Tuesday, December 16, 2008

ASIL SİZ TÜRK MİLLETİNDEN ÖZÜR DİLEYİN !

Sayın Prof. Dr. Ahmet İnsel,
Sayın Prof. Dr. Baskın Oran,
Sayın Dr. Cengiz Aktar,
Sayın Ali Bayramoğlu,
04.12.2008 tarihinde basında yer alan “özür diliyorum” adlı imza kampanyanızı okudum. Sözde Ermeni soykırımına ilişkin kampanya metninizde “1915’te Osmanlı Ermelileri’nin maruz kaldığı Büyük felaket’e duyarsız kalmasını, bunun inkâr edilmesini vicdanım kabul etmiyor. Bu adaletsizliği reddediyor, kendi payıma Ermeni kardeşlerimin duygu ve acılarını paylaşıyor, onlardan özür diliyorum” sözleriniz yer alıyor.
Tarihi sorumluluk karşısında bireysel tavır olarak değerlendirdiğiniz bu kampanya ile “açıkça konuşmamış olmaktan dolayı yaşanan utançla” Ermeniler’ den özür diliyorsunuz.
Eğer vicdandan söz ediliyorsa veya insani duygulardan o zaman asıl özür dilenmesi gereken milletin kim olduğu değişecektir.
Yıllardır soykırımla suçlanmış, bu sebeple birçok Avrupa ülkesi tarafından dışlanmış Ülkemizin işlemediği bir suçu kabul etmesi yönündeki bu girişimi “talihsiz” buluyorum.
Süngülerle delik deşik edilen, kazıklara çakılarak öldürülen, yakılan insanlarımız var bizim. Yıllardır kendi yaptıkları soykırımı ülkemizin üzerine yıkan ve işbirlikçi güçlerle birlikte hareket eden Ermenistan’dır. Tarihin kısa özeti bile bu soykırım suçlamasının senaryodan ibaret olduğunu göstermektedir.
Kısaca tarihe bir göz atarsak; 1820 yıllarına kadar uzanan Ermenistan sorununda 1890’ dan 1915 yılına kadar birçok isyan çıkarılmış ve 500000 yakın vatandaşımız katledilmişti. Çıkan isyanları Osmanlı kuvvetlerinin bastırması da dünya kamuoyuna maksatlı olarak "Vahşi Müslümanlar Hıristiyanları katlediyor" mesajı verilerek soykırım iddialarına uluslararası sorun niteliği kazandırılmıştı. 1973 yılından 1994 yılına kadar 36 devlet görevlisi şehit edilmişti. Ermeni terörünün amacı her fırsattan yaralanarak Türkiye’yi istikrarsızlığa sürüklemek, sözde işgal altındaki topraklarını kurtararak "bağımsız bir Ermenistan" kurmaktı.
Tarihte, Rusya ve İngiltere’nin Ermenileri kendi emellerine nasıl alet ettikleri belgelenmiştir. Günümüzdeki ABD üsleri gibi, kullanılan Irak ve etnik dinlere bağlı guruplar gibi. Bu gerçekler, “Ermeni sorunun ardında emperyalizmin Osmanlı İmparatorluğu’nu parçalama ve paylaşma politikaların yattığı” açıktı. Belgelere dayalı olduğu halde “Türk’lerin üzerine özellikle yıkılmıştı”.
Sözde soykırım iddiaları ile sorunun tüm dünyaya taşınması, soykırım olarak kabul edilmesi, bu yolla Türkiye’den tazminat ve toprak talebinde bulunması amaçlanmaktaydı.
Bugün ise hala bu politikalarına ısrarla devam ettirmektedirler. Emperyalistlerin politika oyunları ile acıları yaşamış ülkemize inat, kampanyanızın amacını “Ermenilerin başına gelenlerin Türkiye’de çok az bilinen, unutturulmuş, tahrik edilmiş olgular” olarak tanımlıyorsunuz. Türk’lerin bu meseleleri daha çok büyüklerinden, dedelerinden duyduğunu ve bunun aslında gerçeği yansıtmadığını hatta konun objektif olarak değerlendirilmediğini söylüyorsunuz.
Son tahlilde Ermenilerin artık Anadolu’da olmadığını ama diğer unsurlar Türkler ve Kürtler hala burada diyerek dün Ermeni vatandaşlarının kullanıldığı gibi bugünde emperyalistlerin aynı amaçla hedefinde olan “Kürt vatandaşlarımıza” yönelik oyunları görmüyorsunuz.
Ve gerçeklerin çok farklı olduğunu söylüyorsunuz, bu yargıyı neye dayanarak hangi belgeyi kanıt göstererek yapıyorsunuz?
Peki, sizler gerçekten objektif misiniz?
Gerçekten bir “Türk” olarak atalarımıza, vatandaşlarımıza yapılan bu katliamları görmezden gelen vicdanlarınız rahat mı?
Bu talihsiz kampanyayı başlatan sizlerin bu girişiminizi bir Türk vatandaşı olarak kınıyorum.
Kampanya öncülerinden Baskın Oran’ın gelecek tepkilere ilişkin açıklaması ise “Ben Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak özür diliyorum. İsteyen diler, isteyen böyle bir şey yoktur deyip yoluna devam eder” yönünde.
Bende tekrar yineliyorum “devlet arşivlerimizde Ermeni soykırımının senaryodan ibaret olduğu belgelerle kanıtlanmıştır”, 1906-1922 yılları arasında Anadolu’da ve Kafkaslar’ da 514.255 vatandaşımız ile sayı tespiti yapılamayan 60 yakın köy halkımız Ermeniler tarafından katledilmiştir.
Ve binlerce vatandaşımızın “katillerinden özür” dileniyor.
Asıl özür dileyenler için;
Atalarımızdan, binlerce şehidimizden “biz” özür diliyoruz.
Bunca yıl bu safsatanın ülkemiz üzerinde karabulut gibi dolaşmasına izin verdiğimiz için asıl biz özür diliyoruz.


*************************************************************************

Indeed, you should apologize from Turkish Nation!
We do not apologize from Armenians!

Prof. Dr. Ahmet İnsel,
Prof. Dr. Baskın Oran,
Dr. Cengiz Aktar,
Mr. Ali Bayramoğlu,

I have read about your signature campaign “We are Sorry” as stated in the press on 04.12.2008. In this campaign regarding the “Alleged” Armenian Genocide, you state the following lines: “My conscience can’t accept that the Big Catastrophe that the Ottoman Armenians incurred in 1915 is not considered and denied. I deny this unfairness, and I personally share the feelings and pains of my Armenian brothers, and I apologize from them.”

You apologize from Armenians “with a shame due to not speaking of explicitly” through this campaign that you consider as a individual behavior against the historical responsibility.

If the consciences or humanitarian feelings are considered then the nation from which one must indeed apologize shall change.
I consider this initiation towards acceptance of our country which has been accused of the genocide for years and has been alienated for this reason by many European countries as simply “unfortunate.”

We have our people killed with bayonets and impaled or burned alive in fires by Armenians. It is Armenia which puts on the Genocide “they indeed did” to our country and acts harmoniously with the imperialists. Even a short summary from the history indicates that this Genocide charging against our country is only a scenario.
If we can only glimpse the history; then we will see that many riots occurred leading the massacre of more than our 500,000 citizens by Armenians from 1890 to 1915 based on the Armenian problem originated from 1820s. And the reaction of Ottomans to extinguish such riots were publicized to the world as a message “wild Muslims kill Christians” to provide the happenings were considered as “an international problem”. From 1973 to 1994, 36 Turkish state officers were assassinated. The aim of Armenian terror is to drag Turkey to instability, and to save the alleged occupied lands and to establish an “independent Armenia.”
In the history, it is now well documented how Russia and England used Armenians as a tool for their aims. Just like the US bases today, just like the used Iraq and people from different ethnics and religions or sects. The fact is “Imperialism created breaking and sharing of the lands of Ottomans behind the Armenian problem”. It was obvious in the documents that “it was put on Turkish people.”

It was aimed to announce the problem to whole world through Genocide allegations, to accept it as genocide, and to request land and compensation from Turkey through this way.
Today they insist on following the same policy. You define the aim of your campaign as to remind “the less known or forgotten phenomena in Turkey.” You also state that Turkish people learned this phenomenon mostly from their ancestors and grandfathers, and it was not the real situation and/or objectively evaluated.
In the final evaluation, you do not see new games towards our “Kurdish originated citizens” by imperialists as they used the Armenian citizens yesterday by saying that “Armenians do not exist now in the Anatolia, but Turks and Kurds are here”.
And you say that the reality is truly different, how do you come up with this
idea and based on what evidence?


But, are you all objective?
Is your conscience really comfortable by ignoring the massacres towards our ancestors and citizens as a “Turkish” citizen?

I, as a “Turkish citizen” condemn this “unfortunate” initiation started by you.
And the explanation from Mr. Baskin Oran to the reactions is like “I apologize as a Turkish citizen. And anybody is free to either apologize for or deny it.”

I would like to repeat “it is proven in our archives through the documents that the alleged Genocide is only a scenario; and between 1916 and 1922, in Anatolia and Caucasians there are 514,255 Turkish Ottomans killed along with 60 villages which were completely terminated by Armenians.”

And now, “they are sorry” on behalf of our thousands of citizens.

For those saying that they are sorry;

“We” apologize from “our” ancestors and thousands of the martyrs.

We, indeed, are sorry that we let this thousand year of demagogy ( have been staying on our country like a black cloud.

