Taşnak Partisi konferansına sunduğu raporunda, "Türklerin pişmanlık duymalarını gerektirecek bir husus bulunmamaktadır" ifadeleri yer aldı. Raporun Moskova Lenin Kütüphanesi'ndeki Rusça basımını, Türkolog Arif Acaloğlu Türkçeye çevirdi. Rapordaki tespitler, Ermenilere soykırım uygulandığı tezlerinin temelsiz olduğunu ortaya koydu. Kaçaznuni'nin raporu özetle şöyle:Gönüllü birlikler* 1914 sonbaharında Ermeni gönüllü birlikleri Türklere karşı faaliyete geçti. 1915 yaz ve sonbahar döneminde Türkiye, Ermenileri zorunlu bir tehcire tabi tutuldu. Bütün bunlar Ermeni meselesine ölümcül bir darbe vurdu. Türkler ne yaptıklarını biliyorlardı ve bugün pişmanlık duymalarını gerektirecek bir husus bulunmamaktadır.* Parlamentolarda ve sivil toplantılarda devlet adamları katil Türkleri tehdit etsin. Dünya basını korkunç tasvirler ve tanıkların anlatımlarını yayımlasın. Bütün bunların ne anlamı var?* Sevr Antlaşması'nı imzaladık, bu anlaşma Türkiye'yi mahvedecekti. Ordularını Türkiye'ye göndermeleri ve vilayetlerde hâkimiyetimizi tesis etmeleri için Avrupa ve ABD'ye resmi çağrılar yaptık.* Artık Türkiye Ermenistanı diye bir şey yok. Bu konu Lozan'da defnedilmiştir. Büyük Avrupa devletleri bizi defnettiler.2 Aralık 2005AYDIN HASAN Ankara / Milliyet kaynakça
01 Şubat 2007
NUTUK'TA SOYKIRIM
NUTUK’TA ERMENİ KONUSUGenel Durum ve Görünüş...Ermeni Patriği Zaven Efendi de, Mavri Mira Hey’eti ile birlikte çalışıyor. Ermeni hazırlığı da tıpkı Rum hazırlığı gibi ilerliyor. (s. 2)...Milli kuruluşlar siyasi amaç ve hedefleri...Vilayet-ı Şarkiye Müdafaa-i Hukuk-ı Milliye Cemiyeti’nin kuruluş amacı da (tüzüklerinin 2. maddesi), Doğu illerinde oturan bütün halkın dini ve siyasi haklarının serbestçe kullanılmasını sağlayacak meşru yollara başvurmak, bu illerdeki müslüman halkın tarihi ve milli haklarını gerektiğinde medeniyet dünyası karşısında savunmak, Doğu illerinde yapılan zulüm ve cinayetlerin sebepleri ile bunları işleyenler ve sebep olanlar hakkında tarafsız soruşturma yapılarak suçluların sür’atle cezalandırılmalarını istemek. Yerli halk ile azınlıklar arasındaki anlaşmazlığın giderilmesine ve eskiden olduğu gibi iyi ilişkilerin sağlamlaştırılmasına gayret etmek, savaş durumunun Doğu illerinde yarattığı yıkım ve yoksulluğa, hükümet nezdinde teşebbüslerde bulunarak elden geldiğince çare aramaktan ibaretti. (s. 3)İstanbul’daki yönetim merkezinden verilmiş olan bu direktife uygun olarak Erzurum şubesi, Doğu illerinde Türk’ün haklarını korumakla birlikte, Ermeni göçü sırasında görülen kötü davranışlarla halkın hiçbir ilgisi bulunmadığını, Ermeni mallarının Rus istilasına kadar korunduğunu, buna karşılık müslümanlara pek gaddarca davranıldığını; hatta verilen emre aykırı olarak, göçten alıkonan bazı Ermenilerin koruyucularına karşı yaptıkları kötülükleri, güvenilir belgelerle medeniyet dünyasına duyurmaya ve Doğu illerine dikilmiş olan hırs yüklü bakışları hükümsüz bırakacak çalışmalar yapmaya karar veriyor (s. 3)...... Vilayat-ı Şarkiye Müdafaa-i Hukuk-ı Milliye Cemiyeti’nin kuruluşuna yol açan asıl sebep ve düşünce, Doğu illerinin Ermenistan’a verilmesi ihtimali oluyor. Bu ihtimalin gerçekleşmesinin de Doğu illeri