Turkish Citizens
http://www.ozurdilemiyoruz.tr.com.tr/

Wednesday, December 3, 2008

CNN’le ‘soykırım belgeseli’ rahatsızlığı 03/12/2008

CNN'de ünlü muhabir Christiane Amanpour’un hazırladığı 'Ermeni soykırımı' iddiaları ile ilgili ‘Kanlı Cinayeti Haykır’ adlı iki saatlik belgesel Ankara'da rahatsızlık yarattı

WASHINGTON - CNN televizyonunun Soykırımın Önlenmesi Sözleşmesi’nin 60. yıldönümü vesilesiyle yarından itibaren yayımlamaya başlayacağı belgesel, ‘Ermeni soykırımı’ iddiaları nedeniyle rahatsızlık yarattı. Kanalın ünlü muhabiri Christiane Amanpour’un hazırladığı ‘Kanlı Cinayeti Haykır’ adlı iki saatlik belgeselle ilgili Ankara rahatsızlığını iletti. Washington Büyükelçiliği CNN’den Türkiye’nin hassasiyetine dikkat etmesini istedi. ‘Türkiye bize engel çıkarmadı’ 4-6-7 ve 8 Aralık’ta ekrana getirilecek belgeselde Ermenilerin 1915’te yaşadıkları katliam ve Yahudi soykırımından sonra uluslararası sözleşmelerin 1970’lerde Kamboçya, 1980’lerde Irak, 1990’larda Bosna, 1994’te Ruanda ve 2003’te Darfur’daki korkunç şiddeti önleyemediği vurgusu yapılıyor. Armenian Reporter gazetesine konuşan Amanpour, Raphael Lemkin gibi soykırıma karşı duran kişilere yer verdiğini belirterek “Lemkin soykırım sözcüğünü özellikle Ermeni soykırımından sonra kullanan kişi oldu. O kelimeyi sözlüğe yerleştirdi ve BM Sözleşmesi’nde tanımlanması için çok çaba harcadı” dedi. Amanpour, ‘Türkiye’nin Ermeni soykırımını inkâr etmesi geçmişte belgesel yapımcılarına zorluklar çıkardı. Siz çekim yaparken ne tür engelle karşılaştınız’ sorusuna “Haklısınız. Türkiye’nin resmen inkâr etmesi bir sorun. Çalışmamızda buna rastlamadık. Tamamen ‘Ermeni soykırımına’ odaklanmadık, bunu soykırım kelimesinin nereden geldiğini göstermek için kullandık. Birçok konuya değindik” yanıtını verdi. Ermeniler Clinton’dan memnun Öte yandan ABD’nin seçilmiş başkanı Barack Obama’nın Hillary Clinton’ı dışişleri bakanlığına ataması Ermeni lobisini memnun etti. ABD’deki en büyük Ermeni kuruluşu Amerika Ermeni Ulusal Komitesi’nin (ANCA) icra direktörü Aram Hamparian, memnuniyetini “Clinton’ı kutlar, Obama’ya bu seçiminden dolayı teşekkür ederiz” diye dile getirdi. Hamparian, ilk kez Ermeni tezlerininin tanınmasını ‘güçlü şekilde savunan’ birinin dışişleri koltuğuna oturacağı vurgusu yaptı. Ama Hamparian, Clinton’ın Ekim 2007’de Temsilciler Meclisi gündemindeki Ermeni tasarısına dair kaygılarını ve Senato’yu dikkatli davranmaya çağırmasını anmadı. (Dış Haberler)

sozde... - 3/12/200812:53
evet sozde soykirim ankarada rahatsizlik yaratiyor. tek tarafli bir yargilamayla bir millete katilsin denildigi icin. peki bunu diyen kim muslumanlara ve turklere tarihi dusmanliklari olan bati medeniyeti o halde ankaranin bu zamana kadar verdigi tepki az bile dersek yalnis olmaz. bu arada arkadaslardan sozde degil ozde yorumlar bekliyoruz zira arkadaslarinda sozde oldugundan suphe etmek istemiyorum.

Gripten - 3/12/200811:59
olduler,sismanliktan catladilar,rahat batti.Biz kimseyi yollara surmedik,baska yer kalmamis gibi Suriye'nin colune surmedik,hem surduysekte piknik yapsinlar diye surduk.Bu arada 1890 li yillardan itibaren tum Avrupa ABD gazeteleri hain Ermenilerden para attiklari icin yalan haberlerasparagas Ermeniler yurdun dort yaninda katlediliyor haberleri yaptilar,sebep savasta yenemedikleri Turkleri karalamakti.Buna karsilik ABDye Avrupa'ya havali hayat icin giden Ermenilerin hepsi de gizli bir yerde toplanip Turklere iftira atmaya karar verdiler.Tum dunya da salak ya bi iftiraya inandi.Mesela annemde o toplantidaydi,o da tum koyunun Harput'un bir magarasinda coluk cocuk,bebek yasli kursuna dizildigi yalanini uydurdu,ama ben yemedim ve dedim ki siz de Rusya ile bir olup Osmanli'yi arkasindan hancerlemeseydiniz.PEhhh.....

Ben anlayamadim birisi lutfen aciklasin - 3/12/200811:8
"VAHŞİ BATININ tüm soykırımlarını (Azebaycan-Karabağ-Kızılderili-Cezayir-Vietnam-vs), tüm Türk tv lerinde belgeseller ve tarihçilerin tartıştığı programlar halinde yayın yapılmalıdır" diyen yorumcular var. Evet guzel eger bunlar da Turkiye Cumhuriyeti Devletinin de imzaladigi anlasma ve sozlesmelere gore soykirim sayiliyorsa yapilsin ne yapilacaksa. Ama bunlara soykirim diyorsak neden Ermeni katliamlarina (terim resmi dilde de kullaniliyor) soykirim degildir diye yirtiniyoruz? Sonra Avrupa ve ABD'de yasayan Turklere fazla guvenmeyin bu konuyla ilgilenenler oralarda ismi gecenlerden daha fazla kaynak bulma olanagina sahip ve onlari vatan haini ilan edilmeden okuyup fikir sahibi olabiliyorlar.

http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetay&ArticleID=911226&Date=03.12.2008&CategoryID=77

1915 sözde Ermeni soykırımından bahseden fanatik Ermenilere hatırlatıyoruz;

“DAHA DÜN SAYILACAK TARİHTE, 1989-94 YILLARINDA AZARBEYCANDA YAPTIĞINIZ KATLİAMLARI UNUTMAYIN”

Sevgili okuyucular,Avustralya’da yaşayan ve bu ülkenin vatandaşı olan Türkler artık uyanmalıdırlar. 1915 de çıkardıkları isyanlar sırasında yüzbinlerce Türkü ve Kürdü katleden fanatik Ermeniler şimdi Türkler tarafından soykırımına uğradıklarını iddia ederek bazı siyasileri kandırmaktalar.
Bir zamanlar sincice çalışıp NSW eyalet parlamentosunda kabul ettirdikleri gerçek dışı soykırım iddialarını bu defa federal parlamentoya taşıyıp orada da kabul ettirmek istemekteler.Bu çıkar, menfaat ve yalan üzerine kurulu fanatik Ermeni Diasporası, kendi yaptıkları soykırımları-katliamları örtbas etmekteler. Halbuki bu cinayet şebekesi-çetesi, daha dün sayılacak tarihlerde; 1989 ve1994 yılları arasında işlediği cinayetleri-katliamları unutmuş gibiler.

Fanatik katillerden oluşan çetenin, 1989-1994 yılları arasında Azerbaycan’a karşı gerçekleştirdiği terör eylemlerinin bazılarını kısa da olsa herkesin bilmesi önemlidir. Ve bunlar şimdi kalkmışlar, 1915 ‘te İngilizlerin, Fransızların ve de o zamanki Sovyetler Birliğinin teşvik ve yardımlarıyla vatandaşı oldukları ülkeye isyan ederek Türklere, Kürtlere katliam yapanlar, sahte belgelerle, fotoğraflarla Türkler tarafından katliama uğradıklarını iddia etmekteler!.
İşin en acı tarafı da Diapora’nın saf ve cahil Ermenilerden katliama uğradıklarını iddia ederek ve kandırarak topladığı sadakalarla-yardımlarla beslenen Orhan Pamuk, Ethem Mahcupyan, Ahmet Altan, Neşe Düzel ve benzerlerinin bu Diasporaya destek vermeleri. Tabii bu destekçiler arasında, Ermeniler işbirliği yapan Kürt halkının, çocuklarının, kadınlarının katili PKK ile bu örgütün sözde lideri Ermeni dönmesi olduğu iddia edilen Apo yandaşları da bulunmakta.
Halbuki 1915 de ölen Ermeniler, çıkardıkları isyanlar nedeniyle devlet güçleriyle çarpışırken ölenlerdir. Ama isyancı Ermeni çetelerin öldürdükleri Türk ve Kürt sayısı onlardan çok daha fazladır.1915 de Osmanlı Devleti’ni yıkmak, Türk milletini Anadolu’dan sürmek için dört bir taraftan Anadoluyu işgal eden batılılarla bir olan içimizdeki vatan haini Ermeniler, yukarıda da ifade ettiğimiz ülkeler tarafından kışkırtılmışlar, akılları sıra Anadolunun doğusunu ve kuzeydoğusunu Ermenistana bağlayacaklarını sanmışlardı............

Bugüne kadar doğruluğu ispatlanmamış Ermeni soykırım yalanlarına inanmasalar da destek veren ülkeler, Ermeni toplumu üzerinden siyasi ve ekonomik çıkar sağlamayı amaçlamaktalar. Bunun için de bazı ülkelerde Türkleri ve Türkiye'yi sözde soykırımla suçlayıp anıt dikmekteler...Bugüne kadar, katliamı ve katletmeyi meslek edinen Ermeni Diasporası çetesinin amacı; tarihi gerçekleri görmezlikten gelerek, sözde Ermeni soykırımı iddialarını ve Ermenilerin taleplerini dünya kamuoyuna duyurmaktır.

Ulaşmak istediği nokta ise, büyük Ermenistan (!) ‘ hayali olup bunun için de Türkiye’den toprak ve tazminat koparmaktır. Diaspora’nın bu gerçek dışı iddia ve iftiralarına Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde kendi örf-adetlerini ve dinlerini özgürce yaşayan Ermeni asıllı Türk vatandaşları katılmamakta. Ama Diaspora’dan beslenen sözde Türk hainler bu çeteye destek vermekteler. Bu destekçilerden Orhan Pamuk’ta hiçbir edebi değeri olmayan, okuyanları sıkan kitaplarıyla değil, “ bir buçuk Ermeni kestik” demekle NOBEL ödülünü ve bir milyon dolarını almış, Türkiye’ye bir kuruş vergi ödemeden Amerikaya yerleşmiştir.

..............AZERİ TÜRKLERİNE YAPILAN KATLİAMLARVE UYUYAN TÜRKLER
...Sevgili okuyucular,Tarihi gerçekleri ve haklı davamızı dünya kamuoyuna anlatmak, Türk kimliği taşıyan herkesin, bilim adamının, Türk basın-yayın organlarının, sivil toplum kuruluşlarının görevidir.
Görevi yapabilmek için de insanların içinde biraz ulusal-milli gurur olmalıdır tabii...Bugün Avustralya’da Türk kökenli ülkelerden gelen ve Türk kanı taşıyan yüzbinlerce insanımız ve çok sayıda kuruluşumuz var.

Hepsi bu ülkenin de vatandaşı, yani büyük bir siyasi güç sahibi. Ama çoğunluğu üzerilerine ölü toprağı serpilmiş gibi uyumaktalar. Uykudan da ancak özel-resmi yemek ziyafetlerine, eğlencelere katılacakları zaman uyanmaktalar.

Eğer uyananlar varsa bu yalana dayalı, gerçek dışı sözde Ermeni soykırımına karşı çıkmak için oy verdikleri siyasilere, Ermenilerin sadece 1915’de değil daha dün sayılacak tarihte, 1989-1994 yılları arasında Dağlık Karabağ’da yaptıkları HACIALİ katliamını ve aşağıda okuyacağınız 29 terör eylemini anlatsınlar yeter.Bunun için bizim uyuyanlara, bilgisi olmayanlar biraz bilgi enjekte edelim diyoruz. Bu arada soykırım yalanlarına inanıp, destek veren Liberal Partili Senatör Cristopher Ellison ile İşçi Partili Maxine Mc Kwe’i protesto etmek isteyeneler varsa bizi arasınlar onlara hazır İngilizce yazılmış protesto mektup örneği verebiliriz.

İşte fanatik Ermenilerin-çetelerin Azarbeycanda yaptıkları saldırı ve katliamların listesi;16 Eylül 1989’da Tiflis-Bakü seferini yapan yolcu otobüsüne yapılan bombalı saldırı sonucunda 5 kişi ölmüş, 25 kişi yaralanmıştır.16 Şubat 1990’da Şuşa-Bakü seferini yapan yolcu otobüsüne yapılan bombalı saldırı sonucunda 2 kişi ölmüş, 13 kişi yaralanmıştır.10 Ağustos 1990’da Tiflis-Ağdam seferini yapan yolcu otobüsüne yapılan bombalı saldırı sonucunda 20 kişi ölmüş, 30 kişi yaralanmıştır.9 Ocak 1991’de Laçın-Şuşa yolunda yapılan silahlı saldırı sonucunda Azerbaycan Gençleri gazetesi muhabiri Salatın Esgerova ve üç Rus subay öldürülmüştür.30 Mayıs 1991 yılında Ermeni teröristler tarafından Moskova-Bakü seferini yapan trenin Dağıstan’ın Hasavyurt istasyonunda bombalanması sonucunda 11 kişi ölmüş 22 kişi yaralanmıştır.

31 Haziran 1991’de Dağıstan’ın Temirtau istasyonunda Bakü’ye gelen yolcu terinin bombalanması sonucunda 16 kişi ölmüş, 20 kişi yaralanmıştır.1981’de Türkiye’nin Paris Büyükelçiliğine düzenlenen saldırıya katılan Vazgen Sisliyan 1992’de Erivan’a gelerek buradan Dağlık Karabağ Savaşı’na katılmıştır.

Sisliyan, Rusya’nın Moskovskie Novosti gazetesine verdiği bir demeçte dünya kamuoyunun dikkatini Ermeni meselesi üzerinde yoğunlaşmasında şiddet politikasının büyük önem taşıdığını ifade etmiştir. 20 Kasım 1991’de Ermeni teröristler tarafından ısıya duyarlı roketle düşürülen helikopterde barış görüşmelerinin başlatılması için Karabağ’a giden, Azerbaycan Devlet Bakanı İsmayılov T, Başbakan Yardımcısı Haciyev Z, İçişleri Bakanı Esedov M, Başsavcı Gayıbov İ, millet vekilleri Caferov V, Mehmetov V, Devlet Başkanlığı Ofisi Danışmanı Mirzeyev O, Devlet Bakanı Namazaliyev G, Dağlık Karabağ Başsavcısı Plavskiy İ, Dağlık Karabağ İstihbarat Örgütü Başkan Yardımcısı İvanov S, Dağlık Karabağ İçişleri Bakanı Tüğgeneral Kovalev V, Dağlık Karabağ Olağanüstü hal Komutanı Jilkin N, Devlet Başkanı Danışmanı Yardımcısı Mehmetov R, Azerbaycan Devlet Televizyon Komitesinde çalışan Mustafayev A, Hüseynzade A, Şahbazov F, Rusya temsilcileri Tüğgeneral Lukaşov İ, Albay Koçarov V. ve Kazakistan İçişleri Bakanı Birinci Yardımcısı Tüğgeneral Serikov S. hayatını kaybetmiştir.28 Ocak 1992’de Ağdam-Şuşa seferini yapan helikopterin düşürülmesi sonucunda 41 sivil hayatını kaybetmiştir.22 Şubat 1993’te Kislovodsk-Bakü seferini yapan yolcu trenine Çeçenistan’ın Gudermes istasyonunda yapılan bombalı saldırı sonucunda 11 kişi ölmüş, 18 kişi yaralanmıştır.26 Şubat 1992’de Ermeniler tarafından Hocalı kentine düzenlenen saldırı sonucunda 450 sivil öldürülmüş, 400 kişi yaralanmış, 80 kişi kaybolmuş ve 800 kişi çeşitli biçimde zarar görmüştür.1 Şubat 1994’te Bakü demir yolu istasyonunda Kislovodsk-Bakü seferini yapan yolcu trenine yapılan bombalı saldırı sonucunda 3 kişi ölmüş, 20 kişi yaralanmıştır.

13 Nisan 1994’te Rusya’nın Dağıstan Alevi istasyonunda Moskova-Bakü seferini yapan yolcu trenine yapılan bombalı saldırı sonucunda 6 kişi ölmüş, 3 kişi yaralanmıştır.

BU DA SOVYETLERİN YAPTIĞI KATLİAMLARBu arada SSCB Yüksek Prezidyumu da 19 Ocak 1990 da “Bakü Kentinde Olağanüstü Hal İlan Etme” kararı almıştı. Sovyet Ordusu 20 Ocak’ta ateşli silah kullanarak Bakü’ye ve Azerbaycan’ın diğer bölgelerine girişi sonucunda resmi açıklamalara göre 133 kişi öldü, 611 kişi yaralandı, 841 kişi gözaltına alındı ve 5 kişi kayboldu.

Bu arada Türk diplomatlarına karşı saldırı eylemlerinde bulunan ABD vatandaşı Monte Melkonyan, 1990’da Erivan’a gelmiş ve daha sonra Dağlık Karabağ’a yerleşmiştir. Azerbaycan ordusu ile çatışmalar esnasında Melkonyan 1993’te öldürülmüştür. Mekonyan’ın cenaze törenine Ermenistan Devlet Başkanı Levon Ter-Petrosyan da katılmış,
Melkonyan’a ölümünden sonra Ermenistan Milli Kahramanı unvanı verilmiştir.
E.Posta- hulusisenel@yahoo.com.
.......................................................SEVDİĞİM SÖZCÜK“ İftiracılar köpeklere benzer, kaçanın ardından ürür, üzerine gidersen sesini keser “

Monday, December 1, 2008

Deja vu Yilmaz Gursoy-Melbourne

Ansızın bir olayı daha önce de yaşamış olduğunuz hissine kapılırsınız ya.. işte buna İngilizcede ‘deja vu’ diyorlar.. Fransızcadan geliyormuş. Türkçede eşdeğer bir ismi var mı bu duygunun bilmem ama 27 yıl önce Avustralya’ya geldiğim günden beri bu duyguyu defalarca yaşadım.