nüfusunda Ermenilerin çoğunlukta gösterilmesine ve tarihi haklar bakımından onlara öncelik tanınmasına çalışanların, ilmi ve tarihi belgelerle dünya kamuoyunu aldatmayı başarmalarına ve bir de müslüman halkın Ermenileri topluca öldüren barbarlar olduğu iftirasının bir gerçekmiş gibi kabulüne bağlı olduğu düşüncesi ağır basıyor. İşte bundan dolayıdır ki, dernek, aynı gerekçeye dayanarak ve aynı yollardan yürüyerek tarihi ve milli hakları savunmaya çalışıyor. (s. 4)...KışkırtmalarEfendiler, Amasya’da görüşmelere başladığımız 20 Ekim günü, alınan bilgilerin özeti şuydu: İstanbul’da, Hürriyet ve İtilaf Partisi, Askeri Nigahban Cemiyeti ve Muhipler Cemiyeti bir blok kurdular. Bu blokla, Ali Kemal ve Sait Molla gibi kimseler, azınlıkları sürekli olarak Kuva-yı Milliye aleyhine kışkırtmaya başladılar. Rum ve Ermeni patrikleri, Kuva-yı Milliye aleyhine İtilaf Devletleri temsilcilerine başvurdular. Ermeni Patriği Zaven Efendi, Neologos gazetesinde yayınladığı bir mektupla, son Milli Mücadele hareketinden dolayı Ermenilerin göç etmekte olduklarını ilan etti. (s. 178)...Çürüksulu Mahmut Paşa’nın Demeci...Ayan üyelerinden Çürüksulu Mahmut Paşa, “Bosphore” gazetesi yazarlarından birine, siyasi durumumuzla ilgili bir demeç vermişti. Mahmut Paşa’nın o tarihlerde, Barış Hazırlıkları Komisyonu üyesi olduğunu da hatırlarsınız. Paşa’nın 31 Ekim 1919 tarihli Tasvir-i Efkar gazetesinde yayınlanan demecini, 17 gün sonra Sivas’ta okudum. “Ermenilerin aşırı isteklerine hak vermemekle birlikte, sınırlarda bazı düzeltmelerin yapılmasına razı oluruz” ifadesi dikkatimi çekti. Doğu Anadolu’da Ermenistan lehine toprak tavizlerinde bulunulacağına söz verme anlamı taşıyan bu cümlenin, Barış Komisyonu üyesi olan bir devlet adamı tarafından söylenmiş olması, gerçekten üzerinde düşünülmeye ve hayretle karşılanmaya değerdi. Bu sebeple 17 Kasım 1919 tarihinde, Çürüksulu Mahmut Paşa Hazretleri’ne yazmayı yararlı saydığım bir telgrafta, demecindeki işaret ettiğim cümleden dolayı, “Doğu Anadolu halkının pek haklı olarak, son derece üzgün ve kırgın olduğunu belirttikten sonra, Erzurum ve Sivas Kongreleri’nin kararları gereğince, milletin Ermenistan’a bir karış toprak terketmeyeceğini ve hatta, eğer hükümet, böyle acı bir mecburiyete boyun eğerse, milletin kendi haklarını bizzat savunmaya kararlı olduğunu ve bunun bütün dünyaya ilan edilmiş bulunduğunu” yazdım ve bu milli azim ve kararın herkesten önce, Barış Hazırlıkları Komisyonu’nun sayın üyelerince bilinmesi ve ona göre hareket edilmesi gereğini arz ettim. (s. 211)...Aldatıcı Söz Vermeler, Ağır İftiralarEfendiler, İstanbul’dan gönderilen 19 Şubat 1920 tarihli yazıda, “İngiliz Dışişleri Bakanlığı’ndan İstanbul’daki siyasi temsilciliğine gelen ve siyasi temsilcilik tarafından da resmen hükümete yapılan sözlü tebligatta, padişahlık başkentinin Osmanlı Devleti’nde bırakıldığı bildirilmiş; fakat bununla birlikte, Ermeni katliamının durdurulması ve Yunanlılarla bütün İtilaf Devletleri’nin kuvvetlerine karşı olan tutumumuzun değiştirilmesi istenmiş; aksi takdirde, barış şartlarının değiştirilmesinin muhtemel bulunduğu da ayrıca ifade edilmiştir” denilmekte ve bazı hususlar, özellikle “şikayete yol açacak en küçük olaylara bile meydan bırakılmaması” tavsiye edilmekteydi.Efendiler, bu sözlü vaadin arkasındaki anlam ve maksat ne olabilirdi? Yunanlıların, Fransızların ve daha başkalarının işgali altında bulunan vatan topraklarından başka, İstanbul’un da alınması kararlaştırılmıştı. Ancak, ileri sürülen şarta uyulursa, İstanbul’u almaktan vazgeçeriz mi, denilmek isteniyordu? Yoksa, Yunanlıların, Fransızların, İtalyanların işgalleri zaten geçicidir, İtilaf Devletleri, yalnız İstanbul’u alacaktı, fakat teklif ettikleri şarta uyarsak, onu da bırakacaklardır; anlamı mı çıkarılıyordu?Veyahut da Efendiler, İtilaf Devletleri Kuva-yı Milliye’nin işgal bölgelerinde, işgal kuvvetlerine karşı kurduğu cepheleri bozdurmaya ve açtığı savaşları, giriştiği hareketleri durdurmaya, İstanbul Hükümeti’nin gücünün yetmeyeceğini çok iyi anladıklarından, Yunanlılar da dahil olmak üzere, İtilaf Devletlerine karşı yapılan saldırının önlenememiş ve aslı olmayan Ermeni katliamına son verilmemiş olduğu bahanesiyle İstanbul’u da mı işgal etmek niyetindeydilerDaha sonraki olaylar, bu son tahminin doğru olduğunu göstermiştir, sanırım. Ne var ki, İstanbul Hükümeti’nin İngiliz temsilciliğinin teklifinden böyle bir anlam çıkarmaya yanaşmamış, aksine ümide kapılmış olduğu görülüyordu.Efendiler, yapılmış olan teklifin ne derece yersiz olduğu hususunda bir fikir verebilmek için, biz de o günlerle ilgili bazı durumları hatırlayalım. Şüphe edilmemek gerekirdi ki, Ermeni katliamı konusundaki sözler, gerçeğe uygun değildi. Aksine, güney bölgelerinde, yabancı kuvvetler tarafından silahlandırılan Ermeniler, gördükleri koruyuculuktan cür’et alarak bulundukları yerlerdeki Müslümanlara saldırmakta idiler. İntikam düşüncesiyle her tarafta insafsız bir şekilde öldürme ve yok etme siyaseti gütmekte idiler. Maraş’taki feci olay bu yüzden çıkmıştı. Yabancı kuvvetleri ile birleşen Ermeniler, top ve makineli tüfeklerle Maraş gibi eski bir Müslüman şehrini yerle bir etmişlerdi. Binlerce çaresiz ve suçsuz ana ve çocukları işkenceyle öldürmüşlerdi. Tarihte bir benzeri görülmemiş olan bu vahşeti yapan Ermenilerdi. Müslümanlar yalnız namuslarını ve canlarını korumak için karşı koymuş ve kendilerini savunmuşlardı. Yirmi gün süren Maraş katliamında, Müslümanlarla birlikte şehirde kalan Amerikalıların, bu olay hakkında İstanbul’daki temsilcilerine çektikleri telgraf, bu faciayı yaratanları, yalanlanamayacak bir şekilde ortaya koymakta idi.Adana ili içindeki Müslümanlar, tepeden tırnağa kadar silahlandırılmış olan Ermenilerin süngülerinin baskısı altında her dakika öldürülmek tehlikesi ile karşı karşıya bulunuyorlardı. Canlarının ve bağımsızlarının korunmasından başka bir şey istemeyen Müslümanlara karşı uygulanan bu zulüm ve yok etmek politikası, medeni insanlığın dikkatini çekecek ve onları insafa getirecek nitelikte iken, aksinin yapıldığını iddia ederek ondan vazgeçilmesini isteme gibi bir teklif nasıl ciddi olarak kabul edilebilirdi? (s. 260,261)...Doğu Cephemizde Ermenilerle Savaş Başlıyor...Arzu buyurursanız o günlerin doğu sınırlarımızdaki ciddi işlerine geçelim:Yüksek hey’etinizce de bilinmektedir ki, Mondros Ateşkes Anlaşması’ndan beri Ermeniler, gerek Ermenistan içinde, gerek sınıra yakın yerlerde, Türkleri toplu olarak öldürmekten bir an geri durmuyorlardı. 