Geçenlerde Konsolosluğumuzdan gelen ve Joe Hockey’in Ermeni iddiaları karşısında verilebilecek mektup örneklerini içeren mesajı okuyunca yine bir ‘deja vu’ yaşadım. Avustralya’daki 27 yılım boyunca SBS ve diğer TV kanallarına, gazetelere, parlamenterlere, yazarlara, radyo istasyonlarına ve toplum kuruluşlarına yüze yakın mektup ve mesaj yollamışım. Bazılarından cevaplar gelmiş, bazılarını dikkate bile almamışlar. Ama hiçbirisi yanlışını kabul edip özür dilememiş.Anglo Sakson kültürünün bir parçasıdır bu.

Olaylara ve yazılanlara olmadan önce veya yazılmadan önce etki etmek zorundasınız. Herhangi bir görüş veya eylem kayda geçtikten sonra onu değiştiremezsiniz. Sözün kısası, Anglo Sakson kültüründe yöneticiler ve yazarlar yanlış yapmazlar ve özür dilemezler.

Yakın geçmimizde de gördük... John Howard, Aborijinlere özür dilememek için 10 yıl direndi. Sonunda iktidardan düştü de onun yerine Kevin Rudd özür diledi.Yine hatırlasınız, NSW eski eyalet başbakanı Rum aşığı Bob Carr zamanında parlamento’ya bir ‘Ermeni Soykırımı’ plaketi asılmıştı. Bunu takip eden yıllarda yine Sydney’in North Ryde isimli zengin bir semtindeki bir parka benzeri bir plaket konuldu.

Avustralya tarihinde ilk terörist saldırıyı bir Türk diplomatına karşı gerçekleştiren ve bu nedenle hiçbir özür dileme ihtiyacını görmeyen Ermeni terör sempatizanlarının bu başarıları düşündürücüdür Parlamento’daki plaketin kaldırılması için Türk desteği ile yeni bir eyalet hükümetinin iş başına gelmesi gerekir.

North Ryde’deki plaketin kalkması için de belediye meclisinde söz sahibi bir yandaşımız gereklidir. Ama görülüyor ki, bunları becerebilsek bile hala savunmada olacağız. Adamlar saldırıyı genişlettiler bile.... Joe Hockey, sağ kanattan taarruza başladı.. bundan sonraki etap, Federal Parlamanto tarafından Soykırımının tanınması, tazminat talepleri ve okul kitaplarında değişiklik olacaktır.Bizler, hala mektup örnekleri ile uğraşıyoruz.

Ermeniler, kendi adamları Joe Hockey ile aynı partiye mensup olan yılların John Howard’ını seçimlerden önce tehdit ediyorlar... “Ermeni soykırımı tasarısı’nı desteklemezsen bu seçimde karşı partiden Maxine Mc Kew’u destekleriz” diyorlar. Gerçekten mi yoksa şans eseri mi tehditlerini yerine getiriyorlar ve Başbakan Howard, bir tekme ile parlamentodan atılıyor. Şimdi de Joe Hockey pabucun pahalı olduğunu daha iyi anlıyor ve toplumuna olan sadakatini göstermek için elinden geleni yapıyor. Taa Amerikalardan soykırım yetkililerini getiriyorlar, parlamentoda senatörlerden randevular alınıyor, soykırım sergisi düzenleniyor, sözler alınıyor..... Herşey olup bittikten sonra da bizler ‘örnek mektuplar’ ile eyleme davet ediliyoruz.

Konsolosluğumuzun iyi niyetinden hiç kuşkumuz yok ama diplomatlarımızı zora itenler asıl bizleriz ... Ermeniler değil...Bu işler artık kişisel mesajlarla halledilecek durumdan çıktı...

İnternet’te de görüyorum... “Biz kaç kişiyiz gurubu’na bilmem kaç yüz bin kişi katıldı... Anayasa’nın ilk dört maddesi değiştirilmesin gurubu bilmem kaç yüz bin kişi olmuş”İnternet ve e-mail kampanyalarının modası ve etkinliği hızla azalıyor.

İnternet’te o kadar çamur dolaşıyor ki insanlar artık bunları takmaz oldular artık. Lobicilik, yine eski kişisel temaslarla dönmeye başladı.Ermeni ve Rum iddialarına karşı eylemlerde bulunabilecek bir Türk Konseyimiz hala yok. Bu ismi taşıyan bir şey var Melbourne’da ama gidip Federal Parlamento’da milletvekilleri ve senatörlerle teker teker görüştüklerini, Parlamento’da Türkiye ile ilgili sergiler açtıklarını, seçim öncesi Türklerin yoğun bulundukları bölgelerde milletvekillerinin kulaklarını çektiklerini duymadım. Ve hatta hatta Avustralya Türk toplumunun ‘çoğunluğunu’ temsil edip etmediklerini bile bilmiyorum.Eğer bu özellikleri taşıyan bir organizasyon kuramazsak boşu boşuna e-mail kampanyaları ile vakit harcamayalım. Testi kırılmadan önce milletvekillerimizin kulaklarını çekmeyi öğrenmeliyiz. Hiçbir partiye veya hiçbir kişiye bağlı olmamalıyız.İmmigration Müzesinde 40.Yıl günü nedeniyle yaptığı konuşmada John Brumby, Türk toplumu sayesinde o gün orada olduğunu söylemişti. Hal böyle iken, kendisi ile boy boy fotoğraf çektiren ‘yetkililerimiz’ kendisine çeşitli konularda Türk toplumunun duyduğu rahatsızlıkları aktardı mı?

John Brumby’nin South Australian partili yandaşı Mike Rann’a Türkiye’ye saldırıları konusunda daha ölçülü olması gerektiğini söylemesi yönünde ikazda bulunduk mu?
Daha önemlisi, toplum temsilcilerimiz Ermeni Soykırımı iddiaları, Rum Patrikhanesi vaveylası, Pontus hikayeleri, Kıbrıs sorunu, Ege kıta sahanlığı ve PKK konularında görüş belirtebilecek bilinç düzeyindeler mi?Bu sorunun cevabı ‘hayır’ ise derhal bu konularda bilinçlenmiş genç Avustralyalı Türkler yetiştirmeye ağırlık vermemiz gerekiyor. Aynı zamanda da toplumun geniş desteğini sağlayacak bir lobi organizasyonu oluşturmak gerekiyor.

Başta iş adamlarımız olmak üzere din kuruluşlarımızın, yayın organlarımızın, arka planda özel okullarımızın ve büyükelçiliğimizin desteğini çekecek böyle bir organizasyona şiddetle ihtiyaç vardır.İntarnet’e girin ve Avustralyalı Rum, Ermeni organizasyonlarına göz atın. Herşeyi yeniden icat etmeye gerek yok.... adamların organizasyonlarını ve yöntemlerini örnek alalım yeter...Sizleri bilmem ama ben bu ‘deja vu’lardan usandım artık.
gursoy49@yahoo.com.au

Thursday, October 30, 2008

Ermeniler ve Kürtler Arasında Sıkışan Türkiye!

Pkk’nın siyasi uzantısı ve TBMM’deki sözcüsü olduğu, artık resmi makamlarca, örneğin Sayın Başbakan tarafından da açıkça ifade edilen DPT’nin, son birkaç gündür Doğu ve Güneydoğu’da gerçekleştirdiği eylemler katlanılabilir dereceyi çoktan geçmiş durumdadır. Dolayısıyla emniyet güçlerinin, eylemler sırasında ön saflara sürülen çocuklarla top oynamayı, balon dağıtmayı ve onları polis panzerlerinin üstüne çıkarmayı bırakıp bu tedhiş ve kalkışma eylemlerine artık ciddi şekilde DUR demesi gerekir. Bana kalırsa; polisin yapacağı, bu çocuklarla oyun oynayarak ikiyüzlülük yapacağı yerde, onları toplamak ve çevreye verdikleri zararı ailelerine tazmin ettirdikten sonra salıvermek, aksi takdirde onları devlet koruması altına almaktır.

Açık söylemek gerekirse; şahsen ben olsam, dün bana taş atarak yüzümü gözümü yaralayan insanlarla, en azından yüzümdeki yara iyileşinceye kadar oyun oynayamaz, içimdeki öfkenin ateşi sönene kadar onlarla şakalaşamazdım. Bu insanlar çocuk bile olsalar. Bu sebepledir ki; Adana’da, Mersin’de, Doğubeyazıt’ta ve Van’da polislerin, bir gün önce kendilerini taşlayan çocuklarla oynaşmaları bana hiç inandırıcı gelmemiştir...

Ayrılıkçı Kürt partisi olduğu su götürmez bir gerçek olan DTP’nin, kirli emelleri uğruna Doğu ve Güneydoğu’da bulunan Kürt kökenli vatandaşlarımıza vermiş olduğu maddi ve manevi zararı görünce; insan ister istemez bu partinin üst yönetiminin Kürt kökenli olamayacağı şeklinde bir kanaate kapılıyor. Öyle ya; etnik kökeni Kürt ve dini İslam olan bir insan ülkesine ve milletine bu derece düşman olup, bu derece kötülük yapamazdı. Bu durumda insan, ister istemez merak ediyor; “Pkk terör örgütünün ve bu örgütün siyasi uzantısı olan DTP’nin üst yönetim kadrosunun etnik kökeni acaba nedir? Bunlar içinde asimile olmuş Ermenilerin yanı sıra, yabancı ülkelerin uyruğunda bulunan Ermeniler var mıdır?” diye. Apo’nun köyü olan Urfa’nın Amarlı Köyü’nün eski bir Ermeni köyü olduğu(1) iddialarını ve Apo’nun, yıllarca Ermenilerin yoğunlukla yaşadığı Suriye’de barınmış olmasını düşününce insan ister istemez bunları merak ediyor.

Bu konudaki merakımızı celbeden, hatta bu merakı kanaate dönüştüren önemli karineler ve bulgular da var önümüzde. Bu karinelerden birisi terör örgütünün lider kadrosu içinde özellikle Suriye uyruklu kişilerin bulunuyor olması, öldürülen teröristler arasında özellikle Suriye uyruklu kişilere rastlanıyor olmasıdır. Örneğin, örgütün lider kadrosu içinde bulunan Behoz Erdal kod adlı Fehman Hüseyin’in Suriye uyruklu olduğu biliniyor. Suriye ve Lübnan gibi yerler ise, 1915 tehcirinde (zorunlu göç), Anadolu’daki Ermenilerin toplanma ve ilk yerleşim yeri olarak biliniyor...

Bu konudaki ikinci önemli karine de Kürt asıllı olduğu bilinen Şeyh Sait’in torunu Abdülilah Fırat gibi bazı Kürt aydınlarının ortaya koyduğu gerçeklerdir. Abdülilah Fırat’a göre; Osmanlı döneminde binlerce Ermeni köyü, İslam dinine girmiş ve Kürtler arasında asimile olarak Kürtleşmişlerdir. Erzurum Eski Milletvekili de olan Abdülilah Fırat diyor ki;

“Sadece dedem (Şeyh Sait)in babası Şeyh Mahmud Feyzi zamanında 500'ün üzerinde Ermeni köyü toptan Müslüman oldu. Din değiştiren bu kişiler, 1915'teki olaylar sırasında ortada durdular. Ne Ermeni'den ne de bizden yana oldular. Olayları önlemek için çok uğraştılar. Ancak PKK olayı çıktıktan sonra bu köylerin çoğu PKK'dan yana oldu ve bize tavır aldı... Dedelerim binlerce Ermeni köyünü İslam’la şereflendirmiştir. Seçim çalışmalarım sırasında, PKK hadisesinin de tesiriyle, Hınıs'ın dedemin babası zamanında Müslüman olmuş bir köyüne beni sokmak istemediler. Fakat oradan biri, 'Bu kişi, bizi irşat edip İslam'la şereflendiren Şeyh Mahmud Feyzi'nin torunudur.’ deyince girdik ve iyi karşılandık. Hınıs'ta çok vardır böyle köyler, başka yerlerde de çok var. Yani bu PKK gelince bize karşı dahi bu yerlerde tavır oluştu.”(2).

Abdülilah Fırat’ın vermiş olduğu bu bilgiler doğruysa (ki; şahsen doğru olduğuna inanıyorum); demek oluyor ki; bugün Pkk terör örgütü içinde bulunan ve Kürt ayrılıkçılığı adına silahlı mücadele yöntemini benimseyen T.C. vatandaşı insanlar arasında etnik kökeni Ermeni olan binlerce insan var(3).

Ermeni asıllı Sinema Yönetmeni Serge Avedikyan’ın şu sözleri, Abdülilah Fırat’ın, çok sayıda Ermeni’nin Müslümanlaşıp Kürtleştiği şeklindeki kanaatini doğrular niteliktedir:

“... Dedemin köyü Sölöz’den, Gemlik ve Gürle’den giden Ermeniler ‘soykırım’ nedeniyle gitmediler. Onları oradan gönderen mübadeledir. 1920–1923 arasında yapılan mübadele olmasaydı muhtemelen bu insanlar orada yaşıyor olacaklardı. Çünkü Ermeni soykırımından kurtulanlar Doğu Anadolu’da din değiştirerek ya da kaçarak kurtulmuşlardır. Ama dedem gibiler Ermeni olarak yaşamaya devam etmişler Batı Anadolu’da. Yani aslında 1915’ten kurtulan Ermeniler Türkiye’de yaşamaya devam etmişler. Anlıyor musunuz? Diasporada bundan pek bahsetmezler.”(4).

Abdulilah Fırat’ın vermiş olduğu enteresan bilgilerden birisi de şu:

“... Ermenilerin anayurdu Filistin'dir. Romalılar sürmüştür Anadolu'ya. Kürtler, onlara Filistinli anlamında 'Fille' der. Ermeni tehciriyle 'Fille'ler geldikleri yerlere yani anavatanlarına geri gönderildi...”(5).

Yani Abdülilah Fırat aslında demek istiyor ki; “Pkk terör örgütü içinde bulunan Suriye ve Lübnan uyruklu insanların Ermeni kökenli olmaları kuvvetle muhtemeldir...”

***
Ece Temelkuran, “Ağrı’mıza, Hrant’a” diyerek Ağrı’ya ve Hrant Dink’e ithaf ettiği “Ağrı’nın Derinliği” ismini taşıyan ve yukarıda alıntı yaptığımız kitabında, Ermenistan’da, Fransa’da ve ABD’de yaşayan Ermenilerin, başta 1915 tehciri olmak üzere Türk-Ermeni ilişkilerine dair görüş ve kanaatlerini aktarmaya çalışmış. Birçok Ermeni aydını ve Ermeni ileri geleniyle görüşmeler yapmış.

Ece Temelkuran’ın kitabında dikkatimizi çeken hususlardan birisi Ermenilerin Kürtler hakkındaki kanaatidir. Erivan’da bulunan Ermeni Soykırım Müzesi’nin Müdürü Barseghian Lavrenti diyor ki;

“1915’teki yönetim size yakın mı? Değil. Türklere de kötü davrandı o hükümet. Kürtlere yetki verdiler, Ermenileri kesmesi için. Kürtler böylece Ermenilerin köylerine saldırdılar”(6).

Erivan’da sıradan bir Ermeni vatandaşı olan Arşak Sarkisyan’ın konuya ilişkin görüşleri de aşağı yukarı Müze Müdürü Lavrenti’nin görüşleri ile aynı. Şöyle diyor Arşak Sarkisyan:

“... Zaten Talat Paşa Yahudi idi, biz bilirdik. Türkler böyle bir soykırım yapmazlardı. Jön Türkler’in hepsi Yahudi idi. Onlar bozdu Ermenilerle Türklerin arasını. Türkler, bizi... severler aslında”(7).

Oysa Şeyh Sait’in torunu da olan Kürt kökenli Abdülilah Fırat manzaraya tam tersinden bakarak şöyle diyordu:

"... Dedem Şeyh Said, Suriye'den Kars'a kadar müritleri olan çok etkili bir şeyhti. 1915 olaylarında Ermeni ileri gelenlerine, papazlarına yazılar yazıp, 'Yapmayın, Batılı ajanlar sizi kışkırtıyor, saldırmayın, kan dökmeyin' demiş. Ama bir kere ok yaydan çıkmış. Bir de Şeyh Said'in halifesi Şeyh Haydari Kersi Ermenilerce katledilince, dedem Kürtleri tutamamış. Ermeniler huzursuzluk çıkarıp sağa sola saldırınca Kürtler de buna karşılık Hamidiye alayları içinde silahlandı. Katliamı ve silahlanmayı her yerde Ermeniler başlattı. Avrupalılar Fedai-yi Fillan'ı (Ermeni Fedaileri) silahlandırınca, Osmanlı da Kürtleri silahlandırdı. Hamidiye alayları, Müslümanları Ermeni saldırılarına karşı korumak için kuruldu. İlk katliamları Ermeniler, Erzurum ve Van bölgelerinde yapmaya başladı. Dövüş olan yerde ölüm elbette olur. Ermeniler en büyük zayiatı göç ederken vermiş; açlıktan, hastalıktan. Ermeniler daha ziyade Türkleri kırmıştır, Kürtlerden çok fazla ölen olmamıştır... Ermenilerin Kürtlere karşı bir hıncı olduğunu söylüyor. Fırat`a göre bu hınç, Batılı devletlerin önerdikleri, `gelin Osmanlıdan ayrılıp Ermenilerle beraber bağımsız bir devlet kuralım` önerisine Kürtlerin hayır demesiyle başladı. Şimdi Avrupa bu fesadı devam ettiriyor...”(8).

Açık söylemek gerekirse; bize göre hem Barseghian Lavrenti’nin hem de Abdülilah Fırat’ın sözlerinde bazı doğrular vardır. Barseghian’ın dile getirdiği doğru, Ermeni tehciri sırasında, bu tehcire nezaret etmekle görevli Hamidiye Alayları içinde yer alan Kürt aşiretlerine mensup bazı insanların, çeşitli sebeplerle Ermenilere kötü davrandıklarıdır. Ancak hükümetin, bu konuda Kürtlere emir verdiği şeklindeki görüşü elbette iftiradır. Zira hükümetin, asırlardır Millet-i Sadıka olarak isimlendirdiği Ermenileri değil kestirmek, bilakis göç sırasında Ermenilere kötü davrananlara uygulanacak ceza konusunda valiliklere genelge gönderdiğine ilişkin bilgi ve belgeler var elimizde. Bu konuda Sadrazam Talat Paşa’nın bir tamimi ve tehcir sırasında Ermenilere kötü davrandıkları suçlamasıyla asılan bazı kamu görevlileri bile mevcuttur. Ancak ne yazık ki; bunlar Kürt beyleri ve aşiret reisleri değil, Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey gibi aslında Ermenilere son derece iyi davranan vatanperver Türk bürokratlarıdır.