1920 yılının Sonbaharında Ermenilerce yapılan zulümler dayanılmaz bir kerteye geldi ve Ermenistan seferine karar verildik. 9 Haziran 1920 tarihinde, Doğu bölgesinde geçici seferberlik ilan ettik. 15’nci Kolordu Komutanın Kazım Karabekir Paşa’yı Doğu Cephesi Komutanı yaptık. 1920 Haziranında, Ermeniler, Oltu’da kurulan, mahalli Türk yönetimine karşı hareketle, o bölgeyi ele geçirdiler. Dışişleri Bakanılığı’mız tarafından Ermenilere 7 Temmuz 1920’de bir ültimatom verildi. Ermeniler aynı şekilde hareketlerine devam ettiler. Sonunda, seferberlikten üç buçuk dört ay kadar sonra, Ermenilerin Kötek, Bardiz bölgelerinde toplanan kuvvetlerimize taarruzu ile savaşa başlandı.Ermeniler, 24 Eylül 1920 sabahı Bardiz cephesinden baskın şeklinde yaptıkları genel bir taarruz ile başarıya ulaştılar. ... Ermeniler geri püskürtülüp girdikleri bölgelerden atıldılar. Ordumuz 28 Eylül sabahı ileri harekete geçti. ...Ordu, 29 Eylülde Sarıkamış’a girdi, 30 Eylülde Göle işgal edildi. Fakat bazı sebepler ve düşüncelerle 28 Ekim 1920 tarihine kadar, bir ay, Sarıkamış-Laloğlu hattında kaldı....Efendiler, savaş alanında verilecek emri bekleyen Doğu Ordumuz, 2 Ekim 1920 günü Kars üzerine harekete başladı. Düşman, direnmeksizin Kars’ı terketti. Kars 30 Ekimde tarafımızdan işgal edildi. 7 Kasım tarihinde birliklerimiz, Arpaçay’ına kadar olan bölgeyi ve Gümrü’yü ele geçirdi.Ermeniler, 6 Kasımda ateşkes ve barış için müracaat etmişlerdir. Biz de ateşkes anlaşmasının maddelerini, Dışişleri Bakanlığı vasıtasıyla, 8 Kasımda Ermeni ordusuna bildirdik. 26 Kasımda başlayan barış görüşmeleri 2 Ocak’ta son buldu ve 2/3 Ocak gecesi Gümrü Antlaşması imzalandı. (s. 331-333)Milli Hükümet’in Yaptığı İlk Antlaşma: Gümrü AntlaşmasıEfendiler, Gümrü Antlaşması, Milli Hükümet’in yaptığı ilk antlaşmadır. Bu antlaşma ile, düşmanlarımızın hayallerinde ta Harşit vadisine kadar uzanan Türk ülkelerini kendisine bağışlamış oldukları Ermenistan, Osmanlı Devleti’nin 1877 seferiyle kaybetmiş olduğu yerleri, bize, Milli Hükümet’e terkederek aradan çıkarılmıştır. Doğudaki durumlarda önemli değişikler olması yüzünden, bu antlaşma yerine, daha sonra yapılan 16 Mart 1921 tarihli Moskova ve 13 Ekim 1921 tarihli Kars Antlaşmaları geçerli olmuştur (s. 333)....Türkiye’ye Yapılan Barış Teklifleri Arasında Karşılaştırma...Kafkas sınırı:Sevres’de: Türk - Ermeni sınırının tayini Amerika Cumhurbaşkanı Wilson’a bırakılmıştır. Wilson, sınır olarak Karadeniz kıyısında Giresun’un doğusundan başlayan, Erzincan’ın batı ve güneyinden, Elmalı, Bitlis ve Van Gölü’nün güneyinden geçen ve birçok noktada Birinci Dünya Savaşı’ndaki Türk - Rus Cephesini izleyen bir hattı göstermiştir.Mart 1921 teklifinde: Milletler Cemiyeti bir Ermeni yurdu kurulması için doğu illerinden Ermenistan’a bırakılacak toprakların tespiti için bir komisyon kuracak, Türkiye bu komisyonun kararını kabul edecek.Lozan’da: Bu konu ortadan kaldırılmıştır. (s. 508, 509)- Atatürk, Kemal; Nutuk, Yay. Haz. Prof. Dr. Zeynep Korkmaz, Ata. Arş. Mrk., 2000
Subscribe to:
Posts (Atom)