Ermeni Yönetmen Serge Avedikyan, muhtemelen Talat Paşa kabinesinin almış olduğu güvenlik tedbirleri çerçevesinde olacak, bazı Türk yetkililerinin, Ermenilere yönelmesi muhtemel bazı öldürme hadiselerini önleme çabaları konusunda “Geri Dönüş” isimli filminde;

“... Konya Valisi Celal Bey’in kendi hayatını tehlikeye atarak Ermenileri nasıl kurtardığından, Halep Valisi’nden, Ermenilere yardım eden diğer Türklerden bahsettiğini ve bunları Türklerin hoşuna gitmek için değil, gerçek bu olduğu için söylediğini, yine de söyleyeceğini” dile getirmektedir(9).

Abdülilah Fırat’ın yanıldığı, ya da gizlemeye çalıştığı nokta ise; “...Ermenilerin Kürtlere karşı bir hıncının olduğu, bu hıncın Batılı devletlerin önerdikleri, ‘gelin Osmanlı’dan ayrılıp Ermenilerle beraber bağımsız bir devlet kuralım’ önerisine Kürtlerin hayır demesiyle başladığı...” şeklindeki kanaatidir.

Oysa biz biliyoruz ki; bazı Kürt beyleri ve Kürt ileri gelenleri, tarih boyunca hep ayrılıkçı hareketler içinde olmuşlar, sürekli olarak merkezi hükümetin baskısından uzak bir şekilde feodal otoritelerini devam ettirme peşinde koşmuşlardır. Ve bu koşturmanın, büyük ölçüde Ermenilerle alakası da yoktur. Dedesi Şeyh Sait de bu feodal otorite peşinde koşanların önde gidenlerindendir.
...

Ece Temelkuran’ın kitabında dikkatimizi çeken bir başka husus da özellikle Diaspora Ermenilerinin, Elazığ, yani eski adıyla Harput hakkında söyledikleri olmuştur. Bu söylediklerinden anladık ki; Harput, Türkler ve Türkiye’miz için olduğu kadar, ayrılıkçı Kürtler ve Ermeniler için de çok önemli bir merkezdir. Hatırlanacağı gibi; İsmet Paşa, gazeteci Saygı Öztürk tarafından da kitaplaştırılan meşhur Kürt Raporu’nda “Elazığ Ovası'nda kuvvetli Türk kitleleri vücuda getirmek zorundayız” diyor. Erzincan’ın ise Kürdistan’ın merkezi olarak planlandığını söylüyor İsmet Paşa. Yani İsmet Paşa, genel kabul görmüş kanaatlerin tam tersine Kürdistan’ın merkezi olarak Diyarbakır’ın değil, Erzincan’ın öngörüldüğünü dile getirmektedir(10).

Dedik ki; Harput, Türkler ve Kürtler için olduğu kadar Ermeniler için de önemlidir. Nereden çıkarıyoruz bunu, elbette Ermenilerin sözlerinden. Ece Temelkuran’ın, Los Angeles’te görüştüğü ve Ermeni diasporasının önde gelenlerinden birisi olduğunu söylemekle birlikte ismini vermeyip sadece Mr. Brownyan olarak kodladığı kişi şöyle diyor:

“Van kökenliler ‘Ermenilerin Yahudi’si’ sayılır. Harputlular eğitimlidir. Bitlisliler para işini iyi bilirler.”(11).

Demek ki; Ermeni Diasporası’na göre Harputlular, Ermenilerin eğitimli kesimini oluşturmaktadır. Bu konuya, biraz sonra DTP’nin üst yöneticilerinden bahsederken tekrar döneceğiz...

ABD’de Watertown’da Ermeni bir grupla “Sesler” isimli video gösterisini izleyen Ece Temelkuran, 1800’lerin sonu ile 1900’lerin başında olanların anlatıldığı videokasetteki yaşlılardan Yeghsapet isimli bir Ermeni’nin durumunu ve oradaki manzarayı şöyle naklediyor:

“...106 yaşındaki Yeghsapet’in hikâyesi Harput’ta geçiyor. Bütün ailesi giderken onu Türk bir ailenin yanına bırakıyorlar. Kız kardeşi de bir Türk aileye bırakılıyor. Yeghsapet daha sonra ailesiyle Amerika’da buluşuyor ama başka bir Türk’le evlenen kız kardeşi beş çocuğunu bırakıp Amerika’ya gitmek istemiyor. Belki de şu anda Harput’ta annelerinin bir Ermeni olduğunu bilmeyen benim yaşımda kadınlar yaşıyor diyor”(12).

Yani “Sesler” isimli videokaset ve oradaki görüntüleri yorumlayan Ece Temelkuran demek istiyorlar ki; Harput’ta, yani bugünkü Elazığ’da ve diğer birçok ilde, atalarının aslında bir Ermeni olduğunu bilmeden yaşayan belki de yüz binlerce insan bulunuyor. Bu görüş, Serge Avedikyan ve Abdülilah Fırat’ın, görüşleriyle de örtüşmektedir. Neydi o görüş; “Türkiye’de İslamlaşıp Kürtleşen, yani asimile olmuş bir sürü Ermeni kökenli vatandaş yaşamaktadır!” şeklindeki görüş.

Bu arada Ermeni Diasporası’nın propaganda maksadıyla hazırlamış olduğu videokasetten inkâr edilemez bir gerçeği de öğreniyoruz. O da; Türk ailelerin, özellikle zorunlu göçe tabi tutulan Ermeni ailelerinin uzun yolculuğa dayanamayacak yaştaki küçük çocuklarını koruma altına aldıkları ve onların zamanla asimile olup, toplumun içine karıştıklarıdır. Bu sebeple kendi kökenleri hakkında ileri geri fikir yürütenlerin ve asalet peşinde koşanların, biraz daha dikkatli olmalarında sayısız faydalar vardır diye düşünüyoruz. Ola ki; geçmişleri sandıklarının aksine farklı farklı kökenlere dayanıyor olabilir...

Peki, asimile olmuş vaziyette Ermeni kökenli vatandaşlarımızın yaşadıkları bunca yerleşim yeri varken neden Harput diye soracak olursanız; bunun cevabını Ermeni Diasporasının ve Kürtlerin Harput’a verdikleri önemde aramak gerekecektir. Ermeni Diasporası, Harput kökenli Ermenilere eğitimli Ermeniler gözüyle bakarken, Kürtler de hemen hemen aynı gözle bakmaktadırlar. Zira bugün DTP’nin üst yönetiminde bulunan kişilerin önemli bir kısmı Harputludurlar. Bunların başında da üç milletvekili gelmektedir.

TBMM’nin resmi internet sitesinden öğrendiğimiz kadarıyla; DTP’nin üst yönetiminde bulunmaları sebebiyle parti politikalarına yön verme noktasında olan Diyarbakır Milletvekilleri Selahattin Demirtaş, Gültan Kışanak ve Aysel Tuğluk Elazığ doğumlular. Yani adı geçenler, memleketleri olan Elazığ yerine seçilmeleri garanti olan Diyarbakır’dan aday gösterilmişlerdir. Ayrıca, İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel de yine o yöreye mensup. Sebahat Tuncel’in doğum yeri Malatya. Şırnak Milletvekili Sevahir Bayındır Bingöl, Van Milletvekili Fatma Kurtulan Kahramanmaraş doğumlu. Diyarbakır Milletvekili Akın Birdal ise Niğde doğumlu. Yani geçen yıl yaşanan Dağlıca Baskını’nda Pkk’lılarca kaçırılan Niğdeli Çavuş Mehmet Şenkul’un hemşehrisi durumunda Akın Birdal.

DTP’nin parti politikalarını oluşturan tepe noktasında yer alan milletvekillerinin doğum yerleri olan Elazığ, Bingöl, Malatya ve Niğde gibi yerlerin ortak özelliği ise, söz konusu merkezlerin, Osmanlı döneminde Ermeni nüfusunun yoğunlukla yaşadıkları ve zorunlu göçe (Tehcir) tabi tutulan merkezler olmasıdır. Dikkatimizi çeken en ilginç yan, DTP’nin Elazığ’da hiçbir milletvekili çıkaramayıp beş milletvekilliğini de AKP’ye kaptırmışken, 3 Elazığlıyı Diyarbakır’dan, 1 Malatyalıyı da İstanbul’dan milletvekili seçtirmesidir. Demek oluyor ki; DTP ve diğer ayrılıkçı Kürt gruplar açısından Elazığ, yani eski adıyla Harput, bu kadar önemli oluyor. Elazığ için ne diyordu Merhum İsmet Paşa o meşhur “Kürt Raporu”nda; “Van ve Erzincan'da acele olarak, Muş Ovası'nda tedricen ve Elazığ Ovası'nda kuvvetli Türk kitleleri vücuda getirmek zorundayız...”(13).

Aktütün saldırısından sonra, özellikle DPT’nin miting adı altında tertiplemiş olduğu kalkışma eylemleri bana bunları hatırlatmış durumdadır. Peki, sizlere neleri hatırlattı bu eylemler?

Cumhuriyetimizin 85. yıldönümü milletime kutlu olsun.

27 Ekim 2008

Ömer Sağlam

Dipnotlar:
1- bkz. http://www.antepkuvvaimilliye.com internet sitesinde bulunan Mehmet Demir Atmalı imzalı ve “PKK-ASALA MUHABBETİ” başlıklı yazı, 19.10.2007.
2- bkz. Ahmet Dinç’e vermiş olduğu mülakat, Zaman, 12.11.2006. Türk Tarih Kurumu Eski Başkanı Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu da bu kanaati paylaşmaktadır. Hatta Kayseri’de yapılan bir toplantıda konuyu dile getirdiği için AKP hükümeti tarafından görevden alındığına ilişkin haberler çıktı medya organlarında.
3-Buradaki “insan” lafını, söz konusu yaratıkları diğer canlılardan ayırmak için suretâ kullandığım bilinmelidir. Çünkü bunlara insan deyince, şehitlerimize insanüstü bir varlık ismiyle hitap etmek zorunluluğumuz vardır.
4- Ece Temelkuran, Ağrı’nın Derinliği, s. 189, Everest Yayınları, İstanbul, 2008.
5- Ahmet Dinç’e vermiş olduğu mülakat.
6- Ece Temelkuran, Ağrı’nın Derinliği, s. 42, Everest Yayınları, İstanbul, 2008.
7- Age, s. 86. Arşak Sarkisyan, “Talat Paşa ve Jön Türkler, Yahudi idi derken, onların aslında Mason olduğunu mu söylemek istiyordu bilinmez. Ancak İttihat ve Terakki Partisi ve Ermeni tehciri kararını alan Talat Paşa kabinesi içinde Sabetayist, yani Yahudi dönmeleri olduğu biliniyor. Ö.S.
8- Ahmet Dinç’e vermiş olduğu mülakat.
9- Ece Temelkuran, age, s. 191.
10- İsmet Paşa’nın, söz konusu raporda bulunan Doğu ve Güneydoğu’da bulunan bazı merkezlerle ilgili kanaat ve teklifleri için bkz.http://www.baskent.in/haber!ismet-inonu-pasanin-kurt-raporu!287611.html
11- Ece Temelkuran, age, s. 229.
12- Age, 255.
13-Bkz. 10 nolu dipnotta verilen link.

Sunday, June 15, 2008

Etnik temizliği Ermeniler yaptı1

6 Haziran 2008
Nerdun HACIOĞLU / MOSKOVA

Moskova’daki Askeri Tarih Devlet Arşivi’ni (RGVİA) araştıran akademisyen Mehmet Perinçek, Tuğgeneral Bolhovitinov’un 11 Aralık 1915’te karargahına gönderdiği 65 sayfalık raporu buldu. Rus komutan raporda, "Ermeni gönüllü birlikleri ırkçı duygularla Müslüman halka karşı vahşi kırımlara girişti" diyor.

RUSYA’nın başkenti Moskova’da bulunan Rusya Askeri Tarih Devlet Arşivi’nde (RGVİA) çalışmalar yapan İstanbul Üniversitesi araştırma görevlisi Mehmet Perinçek, Birinci Dünya Savaşı sırasında Kafkas cephesinde görevli Tuğgeneral Leonid Bolhovitinov’un karargahına gönderdiği raporu buldu. Diğer adı ’Çarlık Rusyası Askeri Arşivi’ olan merkezde bulunan tarihi belge, günümüzde Erivan hükümeti ve diasporanın sloganı haline gelen "Türkler 1915 yılında 1.5 milyon Ermeni’yi öldürdü" iddiasını ilk elden çürüten bilgiler içeriyor.

Sorumlu kendileri
11 Aralık 1915’te Rus karargahına gönderilen 65 sayfalık rapor, "Gerçek durum. Düzeltme" başlığını taşıyor. Taşnak Partisi’nin, "Kafkas cephesinde Ermeni gönüllü çetelerinin faaliyetleri" başlıklı bir mektubu Rus Çarı’na iletmesinden iki ay sonra yazılan raporun girişinde, Ermenilerin kaleme aldığı bu mektuptaki bilgilerin "siyasi amaçlı" olduğu uyarısı yapıldıktan sonra, bölgedeki "gerçek durum" özetleniyor. Bölgede patlak veren hadiselere, "Ermeni problemi olarak tabir edilen mesele" tanımını uygun gören Rus general, Osmanlı içinde istenmeyen unsur haline gelmelerinde sorumluluğu Ermenilere yüklüyor. Raporda, "Ermenilerin verdiği ölü sayısına güvenmemek gerekir. Taşnak partisi bildirilerinde belirtilen kayıp rakamları devamlı surette abartılıyor ve bunların siyasi amaç taşıdıkları şüphe götürmüyor. Bu kayıpların sorumluları da, kırımı ateşleyen Ermeni çetelerinin kendisidir" ifadesi yer alıyor.

İngiltere kışkırttı
Bölgede fitilin 1915’ten çok daha önce, 1890 tarihlerinde dış güçler tarafından ateşlendiğini merkeze bildiren Bolhovitinov, "Özellikle İngiltere, Osmanlı ile Çarlık Rusya arasında ittifak kurulup Ortadoğu’da yeni güç merkezi oluşmaması için, Türkiye’nin doğusundaki Ermenileri kışkırtarak karışıklık çıkartmıştır. Bundan önce, Türkler, Ermeniler ve Kürtler barış içinde yaşıyordu. Hatta bölgedeki Ermenilerin hayat koşulları, Kürtler’den ve Türkler’den bile iyiydi" diyor. Rus general şöyle yazıyor: "Rusya, Osmanlı içindeki Ermeni meselesini ilk başta uzaktan izlemekle yetinmiştir. İmparatorumuzun görüşü, Almanya ve üç ay sonra Osmanlı devletinin de bize savaş ilan etmesiyle değişti. Rus birliklerine ek olarak Ermeni gönüllü çetelerini kullanma kararı, Osmanlı’nın bize savaş ilanı sonrasında alındı. Zayıflayan Osmanlı Devleti, Rusya için potansiyel müttefik olmaktan zaten çıkmıştı."

Rapordan tespitler
Cepheyi teftiş eden Çarlık Rusya’sı Tuğgenerali Bolhovitinov’un 1915 tarihli raporunda karargahına bildirdiği bazı tespitler şöyle:
Kullanıldılar Ermenilere kendi yardımlarıyla "Bağımsız Ermenistan" kurabilecekleri fikrini empoze eden Avrupa diplomasisidir. Bu fikrin aşılanmasında özellikle Ermeni diasporası aydınları kullanılmış ve onlar aracılığıyla Osmanlı’da yaşayan Ermenilere karışıklık çıkarmaları ve kan dökerek Avrupa kamuoyunu etkilemeleri öğütlenmiştir.

Feda edildiler Ermeni liderleri, gerçekleşmesi imkansız "Bağımsız Ermenistan" fikrine kapılarak Ermeni halkını Avrupa diplomasisi için feda etmiştir. Ermeni çeteleri, suni ayaklanmalar kışkırtarak, yoğun propaganda faaliyeti yürüterek ve Müslüman nüfus üzerinde her türlü tecavüzü uygulayarak kırımı ateşlemiştir.

Herkese terör Ermeni örgütleri, eylem biçimi olarak terörü benimsemişlerdir. Terörü, sadece başka milletlerden kişilere karşı değil, kendi fikirlerini benimsemeyen Ermenilere karşı da uygulamışlardır. Hatta özerklik karşılığında Rusya ile ittifakı da geçici bir araç olarak görmüşlerdir. Dolayısıyla Ermeni gönüllü birlikleri uzun vadede Rusya İmparatorluğu çıkarlarının aleyhinedir. Rusya’da terör eylemleri düzenleyen Taşnak komutanlarının 1914 affından yararlandırılması ve serbest bırakılması hatadır.

Vahşi kırımlar Savaş esnasında işgal edilen bölgelerde Ermeni gönüllü birlikleri ırkçı duygularla Müslüman halka karşı vahşi kırımlara girişmiş, nüfusu cins veya yaş ayırtetmeden ya imha etmiş ya da sürmüş, köylerini yerle bir etmiş ve mallarını yağmalamıştır. Bu uygulamalar sistemlidir. Düzensiz ve yağmacı Ermeni çeteleri, müttefik Rus ordularına karşı bile zaman zaman silah kullanmıştır. Rus yetkilileri bu yüzden önlemler almıştır.

Dehşet çeteleri
Rus general Leonid Bolhovitinov’un raporuna göre, Birinci Dünya Savaşı’na Rus saflarında katılan gönüllü Ermeni çeteleri, Anadolu topraklarında sivil halk arasında dehşet saçmıştı. Fotoğrafta görülen "Kazar" ve "Sepuh" gibi çeteler, Ruslar tarafından bile kontrol altında tutulamıyordu.

’Düşman’ın kaleminden
BUGÜNE kadar Rus arşivinin tozlu raflarında kalan ancak tarihi öneme sahip olan raporun, o dönemde Osmanlı ile düşman olan bir ülkenin askeri yetkilisi tarafından hazırlanmış olması önem taşıyor. Raporu yazan Rus Tuğgeneral Bolhovitinov, Osmanlı İmparatorluğu’nun Almanya ve Avusturya-Macaristan ile birlikte, İngiltere, Fransa ve Rusya’ya karşı savaştığı 1914-1918 yılları arasında Kafkas cephesinde bulunuyordu. Dolayısıyla gördüklerini diplomatik bir çarpıtma yapmadan, asker gerçekçiliğiyle aynen üstlerine aktarmış olduğu sanılıyor. Sözde Ermeni soykırımı meselesinde en büyük sorun, tarihi belgelerin nesnelliği. Özellikle Ermeni iddialarını destekleyen belgelerin, o dönemde Osmanlı’nın karşısında yer alan devletlerin diplomatları ve gazetecileri tarafından yazılmış olması dikkat çekiyor.

Çar’a sadakat yemini
Akademisyen Mehmet Perinçek’in ulaştığı tarihi fotoğrafta, Ermeni gönüllü çeteleri, Rus Çarı’na sadakat yemini ederken görülüyor. Çarlık Rusya generali Bolhovitinov, Kafkasya cephesinde Osmanlı ile savaşırken yazdığı raporunda, "Almanya’dan sonra Osmanlı Devleti de Rusya’ya savaş ilan etmeseydi, kontrol altında tutulması çok zor olan Ermeni unsurunu gönüllü birlikler olarak Kafkas cephesinde kullanma düşüncemiz olmazdı. Ermeni çeteleri savaştan sonra süngülerini rahatlıkla bize karşı da çevirebilir" diyor.
http://www.hurriyet.com.tr/gundem/9188892.asp?gid=229&sz=54074

Wednesday, June 11, 2008

ATATURK'UN TURK BIRLIGI

1933 yılı 29 Ekim gecesi, herkes Cumhuriyet'in 10. yılını kutluyor. Atatürk o sırada Türk Ocağı'nda yabancı diplomatlara yemek veriyor, davetliler gecenin ilerleyen saatlerinde birer ikişer dağılırlar, Atatürk yakın arkadaşları Salih Bozok, Kılıç Ali, Nuri Conker'i kastederek "Bizimkiler nerede ?" diye sorar, Tevfik Rüştü Aras (Atatürk'ün dışişleri bakanı) Ziraat Bankası salonundaki baloda olduklarını söyler.

Hep beraber Ziraat Bankası'nın balo salonuna giderler. İçerisi tıklım tıklımdır, Atatürk gelince herkes alkışlar, "Yaşa Gazi Paşam" şeklinde tezahürat yapar. Atatürk halkıyla sohbet etmeyi çok sevdiği için sandalye ve masa ister ki isteyenler ona sorularına sorabilsinler. Soru sormak için gelen kişilerden biri Zeki isimli 25 yaşlarında bir doktordur.
Şunu sorar;
-Gazi paşam ! Saltanatı kaldırdık, hilafeti meclisin manevi şahsiyetinin içine aldık; bunlar yapılana kadar bir milletin ideali olabilirler. fakat, yapıldıktan sonra yeni bir düzen kurulur ve işler... Onun iyi işlemesi, kötü işlemesi, ideal değildir, iyi işlemesini sağlamaya mecburuz ! Yaptığımız öteki devrimler de yapıldığı an ideal olmaktan çıkar. Artık ideallerimiz, yaşadığımız gerçekler haline dönüşmüştür. iyi ya da kötü sonuç vermesi bizim sorumluluğumuzun sonuçlarını belirler.

Ama bir de Milletlerin babadan-oğula sıçrayan uzun vadeli idealleri vardır. Siz bize böyle bir ideal aşılamadınız ! Yahut benim bundan haberim yok !
Bunu bize açıklar mısınız Gazi Hazretleri ?
Atatürk bu soruya şöyle cevap verir;

-Bunlar vicdanımıza yazılmış gerçeklerdir; konuşulmaz, yaşanır !

Elbet bu milletin bir ülküsü olacaktır ama bu ülküler devletler tarafından açıklanmaz; Millet tarafından yaşanır ! Nasıl, bakarken gözlerimizi görmüyor, onunla herşeyi görüyorsak, Ülkü de onun gibi, farkında olmadan vicdanlarımızda yaşar ve herşeyi ona göre yaparız... Ben Devlet Başkanıyım ! Sorumlulukları m vardır ! Bu sorumlulukları m altında konuşamam ! Bu konuda genç arkadaşlarımla ayrıca konuşacağım.

Sonra Atatürk halkın Cumhuriyet bayramını tekrar kutlar ve Dr. Zeki'yi yanına alarak Genel Müdür'ün odasına çıkar. Atatürk'ün arkasında duvarda bir Türkiye haritası vardır. Karşısında oturan Dr. Zeki'ye :

-Benim arkamdaki haritayı görüyor musun ? -Evet Paşam. -O haritada Türkiye'nin üstüne abanmış bir blok var, Onu da görüyor musun ? -Evet, görüyorum Paşa Hazretleri -Hah. İşte o ağırlık benim omuzlarım üstündedir. Omuzlarım üstünde olduğu için, Ben Konuşamam !
Düşün bir kere.. Osmanlı imparatorluğu ne oldu ? Avusturya-Macarista n İmparatorluğu ne oldu ? Daha dün bunlar vardılar.. Dünyaya hükmediyorlardı ! Avrupa'yı ürküten Almanya'dan bugün ne kaldı ?.. Demek hiçbir şey sür-git değildir ! Bugün ölümsüz gibi görünen nice güçlerden, ileride belki pek az birşey kalacaktır. Devletler ve Milletler, bu idrakin içine olmalıdırlar.
Bugün Sovyetler Rusya dostumuzdur, komşumuzdur, müttefikimizdir. . Devlet olarak bu dostluğa ihtiyacımız var ! Fakat yarın ne olacağını kimse kestiremez. Tıpkı Osmanlı İmparatorluğu gibi, tıpkı Avusturya-Macarista n İmparatorluğu gibi parçalanabilir ! Bugün elinde sımsıkı tuttuğu Milletler, avuçlarından sıyrılabilirler. . Dünya yeni bir dengeye ulaşabilir !.
İşte o zaman Türkiye, ne yapacağını bilmelidir !

Bizim bu dostumuzun yönetiminde dili bir, inancı bir, özü bir kardeşlerimiz vardır. Onları arkalamaya hazır olmalıyız !

"Hazır olmak" yalnız o günü susup beklemek değildir, "hazırlanmak lazımdır". Milletler, buna nasıl hazırlanırlar ? Manevi köprülerini sağlam tutarak ! Dil bir köprüdür, inanç bir köprüdür, tarih bir köprüdür ! Bugün biz , bu toplumlardan dil bakımından, gelenek, görenek, tarih bakımından ayrılmış, çok uzağa düşmüşüz!. Bizim bulunduğumuz yer mi doğru, onlarınki mi ? Bunun hesabını yapmakta fayda yoktur !. Onların bize yaklaşmasını bekleyemeyiz; Bizim, onlara yaklaşmamız gerekli...

Tarih bağı kurmamız lazım.. Folklor bağı kurmamız lazım .. Dil bağı kurmamız lazım.. Bunları kim yapacak ?
Elbette Biz.. Nasıl yapacağız ?. İşte görüyorsunuz , "Dil Encümenleri" , "Tarih Encümenleri" kuruluyor Dilimizi, onun diline yaklaştırmaya, tarihimizi ortak payda haline getirmeye çalışıyoruz. Böylece, birbirimizi daha kolay anlar hale geleceğiz. Bir sevgi parlayacak aramızda, tıpkı bir vücut gibi, kaderde ve mutlulukta birbirimizi duyacağız ve arayacağız. Ortak bir dil amaçladığımız gibi, ortak bir tarih öğretimiz olması gerekli.. Ortak bir mazimiz var, bu maziyi, bilincimize taşımamız lazım.. Bu sebeple okullarda okuttuğumuz tarihi Orta Asya'dan başlattık ! Bizim çocuklarımız, orada yaşayanları bilmelidirler. Orada yaşayanlar da bizi bilmeli..
İşte bunu sağlamak için de "Türkiyat Enstitüsü"nü kurduk. Kültürlerimizi, bütünleştirmeye çalışıyoruz ! Ama bunlar, açıktan yapılmaz ! Adı konarak yapılacak işlerden değildir. Yanlış anlaşılabildiği gibi, savaşlara da sebep olabilir. Bunlar, Devletlerin ve Milletlerin derin düşünceleridir.

İşitiyorum: Benim dil ve tarih ile uğraştığımı gören kısa düşünceli bazı vatandaşlarımız; "Paşanın işi yok ! Dil ile Tarih ile uğraşmaya başladı" diyorlarmış. Yağma yok !. Benim işim başımdan aşkın. Ben bugün çağdaş bir Türkiye kurmaya ne kadar çalışıyorsam, yarının Türkiye'sinin temellerini de atmaya o kadar dikkat ediyorum.

Bu yaptıklarımız, hiçbir millete düşmanlık değildir.

Barıştan yanayız, barıştan yana kalacağız ! Ama durmadan değişen dünyada, yarının muhtemel dengeleri için hazır olacağız. Bunları sana, akıllı bir genç olduğun için söylüyorum. Açıktan söylemiyorum, kulağına söylüyorum.. Sen bil, gerekçesini kimseye söylemeden böyle davran, çevrenin de böyle davranması için gerekeni yap ! İdealler konuşulmaz, yaşanır ! İşte senin sorunun karşılığını da böylece vermiş oldum !

Gece ilerlemişti. Atatürk arkadaşları ile birlikte, bulvara çıktığı zaman, taze bir sabah Ankara göklerinde ışımaya başlamıştı.

*Olay İhsan Sabri Çağlayangil'den dinlenmiş, Sebati Ataman, Kılıç Ali, Tevfik Rüştü Aras, Hikmey Bayur tarafından doğrulanmıştır.
Kaynak: Atatürk'ün Avrasya Devleti/ İsmet Bozdağ